Gördüğümüz Şey Gerçekten Gördüğümüz Şey mi? Görsel Algı Üzerine Bir Analiz Giriş Gözlerimiz gerçekten dünyayı olduğu gibi mi görüyor? Yoksa gördüğümüz şey aslında beynimizin oluşturduğu başarılı bir tahminden mi ibaret?
Giriş
Günlük hayatımızda çevremizde olup bitenleri doğrudan gördüğümüzü düşünürüz. Bir ağaca baktığımızda ağacı, bir insana baktığımızda ise o insanı gördüğümüze inanırız. Peki size aslında beynimizin dış dünyayı olduğu gibi görmekten ziyade sürekli yorumlayan, eksik bilgileri tamamlayan ve tahminlerde bulunan aktif bir sistem olduğunu söylesem.
Temel Çerçeve
İlk bakışta kulağa biraz garip gelebilir fakat modern bilişsel psikoloji ve sinirbilim tam da bunu söylüyor. İnsan görme sistemi çoğu zaman bir fotoğraf makinesiyle kıyaslanır. Oysa bu benzetme oldukça yanıltıcı olabilir.
Bir fotoğraf makinesi üzerine düşen ışığı kaydederken insan beyni aynı bilgiyi sürekli işleyen, geçmiş deneyimlerle karşılaştıran ve anlamlandıran aktif bir yapıdadır. Bu yüzden görsel algı yalnızca gözlerin yaptığı bir işlem değil, beynin gerçekleştirdiği oldukça karmaşık bir bilişsel süreçtir. Görmek ve Algılamak Aynı Şey Değildir Çoğu zaman görmek ile algılamayı aynı şey olarak düşünürüz.
Değerlendirme
Oysa görmek yalnızca ışığın retinaya ulaşmasıyla başlayan biyolojik bir süreçtir. Algılama ise bu bilgilerin beyinde anlamlı nesnelere, renklere, hareketlere ve ilişkilere dönüştürülmesidir. Bunun en güzel örneklerinden biri optik illüzyonlardır.
Aynı görsel uyarıcı farklı insanlarda benzer algısal hatalara yol açabilir. Bunun nedeni gözlerimizin bozuk olması değil, beynimizin çevreyi mümkün olan en hızlı şekilde anlamlandırmaya çalışmasıdır. Kısacası beynimiz çoğu zaman mükemmel doğruluk yerine yeterince doğru ve hızlı karar vermeyi tercih eder.
Beyin Eksik Bilgileri Tamamlar Çevremizdeki nesneleri her zaman eksiksiz göremeyiz. İnsanlar birbirlerinin önünü kapatabilir, cisimlerin bir kısmı gölgede kalabilir veya nesnelerin yalnızca küçük bir bölümünü görebiliriz. Buna rağmen çoğu zaman nesneleri bütün halinde algılarız.
Gestalt psikolojisinin ortaya koyduğu ilkeler tam olarak bu durumu açıklamaya çalışır. Yakınlık, benzerlik, süreklilik ve tamamlama gibi ilkeler sayesinde beynimiz eksik kalan parçaları tamamlayarak anlamlı bütünler oluşturur. Aslında çoğu zaman gördüğümüz şey retinaya düşen görüntünün birebir karşılığı değil, beynimizin oluşturduğu en olası yorumdur.
Bu durum evrimsel açıdan düşünüldüğünde oldukça mantıklı görünüyor. Bir avcının çalılıkların arasında yalnızca birkaç çizgiyi görmesine rağmen bunun bir yırtıcı olabileceğini hızlıca fark etmesi, tamamen emin olmayı beklemesinden çok daha avantajlı olabilir. Yanlış alarm vermenin maliyeti çoğu zaman gerçek tehlikeyi kaçırmaktan daha düşüktür.
Beklentilerimiz Algımızı Değiştirir İlk bakışta algının tamamen dış dünyadan gelen bilgiler tarafından oluşturulduğunu düşünebiliriz. Ancak beynimiz yalnızca aşağıdan yukarıya doğru çalışan bir sistem değildir. Daha önceki deneyimlerimiz, beklentilerimiz ve içinde bulunduğumuz bağlam da algımızı önemli ölçüde etkiler.
Bunun günlük hayatta pek çok örneği vardır. Loş bir ortamda asılı duran bir montu kısa süreliğine insan sanabiliriz. Benzer şekilde kalabalık bir ortamda ismimizi duyduğumuzu zannedebiliriz.
Aslında çevrede değişen şey çoğu zaman uyarıcı değil, beynimizin onu yorumlama biçimidir. Modern bilişsel psikolojide buna yukarıdan aşağıya işlemleme adı verilir. Beyin geçmiş deneyimlerini kullanarak eksik bilgileri tamamlar ve sürekli tahminlerde bulunur.
Bu sayede çevremizdeki değişimleri çok daha hızlı fark edebiliriz. Dikkat Etmediğimiz Şeyleri Gerçekten Görmeyebiliriz İnsanlar çoğu zaman baktıkları her şeyi gördüklerini düşünürler. Ancak dikkat üzerine yapılan deneysel çalışmalar bunun doğru olmadığını gösteriyor.
Değişim körlüğü olarak bilinen olguda insanlar gözlerinin önünde gerçekleşen oldukça büyük değişiklikleri fark edemeyebiliyorlar. Benzer şekilde görünmez goril deneyinde katılımcıların önemli bir kısmı basketbol paslarını saymaya odaklandıkları için sahnenin ortasından geçen goril kostümlü kişiyi fark etmiyor. İlk bakışta bu durum şaşırtıcı gelebilir.
Ancak beynimizin aynı anda işleyebileceği bilgi miktarı sınırlıdır. Bu nedenle dikkatimizi belirli noktalara yönlendirirken diğer bilgilerin önemli bir kısmını filtrelemek zorunda kalıyoruz. Aslında görsel algımız sandığımız kadar eksiksiz değildir.
Görsel Algı Ne Kadar Güvenilir? Bütün bunlar görsel algımızın tamamen hatalı olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine insan görme sistemi milyonlarca yıllık evrim sonucunda oldukça başarılı hale gelmiş durumda.
Günlük yaşamımızın büyük bölümünde çevremizi doğru şekilde algılıyor ve buna uygun davranışlar geliştirebiliyoruz. Fakat algının amacı fiziksel dünyayı kusursuz şekilde kopyalamak değildir. Asıl amaç çevredeki önemli bilgileri mümkün olduğunca hızlı ve enerji açısından verimli şekilde işleyerek uygun davranışı üretmektir.
Bu nedenle beynimiz bazen küçük hatalar yapmayı göze alırken genel olarak oldukça başarılı sonuçlar elde eder. SonuçBütün bu bilgiler birlikte değerlendirildiğinde görsel algının yalnızca gözlerimizin yaptığı pasif bir işlem olmadığı oldukça açık görünüyor. Gördüğümüz dünya; retinaya ulaşan ışığın, geçmiş deneyimlerimizin, dikkatimizin, beklentilerimizin ve beynimizin sürekli yaptığı tahminlerin ortak ürünüdür.
Bu nedenle zaman zaman optik illüzyonlara aldanmamız, değişimleri fark edemememiz veya eksik bilgileri yanlış tamamlamamız sistemimizin kusurlu olmasından ziyade onun çalışma biçiminin doğal bir sonucudur. İlk bakışta gözlerimizin bize dış dünyayı olduğu gibi gösterdiğini düşünmek oldukça sezgisel görünse de deneysel psikoloji ve sinirbilimden elde edilen bulgular bunun tam olarak doğru olmadığını gösteriyor. İnsan beyni dış dünyayı pasif biçimde kaydeden bir kamera değil, sürekli tahminlerde bulunan ve gelen bilgileri anlamlandırmaya çalışan aktif bir yorumlayıcıdır.
Belki de gördüğümüz dünya, dış dünyanın kendisinden çok beynimizin onun hakkında oluşturduğu en başarılı tahmindir.


