Pazartesi, Temmuz 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Kimliğimiz Hayat Boyunca Kaç Kez Yeniden Kurulur?

Kimliğimiz Hayat Boyunca Kaç Kez Yeniden Kurulur? Hayatımız boyunca pek çok kez değişiriz. Üniversiteden mezun olur, ilk işimize başlar, başka bir şehre taşınır, evlenir, ebeveyn olur ya da sevdiğimiz birini kaybederiz.

Giriş

Bu dönemleri çoğunlukla hayatımızdaki önemli dönüm noktaları olarak tanımlarız. Fakat değişen sadece günlük düzenimiz, sorumluluklarımız ya da ilişkilerimiz değildir. Bazen en derindeki dönüşüm, kendimize bakışımızda yaşanır.

Temel Çerçeve

Bir dönem kendimizi “öğrenci” olarak tanımlarken, bir süre sonra “çalışan”, “eş”, “ebeveyn” ya da “yas tutan biri” olarak görmeye başlarız. Her yeni yaşam evresi, benliğimize yeni bir rol eklerken geride bıraktığımız kimlikleri de görünür kılar. Bu nedenle geçiş dönemleri, dışarıdan ne kadar doğal ya da arzu edilen süreçler gibi görünse de birçok insan için beklenmedik bir karmaşa yaratabilir.

Belki de bunun nedeni, her geçişin bizi aynı soruyla yeniden karşı karşıya bırakmasıdır: “Ben şimdi kimim?” Kimliği çoğu zaman çocuklukta şekillenen ve büyük ölçüde değişmeden kalan bir yapı gibi düşünmeye eğilimliyiz. Oysa psikolojik gelişim yaşamın farklı dönemlerinde yeni deneyimlerle şekillenmeye devam eder. Üstlendiğimiz roller, kurduğumuz ilişkiler ve karşılaştığımız kayıplar, kendimize dair algımızı yeniden gözden geçirmemize neden olur.

Değerlendirme

İşte bu nedenle geçiş dönemleri, kimliğin de yeniden ele alındığı psikolojik eşiklerdir. Kimlik Sabit Değildir Kimliği çoğu zaman sahip olduğumuz değişmez bir özellik gibi düşünürüz. Oysa psikolojik açıdan kimlik, yaşam boyunca deneyimlerle dönüşmeye devam eden dinamik bir yapıdır.

İlk temelleri çocuklukta atılır ancak insanın kendisini algılayış biçimi bununla sınırlı kalmaz. Yeni ilişkiler, yeni sorumluluklar ve yaşamın farklı dönemlerinde karşılaşılan deneyimler, benliğe yeni anlamlar kazandırır. Bu yüzden kimlik, çocuklukta tamamlanıp değişmeden kalan bir yapı olarak değil yaşam boyunca gelişen, derinleşen ve zaman zaman yeniden düzenlenen bir süreç olarak ele alınabilir.

Her önemli yaşam olayı, kişinin kendisine dair kurduğu hikâyeye yeni bir sayfa ekler. Geçiş Dönemleri Neden Bu Kadar Zorlayıcıdır? Her yeni yaşam evresi beraberinde yeni sorumluluklar, yeni ilişkiler ve yeni roller getirir.

Ancak her başlangıç, görünmeyen bir vedayı da içinde taşır. Yeni bir kimlik inşa edilirken, uzun süre kendimizi tanımladığımız bazı kimlikler yavaş yavaş geride kalır. Mezuniyet bunun en belirgin örneklerinden biridir.

Diploma almak çoğu zaman heyecan verici bir adımdır ancak yıllarca ait hissedilen “öğrenci” kimliğinden uzaklaşmayı da beraberinde getirir. Günlük yaşamın ritmi değişir, gelecek artık daha belirsiz görünür ve kişi kendisini yeni bir yerden tanımlamaya çalışır. Bu nedenle mezuniyet, sevinç kadar kayıp duygusunu da içinde barındırabilir.

Benzer bir dönüşüm evlilik sürecinde de yaşanabilir. Evlenmek, iki insanın aynı evi paylaşmaya başlamasından çok daha fazlasını içerir. Kişi, yıllardır alışık olduğu aile düzeninden ayrılarak yeni bir düzen kurmaya çalışır.

Anne, baba ya da kardeşlerle kurulan ilişkiler yeni sınırlar kazanırken, eşle kurulan bağ daha merkezi bir hâl alır. Bu değişim, bir yandan yakınlık ve aidiyet duygusunu beslerken, diğer yandan eski ilişki biçimlerini gözden geçirmeyi gerektirebilir. Bu nedenle evliliğin ilk yıllarında yaşanan birçok çatışma, yalnızca çiftin birbirine uyum sağlamasıyla ilgili değil aynı zamanda kişinin yeni rolüne yerleşmeye çalışmasının da bir parçasıdır.

Ebeveynlik ise kimliğin yeniden şekillendiği en güçlü geçiş dönemlerinden biridir. Çoğu zaman kişiyi kendi çocukluğuna götürür. Kişi çocuğuyla kurduğu ilişki içinde, kendi bakım alma deneyimlerini, ebeveynleriyle olan bağını ve çocukken hissettiklerini yeniden düşünmeye başlayabilir.

Geçiş dönemlerinin sarsıcı yönü biraz da burada ortaya çıkar. Kişi yalnızca yeni bir hayata uyum sağlamaya çalışmaz Aynı zamanda geçmişinden taşıdığı ilişki örüntüleri, beklentiler ve duygular da bu yeni dönemde yeniden hareketlenir. Çocuklukta başarıya yüklenen anlamlar, ayrılık deneyimleri ya da bağımlılık ve bağımsızlıkla ilgili çatışmalar, yeni yaşam evreleriyle birlikte yeniden görünür olabilir.

Bu nedenle değişim, çoğu zaman hem bugünü hem de geçmişi içine alan bir deneyime dönüşür. Belirsizlik ve Yeniden Yapılanma Geçiş dönemlerinin belirgin bir başlangıcı ya da bitişi olmaz. Eski yaşam yavaş yavaş geride kalırken yenisi de aynı yavaşlıkla şekillenir.

Bu yüzden birçok insan, bir süre kendisini iki dönemin arasında kalmış gibi hisseder. Bir yanı hala geride bıraktığı yaşama aitken, diğer yanı yeni düzenin içine yerleşmeye çalışır. Bu belirsizlik çoğu zaman rahatsız edicidir.

İnsan zihni öngörülebilir olanı tercih eder. Tanıdık olan, güven duygusunu da beraberinde getirir. Oysa geçiş dönemlerinde geleceğin nasıl şekilleneceği, yeni role nasıl uyum sağlanacağı ya da kişinin bu yeni kimliğin içinde kendisini nasıl hissedeceği henüz net değildir.

Bu nedenle kaygı, kararsızlık ya da zaman zaman hissedilen boşluk duygusu şaşırtıcı değildir. Belki de geçiş dönemlerini bu kadar sarsıcı yapan şey, yalnızca hayatımızın değişmesi değildir. Bu dönemlerde kendimize dair bildiklerimiz de yeniden gözden geçer.

Daha önce hiç sorgulamadığımız yönlerimiz görünür olur, bazı alışkanlıklarımızı geride bırakır, bazılarını ise yanımıza alarak yolumuza devam ederiz. Kimlik de tam bu süreçte, yavaş yavaş yeni biçimini bulur. Bu yüzden geçiş dönemlerinin amacı, eski benliği geride bırakmak değil; geçmişten getirilen parçaları yeni yaşamın içinde yeniden bir araya getirebilmektir.

Son Söz Hayat boyunca kaç kez değiştiğimizden çok, her değişimden sonra kendimizle nasıl yeniden ilişki kurduğumuz önem taşır. Her geçiş dönemi bize yeni bir rol kazandırırken, geride bıraktığımız kimliklerle de sessizce vedalaşırız. Bu yüzden yaşanan kaygı, karmaşa ya da belirsizlik çoğu zaman yanlış bir yolda olduğumuzu göstermez.

Aksine, yeni bir yaşamın içinde kendimize yeniden yer açmaya çalıştığımızın işaretidir. Belki de yetişkinlik, sürekli yeni kimlikler edinmekten çok değişen yaşamın içinde kendimizle yeniden tanışmayı öğrenme sürecidir.

Nihan Zehra Gülerer
Nihan Zehra Gülerer
Nihan Zehra Gülerer, 2020 yılında Psikoloji lisans eğitimini yüksek onur derecesiyle tamamlamıştır. Ardından Klinik Psikoloji yüksek lisans programından “Algılanan Ebeveyn Tutumları ve Romantik İlişkilerde Kendini Açma” başlıklı teziyle yüksek onur derecesinde mezun olmuştur. Kadın sığınma evlerinde ve deprem bölgelerinde gönüllü çalışmalar yürütmüştür. Şu anda İstanbul’da bir klinikte yetişkin bireylerle psikoterapi çalışmalarını sürdürmektedir. Psikanalitik yönelimle çalışmakta olup, yazılarında psikolojiyi kuramsal temelleriyle gündelik yaşamın dinamikleri içinde ele almayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar