Pazar, Haziran 7, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Bir İmdat Çağrısı Olarak Çocuk Davranışları

Yetişkinler olarak çocuklarla ilgili en çok zorlandığımız anlar, genellikle onların tepkilerini anlamlandırmaya çalıştığımız zamanlardır. Bir anda patlak veren öfke nöbetleri, durdurulamayan ağlama krizleri ya da anlamsız görünen inatlaşmalar kafa karıştırıcı olabilir. O kriz anında ilk refleksimiz, gözümüzün önündeki o net eyleme odaklanmaktır. Oyuncağını fırlatan, kardeşine vuran ya da marketin ortasında kendini yere bırakan bir çocuk gördüğümüzde, çoğunlukla tek bir amaca kilitleniriz: Bu eylemi hemen durdurmak.

Ancak çocuk dünyasında durum çok daha farklıdır. Küçük yaşlarda, özellikle sinir sistemi henüz regüle olmayı öğrenirken, yoğun duyguları anlamlandırmak ve bunları rasyonel kelimelere dökmek oldukça zordur. Çocuk beyninin mantık, muhakeme ve sakinleşmeden sorumlu prefrontal korteks bölgesi henüz gelişimini tamamlamadığından, yoğun bir duygu anında mantıklı düşünmek imkansız hale gelir. Çocuklar, yetişkinler gibi “Şu an bana haksızlık yapıldığını hissettiğim için kırgınım” diyerek kendilerini ifade edemezler. Kelimelerin yetmediği yerde sahneye davranışlar çıkar. Söyleyemediklerini hırçınlıkla, ağlamayla ya da sessizlikle anlatmaya başlar ve bir nevi görünmez sinyaller verirler. Gelişimsel açıdan bakıldığında, her zorlayıcı davranış aslında altı çizilmesi gereken birer iletişim çabası, birer “yardım çağrısı”dır.

Örneğin, kardeşi doğduktan sonra sürekli hırçınlaşan bir çocuğun dışarıdan “şımarıklık” gibi algılanan tepkilerinin altında, aslında derin bir yalnız kalma korkusu veya güvenli bağlanma figürü olan ebeveynin sevgisini kaybetme endişesi yatabilir. Ya da okul dönüşü en küçük şeye ağlayan bir çocuk, gün boyu dış dünyaya uyum sağlamak için kendini fazlasıyla sıkmış, tüm bilişsel ve duygusal enerjisini tüketmiş olabilir. Evdeki o güvenli alana adım attığı an, sinir sistemi nihayet gevşer ve birikmiş tüm stres dışarı taşar. Buradaki asıl mesele yaramazlık yapmak ya da kuralları çiğnemek asgari düzeyde bir niyet bile barındırmaz; çocuk sadece içindeki o devasa yükü taşımakta zorlanıyordur.

Sınırların Koruyucu Çiti ve Duyguyu Iskamalak

Buradaki hassas denge, çocuğu tamamen özgür bırakmak ya da her eylemini onaylamak asla taraftarı olduğumuz bir şey olamaz. Çocukların dünyayı güvenli bir yer olarak algılayabilmeleri için net sınırlara, nelerin kabul edilebilir olduğunu bilmeye kesinlikle ihtiyaçları vardır. Sınırlar çocuk için koruyucu bir çit gibidir. Onlara nerede duracaklarını göstererek içsel bir emniyet hissi verir. Fakat sınır koyarken duyguyu tamamen ıskalamak, çocukta derin bir anlaşılmamışlık hissi yaratır. “Ağlama”, “abartıyorsun”, “bunda kızacak ne var?” gibi müdahaleler, çocuğun yaşadığı hisle yapayalnız kalmasına ve kendi duygularına yabancılaşmasına yol açar.

Oysa bazen sınır koymadan hemen önce sadece “Şu an çok öfkelendiğini görüyorum, bu oyuncağın kırılması seni çok üzdü” diyerek o duyguyu aynalamak, çocuk için en büyük sakinleştiricidir. Davranışı onaylamasak bile duyguyu kabul etmek, çocuğun sinir sisteminin “güvendeyim” sinyali almasını sağlar. Çünkü çocuklar uzun açıklamalardan ziyade, sadece fark edildiklerini hissetmek isterler. Yanında, o kriz anında bile kendi duygularını regüle edebilen, yıkılmayan ve onu anlamaya çalışan büyük bir yetişkin görmek onlara en temel güven hissini verir.

Sessiz Çığlıkları Duyabilmek

Öte yandan, madalyonun bir de diğer yüzü var. Genelde yüksek sesli, “problem çıkaran” çocuklara odaklansak da bazı çocuklar duygularını sessizlikle yaşar. Her sessiz ve “uyumlu” çocuğun iyi olduğunu varsaymak büyük bir yanılgı olabilir. Kimi çocuk kırıldığında, korktuğunda ya da kronik bir stres hissettiğinde dışa vurmak yerine içe kapanır, oyun alanından çekilir veya aşırı uyumlu davranarak görünmez olmaya çalışır. Bu durum psikolojide “içe yönelim bozuklukları” veya savunma mekanizması olarak “donma” tepkisiyle ilişkilidir. Bu çocuklar uslu göründükleri için yetişkinlerin işini kolaylaştırır ama iç dünyalarında büyük fırtınalar kopuyor olabilir. Bu yüzden sadece gürültülü krizleri gözlemek yetmez, çocuk dünyasındaki o sessiz geri çekilmeleri de okuyabilmek gerekir.

Kriz Anında Aynaya Bakmak

Çoğu zaman çocuğun krizi, yetişkinin içindeki çözülmemiş çocukluk yaralarını ya da o anki yetersizlik hissini tetikler. Çocuğun öfkesine öfkeyle karşılık verdiğimizde, aslında iki sinir sisteminin birbiriyle savaştığı kör bir çıkmaza gireriz. Oysa bir yetişkin olarak bizim görevimiz, çocuğun kaosuna ortak olmak yerine ona kendi sakinliğimizi ödünç vermektir. Günün sonunda, çocukla kurulan bağda her an mükemmel olmak imkansızdır. Her ebeveyn ya da uzman zaman zaman yorulabilir, ne yapacağını bilemeyebilir. Ancak ilk refleks olarak eylemi cezalandırmak veya hemen ortadan kaldırmaya çalışmak yerine durup “Bu çocuk şu an bana ne anlatmaya çalışıyor, hangi ihtiyacı karşılanmadı?” sorusunu sormak, aradaki köprüyü yeniden kurar. Çünkü çocuklar hemen düzeltilmekten ziyade, önce duyulmaya ihtiyaç duyarlar.

Tuğçe Beyza Keleş
Tuğçe Beyza Keleş
Psikoloji alanında aktif olarak çocuk, ergen ve yetişkin danışanlarla çalışıyorum. Özellikle çocuklarda yürüttüğüm süreçlerde oyun terapisi yaklaşımından yararlanıyor,danışanlarıma güvenli, anlayışlı ve destekleyici bir alan sunmayı önemsiyorum. Psikolojik konuları sade ve anlaşılır bir dille ele alarak ruh sağlığı farkındalığını artırmayı amaçlıyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar