Haziran ayı yaklaşırken birçok evde benzer bir heyecan yaşanıyor. Çocuklar bir yılın sonunda karnelerini alıyor; ders notları inceleniyor, öğretmen görüşleri okunuyor, eksikler ve başarılar konuşuluyor. Bir eğitim yılının değerlendirmesi dikkatle yapılıyor. Ancak çoğu zaman fark edilmeyen başka bir değerlendirme daha var: Çocuğun bütün bir yılı geçirdiği ev ortamı. Bir çocuk yalnızca okulda büyümez. Asıl gelişim, çoğu zaman eve döndüğünde yaşadığı ilişkiler içinde şekillenir. Çünkü çocuk zihni, sadece akademik bilgiyle değil; hissettiği güvenle, gördüğü ilgiyle ve kurduğu bağlarla gelişir. Bu nedenle yıl sonunda yalnızca çocuğun performansına değil, evde kurulan ilişkinin niteliğine de bakmak gerekir.
Donald Winnicott, çocukların kusursuz ebeveynlere değil, “yeterince iyi” ilişkilere ihtiyaç duyduğunu belirtir. Bu yaklaşım, bugün hâlâ çocuk psikolojisinin en önemli noktalarından biri olarak kabul edilmektedir. Çünkü çocuk için belirleyici olan şey, her şeyin eksiksiz olması değil; ihtiyaç duyduğunda duygusal olarak karşılık bulabilmesidir.
Birçok anne baba, çocuğunun ders başarısını yakından takip eder. Ödevlerini yapıp yapmadığına, dikkat süresine ve sınav sonuçlarına önem verir. Fakat bazen çocuğun duygusal dünyası geri planda kalabilir. Oysa gelişimsel nöropsikoloji alanındaki çalışmalar, çocuk beyninin özellikle erken dönemlerde ilişkiler yoluyla şekillendiğini göstermektedir. Çocuklar yalnızca kendilerine söylenen cümleleri değil; evdeki ses tonlarını, gerginliği, sabrı, sevgiyi ve huzuru da kaydeder.
Belki de yıl sonunda ailece şu soruların üzerinde durmak gerekir:
- Çocuğum ev içinde kendini rahat hissedebildi mi?
- Hata yaptığında korkmadan benimle konuşabildi mi?
- Günlük telaşın içinde gerçekten birbirimizi dinleyebildik mi?
- Evde en sık hissedilen duygu neydi: baskı mı, yorgunluk mu, yoksa güven duygusu mu?
Bu sorular ebeveynleri yargılamak için değil, ilişkiyi fark etmek için önemlidir. Çünkü günümüz ebeveynliği çoğu zaman yetişmeye çalışmakla geçiyor. Ders programları, ekran süreleri, sorumluluklar ve gelecek kaygısı derken aile içindeki duygusal temas bazen geri planda kalabiliyor.
Bağlanma kuramı üzerine yapılan çalışmalar da çocukların psikolojik dayanıklılığını artıran en önemli unsurun, “duygusal olarak ulaşılabilir ebeveyn” olduğunu vurgulamaktadır. Çocuk için güven veren şey, mükemmel bir ev ortamı değil; duygularının küçümsenmediği, anlaşılmaya çalışıldığı bir ilişki kurabilmektir.
Aslında aile içinde yapılacak yıl sonu değerlendirmesi, kimin ne kadar başarılı olduğunu ölçmekten çok daha farklı bir anlam taşır. Daha çok, bir yıl boyunca birbirimize nasıl davrandığımızı ve birbirimizin hayatında nasıl bir iz bıraktığımızı anlamaya yardımcı olur.
Çünkü çocuklar büyüdüklerinde çoğu notu hatırlamaz. Ama evde sık sık eleştirildiklerinde ne hissettiklerini ya da zor zamanlarında anlaşılmış olup olmadıklarını hatırlarlar. Psikolojide “duygusal hafıza” olarak tanımlanan şey tam da budur: İnsan zihni, yaşanan olaylardan çok o olayların bıraktığı duyguyu saklar.
Elbette hiçbir aile kusursuz değildir. Bazı günler yorgunluk ağır gelir, bazen sabır azalır, bazen aynı evin içinde herkes birbirinden uzaklaşabilir. Ancak ilişkilerin en güçlü tarafı yeniden kurulabilmesidir. Çocukların ihtiyacı hatasız ebeveynler değil; gerektiğinde bağ kurmayı yeniden deneyebilen ebeveynlerdir.
Belki bu yaz, çocukların karnesine bakarken evin içinde geçen bir yılı da sessizce değerlendirme zamanıdır.


