Bazı çocuklar fiziksel olarak büyür, eğitim alır ve hayatlarına devam eder; ancak duygusal olarak görülmeden yetişirler. İhtiyaçları karşılanmış olabilir, iyi okullarda okumuş olabilirler, hatta dışarıdan “sorunsuz” bir çocukluk geçirmiş gibi görünebilirler. Fakat duygusal ihmal, çoğu zaman görünmeyen bir boşluk bırakır. Çünkü çocuk yalnızca büyütülmeye değil, aynı zamanda anlaşılmaya, görülmeye ve duygularının önemsenmesine ihtiyaç duyar.
Duygusal ihmal yaşayan çocuklar genellikle “abartıyorsun”, “bunda üzülecek ne var?”, “güçlü ol”, “ağlama” gibi cümlelerle büyür. Zamanla çocuk, hislerinin önemli olmadığına inanmaya başlar. Üzüntüsünü bastırır, ihtiyaçlarını geri plana iter ve sevilmek için “sorun çıkarmayan kişi” olmaya çalışır. İşte bu öğrenilmiş sessizlik, yetişkinlik ilişkilerine de taşınır.
Yetişkinlikte duygusal ihmalin en belirgin etkilerinden biri, kişinin kendi duygularını anlamakta zorlanmasıdır. Çünkü çocukken duygularına alan açılmamış birey, ne hissettiğini fark etmeyi değil, hislerini bastırmayı öğrenmiştir. Bu nedenle ilişkilerde sıkça “Neden böyle hissediyorum bilmiyorum?” ya da “Bir sorun var ama anlatamıyorum” cümleleri duyulur.
Bu kişiler ilişkilerde genellikle iki uçtan birine savrulur. Bir kısmı aşırı bağımlı ilişkiler kurar. Sevilme ihtiyacı o kadar yoğundur ki terk edilme korkusu nedeniyle kendi sınırlarını kaybederler. Partnerinin davranışlarını sürekli analiz eder, küçük bir mesafeyi bile reddedilme olarak algılayabilirler. Karşı tarafın sevgisini kaybetmemek için kendi ihtiyaçlarından vazgeçmeleri oldukça yaygındır.
Diğer bir grup ise tam tersine duygusal yakınlıktan kaçınır. Çünkü yakınlık onlar için güvenli değil, tehdit edici bir deneyimdir. Çocuklukta duyguları karşılanmayan birey, yetişkinlikte kimseye gerçekten ihtiyaç duymamayı bir savunma mekanizmasına dönüştürebilir. Bu kişiler güçlü, mesafeli ve kontrollü görünseler de çoğu zaman içten içe anlaşılma ihtiyacı taşırlar.
Duygusal ihmal yaşamış bireylerin ilişkilerinde sık görülen bir diğer durum ise “fazla verme” eğilimidir. Sürekli anlayan, alttan alan, emek veren taraf olabilirler. Çünkü çocuklukta sevgi çoğu zaman koşullu hissedilmiştir. Bu nedenle ilişkilerde de değer görmek için çabalamaları gerektiğine inanırlar. Oldukları halleriyle sevilmek onlara yabancı gelebilir.
Bunun yanında sağlıksız ilişki dinamiklerine tolerans geliştirmeleri de mümkündür. Duygusal olarak ihmal edilen çocuk, yetişkin olduğunda duygusal yokluğu “normal” sanabilir. Mesafeli, ilgisiz ya da duygusal olarak erişilemeyen partnerlere yönelmesi tesadüf değildir. Kişi çoğu zaman çocukluğunda tanıdığı duygusal atmosferi yeniden yaşamaya çalışır. Tanıdık olan, her zaman sağlıklı olmasa bile güvenli hissettirebilir.
Ancak çocuklukta yaşanan duygusal ihmal, kişinin hayatı boyunca aynı döngüleri yaşayacağı anlamına gelmez. Farkındalık, bu döngünün kırılmasındaki en önemli adımdır. İnsan önce neyi eksik yaşadığını fark eder, ardından kendi duygularına alan açmayı öğrenir. Sağlıklı ilişkiler kurabilmek için yalnızca karşımızdaki kişiyi değil, kendi duygusal ihtiyaçlarımızı da tanımamız gerekir.
İyileşme süreci çoğu zaman kişinin kendisine şu soruyu sormasıyla başlar: “Ben gerçekten ne hissediyorum?” Çünkü yıllarca bastırılan duygular, ancak fark edildiğinde dönüşebilir. Duygusal ihtiyaçlarını ifade edebilen, sınır koyabilen ve sevginin çaba karşılığı kazanılması gereken bir şey olmadığını öğrenen bireyler zamanla daha güvenli ilişkiler kurabilir.
Çocuklukta görülmeyen duygular, yetişkinlikte ilişkilerin içinde kendini göstermeye devam eder. Fakat insanın geçmişini fark etmesi, geleceğini yeniden şekillendirebilmesi için güçlü bir başlangıçtır. Bazen en büyük iyileşme, ilk kez gerçekten anlaşılmış hissetmekle başlar.


