Salı, Temmuz 7, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

İyi Kalpli Olmak ile Sınır Koyamamak Aynı Şey Midir ?

İyi kalpli olmak nedir, nasıl tanımlarız? Bunun öncesinde sorulması gereken asıl şey, “iyi”nin ne olduğudur. İnsanlara ve çevresindeki yardıma ihtiyacı olan canlılara karşı duyarsız kalamayan, kimseyi bile isteye incitmek istemeyen ve her zaman anlayışlı olmaya çalışan bireyler genellikle “iyi kalpli” olarak tanımlanabilir.

Ancak asıl iyinin tanımı çok daha farklı ve bireysel olabilir. Bu özellik, bazen kişinin kendi benliğini geri plana atmasına ve sınırlarını ihmal etmesine neden olabilir. İşte tam da bu noktada, iyi kalpli olmak ile sınır koyamamanın sessiz çığlıkları duyulmaya başlanır. Bu bölümde özellikle empati kavramından da bahsetmek istiyorum. Başarması zor olan, bu kocaman dünyaya bir an için karşımızdaki kişinin gözünden bakabilmektir. Elbette bu noktada, empatiyi sağlıklı bir şekilde gerçekleştirebilmek de oldukça kıymetlidir. Hem karşımızdaki kişiyi anlayabilmeyi hem de kendi duygularımızı ve ihtiyaçlarımızı göz ardı etmemeyi gerektirir.

Sınır koyamamak dediğimiz durum nasıl evrilir? Sınır koymak, doğuştan sahip olduğumuz bir beceri değildir; yaşamın erken dönemlerinden itibaren ailemiz, temel bakım verenlerimiz ve sosyal çevremiz aracılığıyla öğrenilir. Çocukluk döneminde duygularını ifade ettiğinde eleştirilen, “ayıp olur”, “bencillik etme” ya da “önce başkalarını düşün” gibi mesajları sıkça duyan bireyler, zamanla kendi ihtiyaçlarını geri plana atmayı çevresinden yapılması gereken bir şey olarak öğrenebilir. Böyle bir ortamda büyüyen kişi için kabul görmek, sevilmek ve onaylanmak çoğu zaman kendi isteklerinden vazgeçmekle eş anlamlı hâle gelebilir.

Bu nedenle birçok insan, “hayır” demekte zorlandığı için değil; “hayır” dedikten sonra yaşayacağı suçluluk duygusundan korktuğu için sınır koyamamış olur. Çünkü zihninde sınır koymak; karşısındaki insanı üzmek, o kişiyi hayal kırıklığına uğratmak ya da ilişkinin zarar görmesi anlamına gelebilir. Bunun yanında çatışmadan kaçınma eğilimi de önemli bir etkendir. Her anlaşmazlığı ilişkinin sonu gibi algılayan kişiler, huzuru koruyabilmek adına kendi ihtiyaçlarını bastırmayı tercih edebilir. Ancak kısa vadede ilişkiyi koruyor gibi görünen bu davranış, uzun vadede kişinin kendisiyle olan ilişkisini zedelemeye başlar. Kişi zamanla ne istediğini, neye ihtiyacı olduğunu ve hangi durumların onu rahatsız ettiğini fark etmekte zorlanabilir.

Sınır koyamamanın psikolojik bir yansıması olabilir mi? İlk bakışta fedakârlık gibi görünen sınır koyamama davranışı, uzun vadede kişinin psikolojik iyi oluşunu olumsuz yönde etkileyebilir. Sürekli başkalarının beklentilerine göre hareket etmek, bireyin fiziksel ve duygusal enerjisini tüketir. Bir süre sonra kişi kendisini yorgun, tükenmiş ve değersiz hissetmeye başlayabilir. Bunun yanı sıra bastırılan ihtiyaçlar ve ifade edilmeyen rahatsızlıklar zaman içinde birikir. Dışarıdan sakin görünen kişi, aslında yoğun bir öfke yaşayabilir. Ancak bu öfke doğrudan ifade edilmediğinde kırgınlık, küskünlük ya da pasif agresif davranışlar şeklinde ortaya çıkabilir. Böylece kişi hem ilişkilerinde zorlanır hem de “Ben bu kadar verici davranıyorum ama neden karşılığını alamıyorum?” düşüncesiyle hayal kırıklığı yaşayabilir.

Sınır koyamamak öz saygıyı da etkileyebilir. Çünkü kişi sürekli kendi ihtiyaçlarını ikinci plana attığında, farkında olmadan kendisine şu mesajı verir: “Benim ihtiyaçlarım o kadar da önemli değil.” Oysa sağlıklı ilişkiler, yalnızca karşı tarafın değil, her iki tarafın da ihtiyaçlarının dikkate alındığı ilişkilerdir.

Sağlıklı sınırlar dediğimiz yapılar nasıldır? Özellikle Türk toplumunda sınır koymak zaman zaman sert, soğuk ya da bencil olmakla karıştırılabilir. Oysa sağlıklı sınırlar, insanları hayatımızdan uzaklaştırmak için değil; ilişkileri daha güvenli, daha saygılı ve daha sürdürülebilir hâle getirmek için vardır. Sağlıklı sınırlar, ihtiyaç duyduğunda “hayır” diyebilmeyi, dinlenmeye ihtiyaç duyduğunu ifade edebilmeyi, her sorumluluğu üstlenmemeyi ya da sadece ve basitçe bunu istemediğini, kendi zamanına da değer vermeyi içerir. Aynı zamanda başkalarının duygularını önemserken kendi duygularını da ihmal etmemeyi gerektirir.

Sınır koymak, karşımızdaki insanı reddetmek değildir; yalnızca kendi sınırlarımızı ve ihtiyaçlarımızı görünür kılmaktır. Bazen bir daveti geri çevirmek, bazen sürekli ulaşılabilir olmamak ya da bir isteği yerine getiremeyeceğini söylemek de sağlıklı sınırların bir parçasıdır. Unutulmamalıdır ki gerçek nezaket, kendinden vazgeçmek değildir. Başkalarına gösterdiğimiz anlayışı kendimize de gösterebildiğimizde, hem kendimizle hem de çevremizle daha dengeli ve sağlıklı ilişkiler kurabiliriz. Sağlıklı sınırlar, sevgiyi azaltmaz; aksine saygıyı ve güveni güçlendirir.

Sevde Bölek
Sevde Bölek
Sevde Bölek, Psikoloji alanında lisans eğitimi süresince çeşitli akademik ve uygulamaya dayalı çalışmalarda deneyim kazanmıştır. Ergen, yetişkin ve çift danışmanlığı alanlarında çalışmalar yürütmüş; danışmanlık süreçlerinde Bilişsel Davranışçı Terapi, Kabul ve Kararlılık Terapisi ile Şema Terapi yaklaşımlarından yararlanmıştır. Psikolojik süreçlerin daha anlaşılır hâle getirilmesini önemseyen Bölek, bireylerin duygusal farkındalıklarını artırmaya, ilişki dinamiklerini güçlendirmeye ve psikolojik iyi oluşu destekleyen psiko-eğitici içerikler üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar