Perşembe, Haziran 18, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

YARALI ŞİFACI CHİRON

“Yaraların ışığın içeri girdiği yerdir.

Seni acıtan, üzen, sende yara açan her şey aynı zamanda seni kutsar.

Karanlık senin aydınlatıcı mumundur.

Yıkımın olduğu yerde hazine bulunur.

Yaralarından kaçma! Yaraların, ışığın içine nüfuz edeceği yerdir.”

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

İnsanlık tarihi boyunca acı, yalnızca kaçınılması gereken bir deneyim olarak değil; aynı zamanda dönüşüm, olgunlaşma ve anlam arayışının da bir parçası olarak ele alınmıştır. Mevlânâ’nın yüzyıllar önce dile getirdiği bu kıymetli sözler, yaraların yalnızca inciten değil, aynı zamanda insanı kendine yaklaştıran ve dönüştüren bir yanı olabileceğini hatırlatıyor. Benzer bir tema, Yunan mitolojisinde Chiron’un hikâyesinde ve daha sonra Carl Gustav Jung’un psikoterapiye ilişkin düşüncelerinde de karşımıza çıkar.

Bu nedenle haziran ayı yazımın konusunu, uzun zamandır hem insana dair hem de mesleki yolculuğa dair çok şey anlattığını düşündüğüm bir metafor olan “yaralı şifacı” olarak seçmek istedim. Bu metafor, bizi önemli bir soruyla karşı karşıya bırakıyor: Kendi acılarımızla nasıl bir ilişki kurduğumuz, başkalarının acısına eşlik etme biçimimizi etkiliyor mu?

Ve sorunun izini sürdüğümüzde karşımıza, Yunan mitolojisinin en dikkat çekici figürlerinden biri olan Chiron çıkar. Bilgeliği, adaleti ve iyileştirici yetenekleriyle tanınan Chiron; tıp, müzik ve eğitim alanlarında ustalaşmış, birçok kahramanın öğretmeni ve rehberi olmuştur. Ancak onun hikâyesini benzersiz kılan, sahip olduğu bilgiden çok taşıdığı yaradır. Zehirli bir okla aldığı ve hiçbir zaman tamamen iyileşmeyen bu yara, Chiron’un yaşamının ayrılmaz bir parçası hâline gelir. Kendi acısını bütünüyle ortadan kaldıramasa da başkalarının yaralarına dokunmayı, onlara rehberlik etmeyi ve şifa sunmayı sürdürür.

İşte bu nedenle Chiron, yalnızca mitolojik bir karakter değildir; insanda kırılganlığın ve iyileştirme kapasitesinin aynı anda barınabileceğini simgeleyen “yaralı şifacı” arketipinin en güçlü temsilcilerinden biri olarak kabul edilir. Yüzyıllar sonra analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung da bu metaforu psikoterapi bağlamında yeniden ele alacak ve yardım eden kişinin kendi yaralarıyla kurduğu ilişkinin, iyileştirici süreçteki önemine dikkat çekecektir. Jung’un sıklıkla atıfta bulunduğu “Yalnızca yaralanmış hekim iyileştirebilir” (Only the wounded physician heals) sözü de bu anlayışı yansıtır.

Bu ifade, terapistin acı çekmiş olmasını yüceltmekten ziyade, kendi yaralarının farkında olmasının önemine işaret eder. Çünkü Jung’a göre, kişinin kendi kırılganlığıyla yüzleşmesi; acılarını tanıması, anlamlandırması ve dönüştürebilmesi, başkasının acısına daha derin bir anlayış ve insani bir temasla eşlik etmesine olanak tanır. Dolayısıyla yaralı şifacı, yarasız olmayı değil; yaralarına bilinçli bir farkındalıkla yaklaşabilmeyi temsil eder.

Mesele, hiç yara almamış olmak değildir. Çünkü insan olmanın doğasında kırılmak, kaybetmek, hayal kırıklığına uğramak ve zaman zaman kendi sınırlarımızla yüzleşmek vardır. Mesele, bu deneyimlerin bizi nasıl şekillendirdiğidir. Kendi yaralarımızı inkâr etmek ya da onları bütünüyle geride bırakılmış birer hikâye gibi görmek yerine, onların yaşamımızdaki izlerini fark edebilmek; acının bizi sertleştiren değil, derinleştiren yanına temas edebilmektir. Ancak kişi kendi kırılganlığıyla karşılaşabildiğinde, bir başkasının acısı karşısında onu hızla düzeltmeye, susturmaya ya da anlamlandırmaya çalışmadan durabilir. Çünkü bazen en insani ve en dönüştürücü olan, çözüm sunmak değil; belirsizliğin, çaresizliğin ve acının içinde, tüm bunlara rağmen ilişkiyi sürdürebilmektir. Belki de gerçek cesaret, tam da burada ortaya çıkar: Kendi yaralarımızın bilgeliğini taşıyarak, bir başkasının acısıyla karşılaştığımızda ondan kaçmadan, onu sahiplenmeden ve onu kendimize benzetmeden, yalnızca eşlik edebilmektir.

Belki de “yaralı şifacı” metaforunun bize hatırlattığı en önemli şey budur: Şifa, kusursuzlukta değil, insan olma hâlinin ortaklığında filizlenir. Bizi iyileştiren, çoğu zaman karşımızdaki kişinin tüm yanıtları bilmesi değil; acımız karşısında geri çekilmeden, savunmaya geçmeden ve bizi değiştirmeye çalışmadan bizimle kalabilmesidir.

Bu nedenle yaralı şifacı, yaraların yokluğunu değil; yaralarla kurulan bilinçli ilişkiyi temsil eder. Kendi karanlığını tanıyan kişi, başkasının karanlığından korkmaz. Kendi kırılganlığıyla temas edebilen kişi, başkasının kırılganlığına da daha şefkatle yaklaşabilir. Ve belki de gerçek iyileşme, yaraların tamamen ortadan kalktığı bir noktada değil; onların varlığına rağmen anlamlı ilişkiler kurabildiğimiz, sevebildiğimiz ve birbirimize eşlik edebildiğimiz yerde başlar.

Çünkü bazen bir insanın diğerine sunabileceği en değerli şey, onu iyileştirme gücü değil; acısıyla birlikte görülme, anlaşılma ve yalnız olmadığını hissetme deneyimidir.

Ve bazen ışık, hayatımıza en kusursuz hâlimizden değil; kırıldığımız yerlerden sızar. Çünkü gerçek şifa, yaraların yokluğunda değil; incinmiş olmanın bilgeliğiyle yaşamı, insanı ve umudu yeniden seçebilmekte saklıdır.

Sevgiler…

Figen Türkel
Figen Türkel
Figen Türkel, Doğu Akdeniz Üniversitesi Psikoloji bölümü mezunudur. Birçok alanı olan psikolojinin özellikle EABCT standartlarına göre düzenlenen "Kognitif ve Davranış Terapileri (KDT), Oyun Terapisi ve Mindfulness" alanlarında uzmanlaşmayı hedeflemektedir ve bu alanlarda Türkiye’de öncü hocalardan aldığı eğitimlerini ve süpervizyonlarını tamamlamaya çalışmaktadır. Türkel, bu alanlara ek olarak bilimsel araştırmaların ışığında edindiği bilgilerini özellikle çocuklar ve ebeveynlere yönelik derlediği yazılarını sosyal medya platformları ve dijital dergilerde paylaşarak bireylerin doğru bilgilerle ruh sağlığını güçlendirmeyi hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar