Günlük yaşamda birçok insan zaman zaman duygularını bastırma eğilimi gösterebilir. Üzüntüyü belli etmemeye çalışmak, öfkeyi içe atmak ya da kaygıyı görmezden gelmek çoğu zaman “kontrollü kalmanın” bir yolu olarak algılanabilir. Özellikle yoğun yaşam temposu içinde insanlar hissettikleri duyguları anlamaya alan açmak yerine işlevsel kalmaya odaklanabiliyor. Ancak bastırılan duygular çoğu zaman tamamen ortadan kaybolmaz; yalnızca farklı şekillerde kendini göstermeye devam eder. Bu durum zamanla hem ruhsal hem de fiziksel açıdan çeşitli etkiler yaratabilir.
Duygusal bastırma, kişinin hissettiği duyguları bilinçli ya da bilinçdışı şekilde geri plana atması olarak tanımlanabilir. Kimi zaman kişi üzgün olduğunu fark etmemeye çalışır, kimi zaman ise öfkesini ifade etmek yerine sessizleşir. Bazı bireyler için bu durum oldukça otomatik hale gelebilir. Hatta kişi zamanla ne hissettiğini anlamakta zorlanmaya başlayabilir.
Bunun en önemli nedenlerinden biri, bastırmanın duyguyu tamamen ortadan kaldırmamasıdır. Kişi üzüntüsünü göstermese bile zihni ve bedeni bu yükü taşımaya devam eder. Bu nedenle bastırılan duygular bazen yoğun yorgunluk, tahammülsüzlük, dikkat dağınıklığı, gerginlik ya da duygusal uzaklaşma şeklinde ortaya çıkabilir. Duygusal bastırmayı daha sık kullanan bireylerin daha düşük yaşam doyumu yaşadığı ve daha yoğun olumsuz duygular deneyimlediği görülmektedir (Gross & John, 2003).
Bazı insanlar için duygularla temas etmek oldukça zorlayıcı olabilir. Özellikle yoğun öfke, kaygı ya da kırgınlık yaşayan bireyler, “Eğer bu duyguları açarsam kontrolümü kaybederim” korkusu yaşayabilirler. Bu nedenle duyguları bastırmak bazen kişiyi kısa vadede koruyan bir mekanizma gibi hissedilebilir. Sürekli meşgul olmak, çalışmak ya da duyguları düşünmemeye çalışmak geçici bir rahatlama sağlayabilir. Ancak uzun vadede bu durum duygusal yükün birikmesine neden olabilir.
Bunun yanında bazı bireyler duygularını ifade etmenin işe yaramayacağını düşünebilir. Özellikle uzun süre kendi hislerini geri plana atmaya alışmış kişiler için duygularını fark etmek ve ifade etmek kolay olmayabilir. Bu nedenle duygusal bastırmayı yalnızca “yanlış” bir davranış olarak değerlendirmek çoğu zaman yeterli değildir. Bazı durumlarda bu, kişinin yıllar içinde geliştirdiği bir korunma ve baş etme biçimi olabilir.
Yine de duygularla sürekli mesafe içinde olmak, kişinin hem kendisiyle hem de çevresiyle ilişkisini etkileyebilir. Bastırılan öfke bazen ani patlamalar şeklinde ortaya çıkabilirken, bastırılan üzüntü duygusal uyuşma ya da içe çekilme şeklinde hissedilebilir. Bastırma ve kaçınma temelli duygu düzenleme stratejilerinin kaygı, depresyon ve tükenmişlik gibi psikolojik zorlanmalarla ilişkili olabileceği belirtilmektedir (Aldao, Nolen-Hoeksema, & Schweizer, 2010).
Duyguları ifade etmek ise her hissin yoğun biçimde dışa vurulması anlamına gelmez. Burada önemli olan nokta, kişinin ne hissettiğini fark edebilmesi ve bu duygulara tamamen yabancılaşmamasıdır. Çünkü kişi kendi duygularını sürekli bastırdığında zamanla ihtiyaçlarını, sınırlarını ve kırgınlıklarını anlamakta zorlanabilir.
Sonuç
Duyguları bastırmak günlük yaşamın sıradan bir parçası gibi görünse de uzun vadede ruh sağlığı üzerinde önemli etkiler yaratabilir. Bastırılan duygular tamamen kaybolmaz; yalnızca farklı şekillerde ortaya çıkmaya devam eder. Bu nedenle psikolojik açıdan önemli olan, duyguları tamamen susturmaya çalışmak değil; onları fark edebilmek ve anlayabilmektir. Kişinin kendi iç dünyasıyla temasını tamamen kaybetmemesi, ruhsal iyi oluş açısından önemli bir yere sahiptir.


