Hepimizin korku sinemasıyla bir şekilde teması olmuştur. Korkusever bir arkadaşınız vardır ya da çok uzaklarda aramaya gerek kalmadan o kişi kendinizsinizdir. Peki, insanlar bunca dehşet ve kaos duyguları içeren korku filmlerini neden tekrar tekrar izlerler? Neden bu filmleri izlemekten zevk alırlar? Hiç rahatsız olmazlar mı? İşte bugün tam da bu noktalara bir göz atacağız.
Korku filmleri genel anlamda insanlarda korku ve gerilim uyandıran, sinema tarihinin hemen her döneminde ilgiyi üzerine çeken bir türdür. Eski halk hikayeleri, ritüeller, doğaüstü varlıklar, dinsel ögeler ve perili evler sıklıkla bu türde karşımıza çıkar. Bunun yanı sıra ses, görüntü ve müzik unsurlarıyla da desteklenerek seyirci korkutulmaya çalışılır. Seyirci, ekranın içerisine girerek kendisini hikayenin öznesi pozisyonunda görmeye başlar.
Psikolojik Yönler
Birey, modern hayatın içerisinde monotonlaşmış bir yaşam sürmektedir. Korunaklı bir ortamda kendi doğasından uzak bir biçimde yaşar. İşe gider, okula gider, eve gelir ve aynı döngü içerisinde sıkışır kalır. Ancak sanat, birey için durağan gerçekliğinden kaçış sağlar. Özellikle sinema eserleri, bireyi kendi gerçekliğinden alarak yeni bir gerçekliğin içerisinde yolculuğa çıkarır. Korku sineması ise bunu en güçlü şekilde gerçekleştiren türlerden biridir. (Mills, 2020)
İnsanlar doğası gereği meraklıdır. Merak sayesinde keşifler yapmış ve hayatta kalmışlardır. Korku sineması, bu merak duygusunun en iyi şekilde besleneceği yerlerden biridir. (Breslin, 2022) Bilinmeyen olaylar, karanlık atmosferler ve kayıp kişiler, merak duygusunu zirveye çıkaran niteliklerdir. Film esnasında bunları deneyimleyen birey, gerçek hayatta deneyimlemekten uzak olduğu heyecan ve korku hissine kapılır. Adeta bir heyecan simülasyonuna girmiş olur. Ancak burada birey, güvende olduğunu bilir. Tüm bu tehlikeli olayları deneyimlerken bir yandan rahat koltuğunda oturmaktadır. Bu şekilde güvenli bir risk ortamı oluşturulmuş olur.
Film boyunca birey, bu güvenli risk ortamının tadını çıkarır. İçinde biriken negatif duygular, olayların çözülmesiyle yerini zafer hissine bırakır. Bu zafer duygusuyla birey, korkutucu bir deneyimi tek başına atlatmış olmayı deneyimler. Hikayede hayatta kalan olmuştur. Bu şekilde birey, özgüveni ve psikolojik sağlamlığı artmış hisseder. (Breslin, 2022)
Zillman (1980) ise tüm bunlarla ilgili araştırmaları sonucunda “uyarılma aktarımı teorisi”ni ortaya atmıştır. Teoriye göre birey, film boyunca negatif duygular yaşar. Bu duygular katlanarak büyür. Ancak filmin sonunda genellikle iyiler kazanır ve tehlike geçer. Bunun sonucunda birey, yaşadığı gerilim duygularından çok daha baskın pozitif duygular hisseder. Negatif duygular geride kalmıştır ve birey artık öfori (yoğun bir haz anı) deneyimlemektedir. Böylece korku filmi izlemek, sadece bir korku anı değil, keyif alınan bir eylem haline gelmektedir. (Martin, 2019) Olayların çözüme ulaşmadığı filmlerde ise birey, heyecanla diğer filmlere geçer ya da kendisini alternatif bir son ararken bulur. Böylece korku paradoksu başlamış olur.
Nörobiyolojik Yönler
Yukarıda korku filmi izleyen bireyin neler deneyimlediğini görmüş olduk. Peki, bu esnada beyninde neler oluyor? Vücudumuz tüm bu olanlara nasıl tepkiler veriyor? Gelin bir de bunlara bakalım.
Korku filmi izlemek, temporal lobda bulunan amigdalayı aktif hale getirir. Amigdala, tehdit anında devreye giren savaş-kaç sistemimizdir. Bu sistem, beynin karar verme mekanizmasına danışmadan aniden devreye girer. Birey burada büyük bir gerilim yaşar. Aynı zamanda hipotalamus da aktif olur. Tehdidi algılayan hipotalamus, böbreküstü bezlerini uyarır. Bunun sonucunda yoğun şekilde adrenalin ve kortizol salgılanır. Vücut, fiziksel bir savaşa giriyormuş hissi yaşar. Göz bebekleri büyür, solunum hızlanır ve kalp yerinden çıkacakmış gibi olur. (Çağlıyan, 2020) Tüm bu salgılanan kimyasallar sonrasında beyin, aslında güvende olduğunun farkına varır. Bunun sonucunda dopamin ve endorfin salgılanımı gerçekleşir. Bu sayede günlük hayatta açıklayamadığımız, korku filminden zevk alma anı yaşanmış olur.
Amigdala alanında da değişiklikler olur. Genellikle korku ile ilişkilendirilen amigdalanın on üç çekirdeği vardır. Bu çekirdekler, beynin farklı alanları ile etkileşime girerek karşılıklı çalışırlar. Örneğin, korkuyu öğrenme ve hatırlama gibi görevleri bulunur. Aynı zamanda amigdalanın ödül merkezleri ile de bağlantıya geçebildiği görülmüştür. Korku gibi negatif duyguların ardından ödül merkeziyle temasa geçen amigdala, bireyin ortada bir ödül varmış gibi hissetmesine ve dolayısıyla da haz almasına sebep olur. Bu da korkudan duyulan anlamlandırılamayan hazzın nedenlerinden biridir. (Çağlıyan, 2020)
Kolektif Yön
Bir diğer ilginç yön ise korku sinemasının bireylerde birlik beraberlik duyguları yaratmasıdır. Korku filmleri genellikle bir grupla beraber keyifli bir aktivite olarak izlenir. Her kafadan bir ses çıkar, yorumlar yapılır. Hudson ve arkadaşlarının (2020) araştırmaları da bize bu yönde bilimsel veriler sağlar. Bu araştırmalarda bireylerin beyinleri, fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) kullanılarak takip edilmiştir. Bu esnada birçok ilginç belirtiye rastlanmıştır. Bunlardan biri, beraber uzun metrajlı korku filmi izleyen bireylerin bir süre sonra beyin aktivitelerinin tamamen senkronize hale gelmesidir. Yani bireylerde “beraber hayatta kalma” hissi uyandırarak aralarında bağı artırması ve kolektif bir bilinç yaratmasıdır. Bunun sonucunda da birbirlerine karşı olumlu duygularının güçlenmesi gözlemlenmiştir.
Sonuç
Tüm bunları incelediğimizde korku filmi izlemenin aslında basit bir izleme eyleminden çok daha fazlası olduğunu görüyoruz. Sinema, bireyi hikaye ile özdeştirerek sanki hikayeyi kendisi yaşıyormuş gibi hissetmesine neden olan bir sanat dalıdır. Burada, birey tüm bu hikayeyi yaşarken bir yandan da monotonlaşmış modern dünyadan uzaklaşır. Kendisinin özlem duyduğu heyecan arayışı içerisine girer. Video oyunlarında da benzer bir durum gerçekleşmektedir. Bu yüzden bireyler bu gibi aktiviteleri bağımlılık derecesinde sevebilirler. Çünkü bu aktiviteler onlara dünyadan kaçış sağlamış olurlar. Aynı zamanda beyinde gerçekleşen aktiviteler, bireyin tüm bunlardan haz almasını sağlar. Böylece birey hem bambaşka bir dünyaya ışınlanmış hem de bundan haz duyar hale gelir. Bunun sonucunda haz alınan bu aktiviteyi tekrar etmek ister. Bunu bir başkası ile paylaşıyorsa, bu deneyim başka bir boyuta taşınır çünkü bu deneyim artık kişide beraber başka bir dünyada olma hissi doğurur. Böylece paylaşımı yapan bireyler, birbirlerine daha fazla bağlanmış olurlar.
Basit görünen korku filmi izleme eyleminin ardında bunca dinamik olması oldukça şaşırtıcı. Tüm bu dinamikler, başlangıçta sorduğumuz sorulara cevap verir nitelikte. Böylece neden korku filmleri izlediğimizi ve bunu neden tekrarladığımızı biraz daha iyi anlamış oluyoruz. Ve aslında böyle basit bir eylemin ardından dahi neler çıkabileceğini görmüş oluyoruz.
Okumayla ve izlemeyle kalın.


