“Hepimiz aynı dünyada yaşıyoruz.” Bu cümledeki aynı kelimesi kaçımız için doğru? Bu yazı, herkes için aynı olmayan dünyada ihtiyaçlar hiyerarşisinin ilk basamağında yaşam mücadelesi veren, her gün gözümüzün önünde hatta “ayağımızın altında” sokakları evi kabul etmiş ve hayatta kalmaya çalışan sokak çocuklarının görünmezlikleri ile ilgilidir.
İhtiyaçlar Hiyerarşisinde Takılı Kalmak
Toplumdaki bireylerin kendi içini rahatlatmak için yemek alarak veya harçlık vererek yardım ettiğini düşündüğü bu çocuklar, geceyi nerede geçireceğini düşünerek yaşıyorlar. İhtiyaçlar hiyerarşisinin fizyolojik ihtiyaçlar kısmında takılı kalan bu çocuklar, çocukluğun sınıfsal bir ayrıcalık hâline gelmesinin kanıtıdır.
Hayatta Kalma Mücadelesi ve Görünmezlik
Bazı çocuklar çocuk gibi yaşamak yerine sadece hayatta kalırlar. Oyun hakkı, hayal kurma veya güvenli bağlanma gibi her çocuğun sahip olması gereken ihtiyaçlara bir yaşam kadar uzak olan sokak çocukları, erken yetişkin olmayı sokakların en harabe yerlerinde üşümemek için üstlerine örterek güneşin doğmasını bekliyor.
Toplumun Kontrol Refleksi ve Etiketleme
Toplumun ve devletin korumak yerine kontrol altında tutma refleksi, bu çocukların uyuşturucu kullanımı, satıcılığı, hırsızlık gibi kötü yaşam şekline sürüklenmesine yol açıyor. Sokakta kimsesiz bir çocuğun kötü düşünceli kimseler tarafından yönlendirildiği, hatta zorunda bırakıldığı bu yaşam şeklinin ardından, sokakta yaşamayı hiç tatmayan sıcacık evimizdeki bizler, sokak çocuklarını “tehlikeli”, “sorunlu”, “suça yakın” olarak etiketlemekten utanç duymayacak kadar bilinçsiz bir toplum hâline geldik.
Başarı Hikâyelerinin Ardındaki Normalleştirme
Bu noktada devreye giren stigmalar, bu çocuklar sokakta yaşamayı “becerdiğinde”, bunu bir başarı hikâyesi olarak değerlendiriyor. Ancak bu anlatı, ilk bakışta umut verici gibi görünse de incelendiğinde akıllara tek bir cümle getirir: Sokaktan kurtulmayı başarmış bir çocuğun hayatta kalmak zorunda bırakıldığı koşulları normalleştirmek, diğerlerini görünmez kılar.
Direnç Kavramı ve Zorunlu Uyub Mekanizmaları
Psikoloji literatüründe “direnç” (resilience), bireyin olumsuz koşullara rağmen işlevselliğini sürdürebilme kapasitesi olarak tanımlanır. Ancak bu tanım, sokakta yaşayan çocuklar söz konusu olduğunda kritik bir ayrımı gözden kaçırır: Bu çocuklar dirençli oldukları için mi hayatta kalırlar, yoksa hayatta kalabilmek için mi dirençli görünmek zorunda kalırlar?
Sokak çocuklarının sergilediği birçok davranış — duygularını bastırma, risk alma, hızlı karar verme, yaşından büyük sorumluluklar üstlenme — çoğu zaman “güç” göstergesi olarak yorumlanır. Oysa bu davranışlar, güvenli bir çevrede gelişmiş sağlıklı uyum mekanizmaları değil; tehdit altında büyümenin zorunlu sonuçlarıdır.
Sistematik İhmalin Kutsanması
Bir çocuğun hayatta kalma becerileriyle övünmek, onun hayatta kalmak zorunda bırakıldığı bu sistemin çarklarını yağlamaya devam etmektir. Kendini korumak zorunda kalarak her gün direnç gösteren bu çocuklar, güvensizliğe, duygusal uyuşmaya, tetikte yaşamaya uyum sağlar. Bu uyum sağlama durumu bir tercih değil, zorunluluktur; çünkü sokak çocuklarının başka seçenekleri yoktur.
Yapısal ihmallerin farkındalığına varmayan bir toplum ve devlet için bu çocukların sokaklarda yaşamaya devam etmesi maalesef olağandışı değildir. Otoriteye aşırı karşıtlık ya da boyun eğmek zorunda olma durumu çocukların düşünmemeleri gereken olgulardır. Oyun oynaması, güvenli bir evde sevgi ve aidiyetle uykuya dalması gereken bu çocukların dayanıklılığını kutsamak, bazen ihmalin üzerini örtmenin en kolay yoludur.
Toplumsal Değişim ve Gerçek Direnç
Toplum önce bu çocukları etiketliyor, ardından bu çocuklar suça sürüklendiğinde bunu bir tercih gibi görüp etiketinin kanıtı olarak görüyor. Bir çocuğun hayatta kalma becerileriyle övünmek, ona neden hayatta kalmak zorunda bırakıldığını sormamayı seçmektir. Toplum olarak sorgulamalı ve toplumsal değişimler yaratmalıyız. Asıl direnç göstermesi gereken kişiler bu çocuklar değil; onları koruyacak sistemin yokluğuna karşı toplum olarak biz yetişkinler direnç göstermeliyiz. Bu çocukların yaşama hakkı, ancak onları korumayan düzene karşı toplumsal direnç göstererek kazanılabilir.



Mükemmel olmuş 🙏🙏👍👍