Sosyal medya kullanımının her sabah uyanmak kadar doğal karşılandığı bu dönemde, söylenilen sözler ve kullanılan ifadeler insanların hayatlarında majör değişimlere sebep olabilecek güçte. Yakın zamanda ortaya çıkan iptal kültürü ifadesi, bunun en büyük kanıtlarından biri. Peki nedir bu ‘cancel culture’ dediğimiz deyim?
İptal Kültürü
Online platformlarda görünürlüğü yüksek olan kişilerin, toplumun geneli tarafından onaylanmayan ve ofansif bulunabilecek söylemlerde bulunması sonucu topluca linçlenmesini ifade eden bu terim, özellikle genç kuşaklarda yaygınca kullanılıyor. Bu akımın gölgesinde en ufak bir kelime, hayranlara karşı takınılan tavırlar ve hatta basit mimikler bile bir ünlünün imajını tamamen yerle bir edebiliyor. Hatta sınırlar o kadar genişlemiş durumda ki insanların yıllar önce söylediği sözler günümüzde ortaya çıkınca büyük bir imaj yıkımına sebep oluyor. İnsanların fikirleri dakikalar içinde bile değişebilirken tüm bu nefreti yıllar öncesinden gelen söylemlere aktarmak ne kadar mantıklı?
Bu kültür o kadar hızlı ve acımasız ki bir ünlüyü iptal ettikten sonra, ortaya atılan iddianın hatalı ve geçersiz olduğu kanıtlansa bile, insanların bir habere olan odak sürelerinin inanılmaz ölçüde kısalmasından dolayı haberin doğruluğunu bekleyip ona göre tavır alacakları zamanı bile olmuyor.
Sosyal Medyada Fikir Tekelleşmesi
Peki statükonun ve popüler kültürün dışında kalan her fikir yüksek sesle linçlenecekse, insanlara fikir özgürlüğü vaadiyle sunulan bu online platformların multikültürel toplumlara faydası ne? Zamanla tekdüze bir fikir yapısı oluşmaya başladı ve artık insanlar aynı olaylara sürü halinde aynı tepkileri veriyor. Çoğu defa bu kitlenin büyük bir kısmının neye karşı oldukları ya da neyi protesto ettikleri hakkında ufacık bir fikirleri dahi yok; sadece popüler ve yaygın olan fikri takip ediyorlar. Fikriniz belli bir grubun hoşuna gitmiyorsa ya da mantıklı temellere dayandığı halde bazı insan topluluklarının inançları veya kültürleriyle çatışıyorsa tek bir hamlede bu toplulukların taş yağmuruna tutulabiliyorsunuz.
Yürütülen Linç Kampanyalarında En Çok Kadınların Hedef Gösterilmesi
Yaygın görülen durumlardan biri de birinin kariyerini karalama çabasıyla başlatılan kötü PR kampanyaları. Eğer toplu olarak bir ünlünün medyaya olumsuz yansıyabilecek hareketlerini içeren içerikler görüyorsanız, çok büyük ihtimalle bunlar bilinçli olarak hazırlanmış kampanyaların önünüze sunulmasıdır. Çoğu zaman kadınlara yönelik olan bu kampanyalar, iptal kültürünün yanlış uygulanmasıyla ortaya çıkan mizojiniyi de gösteriyor. Irkçı, köleliği savunan ve hatta Nazi yanlısı söylemleri ile bilinen adamların konserleri binlerce bilet satarken, kadın sanatçılar çok basit ifadeler ve hareketlerden dolayı nefret söylemleriyle karşı karşıya kalabiliyor. Örneğin Pamuk Prenses’in yeni uyarlamasında başrol oynayan Rachel Zegler’in, kendi filmin hikayesinin kadınlar açısından ürpertici ve eski çağlardan kalma olduğunu söylemesi yüzünden insanlar tarafından uzunca bir süre nefret yağmuruna tutulması, filmdeki performansıyla eleştirilmesi ve eski yapımlarının kötülenmesi; fakat aynı şeyleri erkek bir oyuncu olan Robert Pattinson’un zamanında oynadığı Alacakaranlık filmi için filmin konusunun saçma ve oynadığı karakterin sevilmeyecek bir yapıda olduğu şeklinde söylemesinin medyada komik ve sempatik bulunması bunun en büyük kanıtlarından biri. Toplum iki cinsiyet de benzer açıklamalar yaptığı halde kadınları daha kolay bir şekilde hedef gösteriyor ve kadınlar üzerindeki beklenti erkeklere kıyasla çok daha fazla olduğundan, basit yanlış hareketleri sonucu kadınların üzerine çullanmaya hazır, nefretle beslenen büyük bir kitle var.
Yapay Karakterler, Gerçeküstü Personalar
Bu kültürün ilginç sonuçlarından biri de insanların toplumda bilinmeye başlar başlamaz kendilerine yapay bir imaj yaratması. İnsanlar bu iptal çılgınlığına yakalanmaktan o kadar çekiniyor ki artık kimseyi sosyal medya üzerinden bütünüyle bir insan olarak göremiyoruz; herkeste bir etiketlenme ve kendini bir kalıba sokma çabası var. Yanlış sözler söylememek, insanları gücendirecek hareketlerde bulunmamak amacıyla ünlüler çoğu zaman PR ekipleri tutup tüm sosyal medyalarını, giydikleri kıyafetten paylaştıkları tweetlere kadar bu ekiplere yaptırıyorlar. Gördüğümüz kişiliklerin neredeyse hiçbiri gerçek değil; hepsi bir estetiğin içine sıkıştırılmış ve topluma marka olarak satılmaya çalışılan ürünler. Fakat bu da yaratılan karakterlerin insan gibi hissettirmemesinden kaynaklı olarak yapay ve uzak olmaya başlamasıyla sonuçlanıyor.
Sonuç
Bu durum kimi zaman daha güvenli bir ortam yaratmaya ve ırkçı, homofobik ve cinsiyetçi söylemleri söyleme potansiyeli olan insanların düşüncelerini açıkça ifade etmekten korkmalarını sağlayacak daha medeni bir toplum yaratmaya yararken, kimi zaman da sadece çoğunluğun hoşuna gitmemiş veya tabu olarak görülen konularda açıklama yapmış insanların kimseye zararı olmayan fikirlerini ifade ederken bu kültüre kurban gitmeleri sonucu tüm sanatlarının boşa gitmesine yol açmakta. Başka bir açıdan bakarsak, dijital ayak izinin kapsamının hayal bile edilemeyecek derecede olduğu bu dünyada, nefreti bir amaç olarak gören toplumun, sosyal medyanın gücünü de arkasına alarak körüklediği bu iptal kültürü, aslında yıllar boyunca sokakta gördüğümüz kültürün dijital dünyaya uyarlanmış hali.


