‘Hayat akıyor ama sanki içindeki ben değilmişim gibi…’ Bu cümleyi size veya bir yakınınıza ait hissediyor musunuz?
Kopukluk Hissi
Bazen tuhaf bir his yaşar insan; Sabah uyanır, işe veya okula gider, sohbet eder, güler ve günlük yaşamına devam eder. Ama kendi içinde garip bir kopukluk hissi vardır. Kararlar alınıyor, adımlar atılıyor ama sanki bunları yapan ‘siz’ değilsinizdir. Hayatınızın başrolünde olmanız gerektiği yerde, arka sıradan oyunu izleyen sessiz bir seyircisinizdir. Bu durum çoğu zaman yavaş ve fark edilmesi zor bir süreç olarak gelişir. Kişi bir şeyler yapar, bir kariyere yönelir veya bir ilişkiyi sürdürür ama “Bunu ben seçtim ve ben yaşıyorum” hissi oldukça azdır. Yaşam olayları sadece yaşanıyordur ve kişi kendini adeta nehrin akışında sürüklenen bir yaprak gibi hisseder. İnsan nasıl olur da kendi hayatının içinde yaşarken, ona yabancı hissetmeye başlar?
Bu Kopukluk Nasıl Oluşur?
Bu durumun arkasında yatan çeşitli psikolojik mekanizmalar olabilir. Bunlardan biri öğrenilmiş çaresizliktir. Öğrenilmiş çaresizlik, bir olay karşısında sürekli başarısızlık yaşanması gibi olumsuz durumların ortaya çıkmasıyla, hiçbir şeyin fark yaratmayacağı inancının oluşmasıdır. (Aktan ve Yay, 2016). Zamanla bu inanç, genelleşmiş bir yaşam algısına dönüşebilir. Bir diğer faktör ise bilişsel şema yapılarıdır. Başarısızlık, yetersizlik ve boyun eğicilik gibi şemalar, kişinin kendi kararlarına karşı duyduğu güven hissini zedelebilir. Kişi hata yapmamak veya yetersiz görünmemek için kararları başkalarına veya durumun koşullarına bırakır. Bunlara ek olarak duygu düzenleme kopukluğu ve aşırı bilişsel kontrol gibi durumlar da etkilidir. Duygu düzenleme kopukluğunda kişi yoğun stres ve/veya olumsuz duygulardan kaçınmak için hislerini bastırarak kendini ‘yaşantısal’ yönden zayıflatırken, aşırı bilişsel kontrolde sürekli olarak her şeyi analiz ederek, yaşamı deneyimlemek yerine zihinsel bir ‘simülasyon’ yaratır ve hem yaşadığı anı hem de hislerini bir köşeye atar.
Bu durumda karar almak imkansız değildir ancak alınan kararlara karşı aidiyetsizlik hissi vardır. Elde edilen başarılar bile içselleştirilemez. Başarı size ait değilmiş, sanki şans eseriymiş ya da dışarıdan gelmiş gibi hissedilir. İçinizde sürekli ‘Bir şeyler eksik ama ne olduğunu bilmiyorum’ hissi yoğundur. Zaman çok hızlı akar, günler ‘otopilot modunda’ geçer ve geriye dönüp baktığınızda gerçekten yaşadığınızı hissettiğiniz an sayısı çok azdır.
Temel Soru: Ben Nerede Devreden Çıktım?
Dönüm noktası tam olarak burasıdır. İyileşme, kendinize şu kritik soruyu sormanızla başlar: ‘Ben nerede devreden çıktım?’ Hangi noktada seçim yapmayı bıraktınız? Geçmişte yaşadığınız hangi zorlayıcı deneyimler, ‘Ben yapamıyorum, etkim yok’ inancına dönüştü? Hayatın akışına müdahale etmeyi ne durumda bıraktığınızı bulmak, o gücü geri almanın ilk adımıdır. Hayatın içine yeniden dahil olmak yüzeysel motivasyon sözleriyle değil, gerçekçi adımlarla mümkündür.
Bu gerçekçi adımlar küçük müdahalelerle başlar. Günlük yaşamda küçük seçimlerde bulunurken bilinçlice yani ‘benim seçimim’ farkındalığında olunarak eylemin kendine ait olduğu hissi yeniden inşa edilebilir. Aynı şekilde, kişinin kendi düşüncelerini gerçeklik olarak değil, zihinsel içerikler olarak görmesi de bu süreci destekler. Bu ayrım, kişinin düşünceler tarafından yönetilmek yerine düşüncelerle birlikte hareket edebilmesini sağlar. Karar alma konusunda çekingenlik yaşandığında ya da hayatın dışına itilmişlik hissi ortaya çıktığında, o anda devrede olan şemanın fark edilmesi ve bu tür anlarda, geçmişe ait otomatik tepkiler yerine, mevcut yetişkin işlevselliğiyle alternatif bir deneyim oluşturulmaya çalışılması önemlidir. Buna ek olarak zihinsel analiz döngülerinden ve kopukluk hissinden uzaklaşarak şimdiye dönmenin en güvenli yollarından biri beden farkındalığıdır. Bu nedenle, zihinsel süreçler yerine bedensel duyumlara (nefes, adımlar, temas edilen nesnenin sıcaklığı gibi) odaklanarak ana yeniden temas kurulması destekçi olabilir.
Bu konunun depresyon veya dissosiyatif bozukluklarla karıştırılmaması önemlidir. Depresyonda çökkünlük ve isteksizlik ön plandayken, dissosiyatif süreçlerde gerçeklik algısında daha belirgin kopmalar görülebilir. Burada ise temel sorun, daha çok şahsi faailiyetin zayıflaması ve yaşamla kurulan bağın zayıflamasıdır.
Hayat bir anda mucizevi bir şekilde değişmez. Ancak hayat değişmeden önce, kişinin kendini deneyimleme biçimi değişir. Seyirci konumundan aktör konumuna geçiş tek bir büyük karar değil, küçük, inatçı ve tekrarlayan bilinçli seçimlerin sonucudur. Direksiyonu tekrar elinize aldığınızda, yol aynı kalsa bile yolculuğun hissi tamamen değişecektir.
Unutmayın hayatın akışını değiştiremeyebilirsiniz, ama o akıştaki yerinizi değiştirebilirsiniz.
KAYNAKÇA
Aktan, C. C. ve Yay, S. (2016). Öğrenilmiş çaresizlik ve değişime karşı pasif direnç. Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, 8(2), 58-71.


