Dikkat•Attention•Attenzione… Üç farklı dilde, kulağa bambaşka tınılarla gelen ama temelde tamamen aynı kapıya çıkan bu büyülü, derin kelime… Peki, günlük yaşantımızda sıkça kullandığımız bu kavramın kökeninin aslında ufalama ve inceltmeye dayandığını biliyor muyduk? İlk bakışta sadece basit bir odaklanma sinyali gibi görünen bu kelime, köklerine indiğimizde zihnimizin çalışma mekanizmasına dair muazzam bir yapısal sırrı fısıldar bizlere.
Beyinlerimiz, içindeki o gizemli ve karmaşık nöronal yolculuğunda, bir ana ne kadar güçlü odaklanabilirse, o an üzerinde ne kadar nitelikli zaman harcayabilirse, yaşadığı o can alıcı deneyimi yapı modüllerine ayırıp çok daha rahat işleyebiliyor. Tıpkı kelimenin anlam kökeninde de bahsettiğim gibi; idrak etmeye çalıştığımız kişiyi, durumu veya herhangi bir objeyi bilinç düzeyinde adeta ufaltıyor ve inceltiyor.
Bunu doğadan bir manzarayla somutlaştırmak mümkündür. Tıpkı gürül gürül akan vahşi bir nehirde büyük, sert taşların zamanla aşınıp, ufalanarak ulaşması gereken hedefe daha çabuk ve zahmetsizce varması gibi; bizler de dikkatimiz sayesinde algılamaya çalıştığımız herhangi bir şeyi beynimizde doğru noktaya daha hızlı ulaştırıp, derinlemesine işleyebiliyoruz. Büyük, kaba parçaları bir kerede yutamazsınız; insan zihni de ancak küçülen o minik parçaları tam anlamıyla hazmedebilir ve anlamlandırabilir.
Anın tadını hakkıyla çıkarmak ve zamanın kıymetini tam olarak anlamak da, tam da bu yüzden bulunduğumuz o anın içerisinde yer yer sıkılmakla ve o durağanlıkta stabil şekilde ilerleyebilmekle mümkün oluyor. Dikkatimizi geliştirmenin ve zihinsel kapasitemizi en üst seviyeye artırmanın önemli bir yolu, uğraşlarımız esnasında daha çok ufaltma ve inceltme yaparak bilincimizi daha aktif hale getirmek, yani o an hissettiğimiz o tanıdık ve rahatsız edici sıkıntıya direnip içinde bulunduğumuz zemini aceleyle terk etmemektir.
Modern alışkanlıklarımız tamamen hızlıca tüketmeye dayalı olsa da, bu kontrolsüz hızlı tüketim çılgınlığı günün sonunda dikkatimizi toplayabilmemiz hususunda bizi ciddi şekilde zarara uğratabiliyor. Her şeyi büyük lokmalar halinde yutmaya çalışırken, ne yazık ki hiçbir şeyi gerçekten hissedemez hale geliyoruz.
Sonuç olarak; sıkılmak, zihnimizin o anı sindirmek, parçalamak ve bütünüyle kavramak için ihtiyaç duyduğu son derece sessiz ve korunaklı bir laboratuvardır. Bir dahaki sefere kendinizi büyük bir boşlukta veya yalnız hissettiğinizde, eliniz hemen o dijital ekranlara, sosyal medyaya ve bildiğimiz o hızlı tüketim araçlarına gitmesin. Kendinize derin bir alan açın. Bırakın zihniniz o anı ufaltmaya, inceltmeye, analiz etmeye ve gerçekten idrak etmeye kendi doğal hızıyla devam etsin. Çünkü hayat, sadece üstünkörü ve büyük bir süratle akıp gittiğimizde değil; yavaşlayıp o hırçın nehrin sert taşlarını büyük bir sabırla ufalayabildiğimizde gerçek bir derinlik, ruh ve anlam kazanır.


