Bir topun insanların gündelik hayatını nasıl değiştirebileceğini hiç düşündünüz mü? Tam da bu soruyu kendimize sormamız gereken o özel zamanlara gelmiş bulunuyoruz: Milli Maç Dönemi… Terleyen formaların altında atan kalplerin, tek bir amaç uğruna bizleri bir araya getirişi… O anlarda bütün diziler, sosyal medya dalgalanmaları ve iş toplantıları susar; milli marşla birlikte tüm gönüller adeta mühürlenir.
Peki, ekran başındaki bu devasa kenetlenmenin sahadaki sporcularımız üzerinde nasıl bir baskı oluşturduğunu hiç düşündünüz mü? Gelin, bu büyük baskıyı ve başarı kavramının arkasında yatan gizli psikolojik gücü birlikte inceleyelim.
Spor psikolojisinde “Performans Anksiyetesi” dediğimiz o devasa yük, madalyonun görünmeyen bir yüzüdür. Bu yüz, güzel olmakla birlikte ciddi bir baskı oluşturur. Baskı, bir kişinin başarısını etkileyen önemli bir faktördür. Baskının yanına bir de anksiyete eklenirse, durum daha da kötüleşebilir. Bu etki sadece zihinde kalmaz; bedenin her yerine yayılır. Bu yayılım, beynin adrenalin salgılamasına sebep olur. Adrenalin de kişide kalp çarpıntısı, nefes darlığı ve kasların gerilmesi gibi ciddi sorunlara yol açabilir. Özellikle milli sporcularımız için kasların aşırı gerilmesi, antrenman yaptığı iyi bir pas hareketini ya da top kontrolünü kusursuz yapmasını engeller. Spor psikolojisinde buna “baskı altında kilitlenme” diyoruz.
Sporcu, o an ne yapacağını çok iyi bilse bile bedeni zihninin hızına ayak uyduramaz; ayaklarına adeta görünmez bir kilit vurulur. Zihnen ve bedenen sporcularımızı olumsuz etkileyen bu durum, yirmili ve otuzlu yaşlarda bir genç için oldukça zorlayıcıdır. Formanın altında bir milletin kaderini taşıdıklarını düşündüklerinde, nasıl hissederler?
Gerginlik, heyecan, stres, korku… Bu duygular, stadyumda ya da televizyon ekranının karşısındaki tüm izleyicilerde de mevcuttur. Tek bir golde herkes ayakta ve mutlu; tek bir penaltı kaçırışında ise herkes kızgın… Adeta büyük bir ikilemle dolu bir alan… Yeşil çimler, performansınızı herkesin gördüğü bir evren… İşte bu evrende değerlendirilebileceğinizi bilerek performans sergilemeniz, bu baskıyı yönetmeye çalışırken zihinden yükselen o “Ya başarısız olursam?” iç sesi… İşte biz buna performans anksiyetesi diyoruz. Bu durum, genç ruhları derinden etkiliyor. Sadece bu mu? Madalyonun kötü yüzü derseniz, sizi bir acı gerçekle daha yüzleştirmek isterim: Siber Zorbalık…
Kulağa tanıdık geliyor değil mi? Günümüzün sosyal medyasında bu kavram, toplumumuzda yıkıcı bir kitle psikolojisine dönüşüyor. Ülkemiz için mücadele eden binlerce sporcu, bir golle kahraman ilan edilirken, bir yanlış pasla günah keçisi ilan edilebiliyor. Sahanın bekçileri; seyirci etkisi, siber zorbalık, performans anksiyetesi gibi durumlarla savaşırken bir yandan da topla mücadele ediyor. Bu mücadele, ekran başında bizleri heyecanlandırıp coştururken, onların iç dünyasında yönetilmesi güç gerilimler ve fırtınalar yaratabiliyor. Şimdi çuvaldızı kendimize batıralım. Bir düşünelim: Bu fırtınayı yaratan sadece rakip takım mı? Yoksa bizlerin duygu yönetimi sorunu mu?
Şayet bu cevap bizleri dönüştürmelidir. Unutmayalım ki milli maçlar sadece kazanıldığında sevineceğimiz, kaybedildiğinde sporcularımıza saldıracağımız bir dövüş arenası değildir. Milli sporcularımız da bizler gibi topraktan yaratılan kusurları ile var olan, bu kusurları antrenmanlarla ve psikolojik destekle düzeltmeye çalışan bir ruhtur. Bu ruh, milletin milli duygularını da taşır. Bu duygularla sahaya çıkar. Milli maçlar ego tatmini değil, aksine bizleri tek yürek olarak düşündüren bir masaldır. Bu masalın kahramanları olan gençlere penaltı kaçırdığında ya da yenildiğinde saygısızca eleştirilerde bulunmak yerine, iyi günde de kötü günde de onların yanında milli bir güçle hareket etmeliyiz.
Psikolojide “Sosyal Kolaylaştırma” kuramının da desteklediği üzere, bir kişi arkasındaki kitleden yapıcı ve hesapsız bir inanç gördüğünde, kendi sınırlarının ve potansiyelinin üzerine çıkabilir. Biz taraftar olarak, Tarkan’ın da dediği gibi, hem yazında hem kışında ne denli zor durumda olsalar da onlarla birlik bağı kurmalıyız. Linçle değil, sevgi ve kabulle onları desteklediğimizde kaslarındaki gerilimler çözülür. Bu çözülme, yerini saf bir özgüvene ve güvenli bir bağlanmaya bırakır. Biz onlara, onlar bize güvenle bağlanır. Bu bağlanma, onların iç sesi ile otorite sesi arasındaki kaygının oyununu bozar.
Bu davranış, onların egolarını olumlu etkiler. Bu etki de sporcularımızda çarpan etkisi yaratır. Çarpan etki, onları motive eder. Bu durum, sporcularımızı gelecekteki maçlara psikolojik olarak dinç tutar. Olumlu olan durum sporcularımızda, yaratıcı paslar ve güzel gollere fırsat verir. Kupalar, kaçınılmaz bir imzaya dönüşür. Gerçek milli ruh, sadece başarılarda savunmak değil, başarısızlıklarda da destek olabilmektir. Sporcularımızı başarıya ulaştıran yegâne hamle; bizim hesapsız, linçsiz sevgi dolu o “Tek Yüreğimizdir.”
Kötü günleri atlatmak, bizim içimizdeki hisleri beynimizle sağlıklı bir denge kurarak yönetmemizle mümkündür.

