Perşembe, Haziran 18, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Sessizlikten Kokan Nesil

Asansöre bindiğinde o üç beş saniyelik boşluk var ya, ya da kafede arkadaşını beklerken geçen birkaç dakika… Tam o sırada ne yapıyorsun? Elin farkında bile olmadan cebine gidiyor, telefonun ekranı aydınlanıyor ve parmağın aşağı doğru kaymaya başlıyor, değil mi? Yalnız değilsin. Yeni dijital dünya bize muhteşem bir konfor sundu ama karşılığında çok kıymetli bir şeyi çaktırmadan elimizden aldı. O kıymetli şey, boşlukla, yani kendimizle baş başa kalabilme cesaretimiz.

Bugün, şimdiye kadarki en kalabalık, en gürültülü ve ironik şekilde kendi içine bakmaktan en fazla korkan nesliyiz. Anlık sessizliği bile tahammül edilemez bir tehdit gibi algılıyoruz. Peki, ne ara kendi zihnimizin misafirliğinden bu kadar ürker olduk?

Elektrik Şoku Dahi Sıkıntıdan Cazip

Bu durum, şikâyet ya da jenerasyon eleştirisi değil. Arkasında güçlü psikolojik gerçekler barındırıyor. Virginia Üniversitesi’nde yapılan ve bilim dünyasında büyük ses getiren bir araştırma, bu korkunun boyutlarını çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Sosyal psikolog Timothy Wilson ve ekibinin yaptığı çalışmada, katılımcılar bomboş bir odada, hiçbir uyarıcı olmadan 15 dakika boyunca düşünceleriyle baş başa bırakılıyor. Odadaki tek şey, isterlerse kendilerine acı verecek olan elektrik şoku uygulayabilecekleri bir buton.

Çalışmanın sonuçları ise fazlasıyla sarsıcı; erkeklerin %67’si ile kadınların %25’i, kendi zihinleriyle baş başa kalmanın yarattığı can sıkıntısı ve huzursuzluktan kaçmak için kendilerine bile isteye elektrik şoku veriyor (Wilson ve ark., 2014). Bu deney, hepimize net bir şekilde, insan zihninin kendi ürettiği kaosla yüzleşmektense, acı veren bir dış uyarana sığınmayı daha katlanılabilir bulduğunu söylüyor. Kabul ve Adanmışlık Terapisi’nin (ACT) kurucularından Steven C. Hayes, bu durumu deneyimsel kaçınma olarak tanımlıyor; yani insanın acı veren, rahatsızlık uyandıran duygu, düşünce veya anılardan kaçmak için her yolu denemesi hali (Hayes ve ark., 1996). Eskiden bu kaçış, işe gömülerek ya da yoğun meşguliyetlerle yapılırken, bugün cebimizde her an hazır bekleyen dijital acı kesicilerle gerçekleştiriliyor.

Ekranın Arkasındaki Sığınak

Canımız her sıkıldığında, içimize hafif bir yalnızlık ya da gelecek kaygısı çöktüğünde telefona sarılmamız tesadüf değil. Sosyal medya platformları, zihnimizin bu kaçma eğilimini çok iyi manipüle ediyor. Bir videoyu yukarı kaydırdığımızda beynimizde salgılanan dopamin, o an hissetmekten kaçındığımız boşluk duygusunu anında uyuşturuyor.

Ancak bu noktada temel bir sorun var. Acıdan ve sıkıntıdan kaçmak için zihni sürekli uyarana boğmak, o zorlayan duyguları ortadan kaldırmıyor. Tıpkı evdeki istenmeyen şeyleri sürekli halının altına süpürmek gibi, yalnızca geçici olarak sessize alıyor. Halının altı dolup yürüyemez hale geldiğimizde, kaçtığımız o sessizliğin faturasıyla yüzleşiyoruz ve panik ataklar, kronik kaygılar ya da geçmeyen bedensel gerilimler birden açığa çıkmaya başlıyor. Çünkü zihnimiz, susturmaya çalıştıkça arka planda sesi daha çok çıkan eski bir radyo gibidir (Harris, 2019). Sen sesini duymamak için dışarıdaki gürültüyü artırdıkça, o içeride daha büyük bir frekans kirliliği yaratır.

Tehdit mi, Şifa mı?

Peki, bu döngüden çıkmak mümkün mü? Kendimizle kalma cesaretini tekrar nasıl hatırlayacağız? Cevap, sessizliği sinir sistemimizi dengeleyen bir dost gibi yeniden konumlandırmakta yatıyor. Klinik çalışmalar, dış uyaranların azaldığı ve kişinin kendi iç dünyasını yargılamadan gözlemleyebildiği anların, psikolojik esnekliği artırdığını gösteriyor. Kendimizle baş başa kalabildiğimizde, zihnimiz ilk anda bizi korkutan o karmaşık odayı düzenlemeye başlar. Yarım kalmış yaslar, söylenmemiş sözler, ertelenmiş hayaller bir bir yüzeye çıkar.

Elbette, bu karşılaşma ilk etapta rahatsız edicidir. Ancak o ilk dalgayı atlatıp duyguyla kalabilmeyi becerebildiğimizde, sinir sistemimiz yatışır ve kendimizle olan bağımız yeniden şifalanır (Hayes, 2019). Geleceğin dünyasında en büyük lüks ve en güçlü psikolojik bağışıklık aracı, muhtemelen hiçbir şey yapmadan, sadece durabilme becerisi olacak.

O halde bugün kendinize küçük bir alan açın. Telefonu diğer odada bırakın, kahvenizi alın ve biraz pencereden dışarı bakın. Zihninizden geçen düşünceleri, gökyüzündeki bulutları izler gibi öylece izleyin. Unutmayın; içinizdeki o sessiz odada gerçekte kim olduğunuzu hatırlayacaksınız.

Hülya Ayçiçek
Hülya Ayçiçek
Hülya Ayçiçek, eğitime meraklı, “güçlü ve bilge insan; mutlu ve aydın toplum” bakış açısında bir cumhuriyet kadını ve sağlık profesyonelidir. İlk lisans ve yüksek lisansını Ebelik alanında tamamlamış; üçüncü basamak sağlık kurumlarında klinisyen, meslektaş eğitimlerinde öğretim görevlisi olarak görev almış, birinci basamak sağlık hizmetlerinde aktif roller üstlenmiştir. Akademik çalışmalarda geniş deneyime sahiptir. Çok sayıda kurs, kongre, sempozyumda katılımcı, düzenleyici, konuşmacı olarak yer almış, makale ve bildirileri bulunmaktadır. Çalışmalarında bireylerin ruh sağlığını koruyup, güçlendirmeden sağlık bakım hizmetlerinde ilerleme sağlanamayacağı farkındalığı sonrası ruh sağlığı alanına yönelmiştir. İkinci lisans eğitimini FSMVÜ Psikoloji Bölümünde tamamlamış ve İstanbul Gelişim Üniversitesi Klinik Psikoloji Tezli Yüksek Lisans Programında eğitimini sürdürmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar