Hayat bazen tamamen durur. Bir yol ayrımı ya da uykumuzu kaçıracak bir kriz yoktur. Her şey dışarıdan bakıldığında son derece yolunda, sakin ve durağandır; fakat tam da bu dinginliğin ortasında içimizde bir yerlerde hiç susmayan o sesi duymaya başlarız: “Şu an her şey yolunda ama ya sonra?”
Bazılarımız için kontrol ihtiyacı, sadece zor zamanlarda ortaya çıkan bir arzu değil; ruhumuzun üzerinden hiç çıkarmadığı, ağırlığına zamanla alıştığı gizli bir zırhtır. Ortada hiçbir tehdit yokken bile hayatın akışını, sevdiklerimizin adımlarını, bugünü yarını ve hatta kendi duygularımızı ince hesaplarla yönetmeye çalışırız. Zihnimiz, en dingin pazar sabahında bile arka planda sürekli çalışarak olası riskleri hesaplar, senaryolar yazıp en kötüsüne hazırlanır. Peki, bizi bu bitmek bilmeyen mesaiye zorlayan şey nedir? Kendi zihnimizde kurguladığımız bu senaryoların senaristi biz miyiz yoksa kölesi miyiz?
Kronik Kontrol İhtiyacı
İşlerini zamanında yetiştiren ya da bütçesini planlayan insanı takdir ederiz; ancak kontrol ihtiyacı kronik bir boyuta ulaştığında, ortada düzenlenecek bir karmaşa olmasa bile zihin kendi karmaşasını yaratır. Bu insanlar için sakinlik, tadı çıkarılacak bir huzur dönemi değil, fırtına öncesi sessizliktir. İçsel huzursuzluk, sinsice yaklaşan bir tehlike hissi yaratır ve birey, sırf bu hissi susturabilmek için çevresindeki her küçük detaya müdahale etmeye başlar.
Bu durum, hayatı satranç tahtası gibi görmenin doğal bir sonucudur. Her hamle on adım sonrası planlanarak atılır. Dış dünyayı bir düzene oturtma çabası gibi görünse de aslında varoluşsal bir güvensizlik hissini bastırma metodudur. Zihin dışarıyı ne kadar çok yönetirse, o kadar güvende olacağına inanır. Ne yazık ki, dış dünyadaki düzen ne kadar kusursuz olursa olsun, içerideki o tatminsiz ses asla ikna olmaz.
Kontrol İllüzyonu
Psikoloji literatüründe kontrol illüzyonu, insanın kendi gücünü ve etki alanını abartma eğilimidir. Tamamen tesadüflere, dışsal faktörlere ya da başkalarının özgür iradesine bağlı olan durumları bile kendi çabamızla manipüle edebileceğimizi sanırız. Örneğin, çocukken bir grup ödevindeki veya iş yerindeki sürecin aksamaması için her adımı bizzat denetlemeye kalkarız.
Bu illüzyon, belirsizliğin getirdiği bunaltıcı boşluk hissiyle baş etmekte zorlanan zihnin savunma mekanizmasıdır. Geleceğin, doğası gereği tahmin edilemez ve öngörülemez olduğunu kabul etmek bizi dehşete düşürür. Bu gerçekle yüzleşmek yerine her şeyi planlarsak, herkesi doğru yere konumlandırırsak ve her ihtimali hesaba katarsak güvende olacağımıza dair batıl bir inanç geliştiririz. Bu, aslında kaygıyı yatıştırmak için kendi kendimize söylediğimiz tatlı ve koruyucu bir yalandır. Hayatı her detayına kadar şekillendirmeye çalışmak, bizi dışarıdaki tehlikelerden korumadığı gibi, kendi zihnimizin duvarlarına hapseder.
Kusursuzluk Arayışı
Kronik kontrol ihtiyacı neredeyse her zaman mükemmeliyetçilikle birlikte yürür. Her şeyin mükemmel olması gerektiğine inanan insan, hataya pay bırakmamak için her an tetikte olmak zorundadır. Ancak bu mükemmeliyetçilik, başarıya duyulan sağlıklı bir tutkudan beslenmez; aksine reddedilme, başarısız olma ya da yetersiz görülme korkusuna karşı geliştirilmiş bir kalkandır. “Eğer hata yapmazsam, kimse beni eleştiremez; eğer her şeyi kontrol edersem, kimse beni incitemez” düşüncesi, en sağlam motivasyondur.
Fakat bu kalkan zamanla sahibine bir bedel ödetmeye başlar. Her detayı kendi eliyle şekillendirmek isteyen birey, farkında olmadan yaşamın en insani özelliğini, yani esnekliği kaybeder. Hayatın getirdiği plansız durumlar, spontane gelişen anlar birer keyif noktası olmak yerine mevcut düzeni tehdit eden düşman gibi algılanmaya başlar. Oysa hayat, en çok o planlanmamış sürprizlerde, kontrolü gevşettiğimiz ve bazı şeyleri göze aldığımız anlarda yaşanır. Bir dostun beklenmedik bir anda kapıyı çalması, rotasız yapılan bir yürüyüş ya da sadece hiçbir şey yapmadan bomboş durabilmenin hafifliği… Kontrol mekanizmasının baskısı bunların altında ezilip gider. Kontrol eden insan hayatta kalır, yönetir ama var olmanın tadına varamaz.
İlişkilerde Kontrol
Bu duvarlar sadece bireyin kendisini değil, çevresindeki insanları da etkiler. Kronik kontrol ihtiyacı olan kişiler, ikili ilişkilerinde de görünmez birer yönetmene dönüşürler. Partnerlerinin ne düşünmesi gerektiğinden, arkadaşlarının hangi kararları alması gerektiğine kadar geniş bir alanda hak iddia etmeye başlarlar. Üstelik bunu çoğunlukla ‘onların iyiliğini düşünmek’ ya da ‘sevgi’ maskesi altında yaparlar.
Oysa bu durum, karşı tarafın alanını daraltan, onun özgürlüğünü ve bireyselliğini elinden alan psikolojik bir baskıdır. Karşısındaki insanı sürekli yönlendirmeye çalışan kişi, aslında onun sınırlarına saygı duymakta ve onun kendi hayat sorumluluğunu taşıyabileceğine inanmakta zorlanıyordur. Bu güvensizlik, ilişkileri beslemek bir yana zamanla tüketir ve yıpratır. Kontrol edilen kişi kendini değersiz ve yetersiz hissederken, kontrol eden kişi de sürekli hayal kırıklığı yaşar. Çünkü ne yaparsanız yapın, bir başka insanın doğrularını, duygularını ve tepkilerini tamamen kendi kalıplarınıza sığdırmanız imkansızdır. İnsan ilişkileri, esneklik ve güven üzerine kurulur; ipleri çok sıkı tuttuğunuzda ise bağlar kopmaz belki ama incinir.
Radikal Kabul
Peki, bu mesaiyi bitirmek nasıl mümkün? Çözüm, kontrolü tamamen bırakıp savrulmak değildir. Sorumluluk almakla teslim olmak arasında “esneklik” denilen çok sağlıklı bir orta yol vardır.
Radikal kabul kavramı bize bir çıkış kapısı sunar. Radikal kabul; içinde bulunduğumuz durumu, hayatın belirsizliğini ve değiştiremeyeceğimiz gerçekleri olduğu gibi direnç göstermeden onaylamaktır. Kendi etki alanımızı net bir şekilde çizmekle başlar her şey: Benim elimde olanlar neler? Çabam, niyetim, hazırlığım ve tepkilerim. Benim elimde olmayanlar neler? Geçmiş, gelecek, başkalarının düşünceleri ve hayatın getireceği tesadüfler. Kendi etki alanımızda elimizden gelenin en iyisini yaptıktan sonra sonucun belirsizliğine alan açabilme cesaretini göstermeliyiz.
Belki de kendimize sormamız gereken asıl soru şudur: Hayatı gerçekten tüm renkleriyle, sürprizleriyle ve kusurlarıyla yaşamak mı istiyoruz yoksa sadece onu sağ salim, hiçbir yara almadan yönetip bitirmeyi mi? Yapacağımız seçim, zihnimizdeki görünmez duvarları yıkacak tek anahtardır ve o anahtar her zaman avucumuzun içinde saklıdır.


