Çarşamba, Nisan 22, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Sevilmeyen Çocuk Sendromu Algısal mı Gerçek mi

“Sevilmeyen Çocuk Sendromu” klinik tanı olarak literatürde yer alan bir psikiyatrik bozukluk değildir. Ancak psikoloji literatüründe, çocuğun duygusal ihmal, reddedilme veya koşullu sevgi deneyimi yaşamasıyla oluşan bir örüntüyü anlatmak için kullanılan kavramsal bir ifadedir. Peki asıl soruya gelecek olursak eğer bu algısal mı yoksa gerçek mi? Cevap olarak denilebilir ki hem algısal hem de deneyimsel olarak gerçektir.

Gerçekliğin Deneyimsel Boyutu

Gerçek olabileceği bazı durumlar vardır. Çocuk gerçekten şu durumları yaşamış olabilir; sürekli eleştirilme, kardeşle kıyaslama, duygusal olarak görülmeme veya fiziksel ihtiyaçlar karşılanırken duygusal ihtiyaçların ihmal edilmesi. İhmal, bir ebeveynin çocuğun gelişimi için gerekli olan sağlık, eğitim, duygusal gelişim, beslenme, barınma ve güvenli yaşam alanları gibi durumlarda eksikliğini ifade etmek için kullanılan bir kavramdır (Özsert, 2022). Bu durumlardan bir tanesine örnek verirsek daha rahat anlaşılır. Örneğin, koşullu sevgi durumlarında çocuğa eğer başarırsan seni severim denmesi. Bu tür deneyimler, bağlanma kuramına göre çocuğun içsel çalışma modellerini etkiler. Özellikle John Bowlby’nın ortaya koyduğu bağlanma kuramı ve Mary Ainsworth’ün çalışmaları, erken dönemdeki bakım veren ilişkilerinin yetişkinlikteki ilişki kalıplarını şekillendirdiğini gösterir. Ayrıca anneye veya temel bakım veren kişilere karşı çocuğun geliştirdiği bağlanma ile çevreyi algılayış şekli ve yetişkinlik evresinde davranışlarına da etki ettiği görülmektedir diyebiliriz (Öztürk ve ark, 2020). Gerçek duygusal ihmal yaşayan çocuklar şu inançları geliştirebilir: Ben yeterince iyi değilim, sevilmek için bir şey başarmam gerekiyor ve beni olduğum gibi kimse sevmez. Bu noktada sendrom, yaşanmış deneyime dayalı bir psikolojik gerçekliktir.

Sendromun Öznel ve Algısal Boyutu

Bu sendromun bir de öznel (algısal) boyutu da vardır. Bazı durumlarda çocuk objektif olarak sevilmiş olabilir; ancak:

  • Ailenin sevgi gösterme biçimi farklıdır diğer ailelerden,

  • Çocuk yüksek hassasiyetlidir,

  • Kardeş dinamiği yanlış yorumlanmıştır,

  • Ebeveynler sevgiyi sözle değil davranışla göstermiştir.

Bu durumda sevgi vardır ama çocuk tarafından algılanmamıştır. Psikolojide önemli bir noktaya değinir bu durumlar. Önemli nokta ise şudur: Duygunun yaşanmış olması, onun psikolojik olarak gerçek olduğu anlamına gelir. Yani sevgi verilmiş olsa bile, çocuk “sevilmedim” hissiyle büyümüşse, bu duygu yetişkinlikte bağlanma kaygısı, terk edilme korkusu veya aşk bağımlılığı şeklinde ortaya çıkabilir. Görüldüğü gibi, söylenebilecek şekilde, erken dönem yaşantılarında duygusal yakınlık ve sevgi ihtiyacının karşılanması yetişkinlik döneminde sağlıklı ilişkiler için vazgeçilmez bir nedendir. Bowlby’ye göre bir bireyin ebeveynleri ile edindiği deneyimler ve yetişkinlik döneminde yaşantıladığı romantik ilişki, evlilik ve kendi çocuklarına uyguladığı ebeveynlik stili arasında bir neden sonuç ilişkisi vardır (Tüzün ve Sayar, 2006).

Yetişkinlik Dönemindeki Yansımalar

Peki bu sendrom kendini yetişkinlik döneminde nasıl gösterir? Bu örüntü yetişkinlikte şu beş özellikle yakından ilişkilidir: Onay bağımlılığı, aşırı fedakarlık, toksik ilişkilere çekilme, “beni seçmeyeni seçme” paterni ve son olarak engellemeye aşırı tepki (çünkü eski terk edilme yarası aktive olur). Bu tür tepkiler bazen gerçekten bugünkü olaydan değil, çocuklukta görülmeme hissinin tetiklenmesinden gelir.

İyileşme Süreci ve Şema Terapi

Peki bu sendrom kalıcı mı? Cevap olarak hayır diyebiliriz. Ama fark edilmezse tekrar tekrar yaşanacak bir döngüye girebilir. Şema terapide bu durum duygusal yoksunluk şeması olarak geçer. Özellikle Jeffrey Young’ın geliştirdiği şema kuramında bu örüntü detaylı olarak incelenir. İyileşmeyi şu üç basamak şeklinde ilerlerken görebiliriz:

  1. Çocukluk hikayesini dürüstçe görmek,

  2. Gerçek ile algıyı ayırmak,

  3. Yetişkin benliğin içsel çocuğa yeniden güven vermesi.

Sonuç olarak kısa bir şekilde özetlersek eğer Sevilmeyen Çocuk Sendromu klinik bir tanı olarak yer almaz psikiyatrik literatürlerinde. Ama psikolojik bir gerçekliktir. Yaşanmış bir durum sonucu travma olabileceği gibi algısal bir yorum da olabilir kişide. Ama etkilerinin gerçek olduğunu söyleyebiliriz.

KAYNAKÇA

Özerk, F., Özdemir, E., Kazak, M., ve Çok, F. (2022). Üniversite Öğrencilerinin Duygusal İhmal Kavramına İlişkin Metaforik Algılar. Çocuk ve Gelişim Dergisi. 5 (10), 69-85.

Öztürk, E., Türel, F., ve Oğur, E. (2020). Psikotarih ve Bağlanma Kuramı. Psikotarih, (1), 63-71.

Tüzün, O., Sayar, K. (2006). Bağlanma Kuramı ve Psikopatoloji. Düşünen Adam, 19(1), 24-39.

Esra AKTAŞ
Esra AKTAŞ
Esra Aktaş, Artuklu Üniversitesi’nde 3. Sınıf Lisans Psikoloji öğrencisidir. Aktaş, yazılarının kaynağı olarak psikolojinin alt alanları olan Klinik, Nöropsikoloji, Adli ve Sosyal Psikoloji’nin konularından yararlanmaktadır. Psikoloji alanı insanlar üzerinde olumlu ,merak uyandırıcı ve heyecan yaratan aynı zamanda ulaşılamaz , gizli kutu, derinliği bilinmeyen bir okyanus gibi bir alan olarak görülmektedir. Aktaş , psikolojinin insanlar üzerinde sürdüğü bu bilinmeyen ve korkutucu yönleri basit, anlaşılır ve sade anlatımıyla biraz olsun kırmaya çalışmaktadır yazılarında. Yazılarında psikolojiyi herkes için anlaşılır hale getirmeyi misyoner edinen Aktaş, bireylerin ruh halini güçlendirmeye yönelik yazılarla karşımızdadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar