Övgü kulağa negatif bir tutum gibi gelmez; dozunu iyi ayarladıktan sonra değildir de zaten. Ebeveynleri tarafından görülmek, koşulsuz kabul edilmek ve onaylanmak o çocuğun en büyük ihtiyaçlarından biridir. O zaman yanlış bunun neresinde? Gerçekliğinde. Koşulsuz kabul ve koşulsuz alkış arasında ince ama mühim bir fark vardır. Koşulsuz kabul; “Ne hissedersen hisset, buradayım.” anlayışını verir ve çocuğun duygusal güvenliğini sağlar. Ama koşulsuz alkış, her yaptığını onaylamaktır ve bu, evinizin dışındaki dünyanın gerçekleri ile çakışır. Orantısız övgüyle büyüyen çocuk, bu dünyada dengede kalamaz.
Neden Bu Kadar Övüyoruz?
Tabiri caizse övgü, ebeveynlerin ağrı kesicisi, hatta antidepresanı olmuş durumda. En başta modern ebeveynlerin kendi anne babasına benzeme korkusu var. Bu çok kıymetli bir dönüşüm olsa da henüz dengesi oturamamış bir girişim. Kendi görülmemişliklerini telafi etmek için tamamen iyi niyetle gösterilen bir aşırı övgü çabası var. Anne babalar bir yandan çabalıyorken bir yandan da sosyal medyanın yanıltıcı “ekran önü ebeveynlik” anlayışına maruz kalıyorlar. Her çocuğun sadece takdir edilesi davranışlarının görüldüğü bu mecrada, ekran arkasındaki ebeveynler kendi yeterliliğini sorguluyor ve suçluluk hissediyor. Yine bu suçluluğun ağrısını kesmek için “Instagram anneliği”nin standart reçetelerini çocuğuna uygulama yoluna giriyor. Ama bunları yaparken her çocuğun benzersiz olduğu gözden kaçırılıyor. Bu reçetelerin büyük çoğunluğu özgüvenli çocuk yetiştirme tarifleriyle dolu. “Aman özgüveni kaybolmasın.” diye her yapılan onaylanıyor, övülüyor ve alkışlanıyor. Ebeveynlik kaygısı bir müddet bastırılıyor ama çocuk ev harici dünyaya adım atınca kaos baş gösteriyor.
Övgü Tuzakları ve Çocuk
Bir çocuğa “aferin” demek içimizi ısıtır. Çocuğun ise görüldüğünü ve onaylandığını bilmesi, duygusal emniyetini ve özgüvenini artırır. Bunun da en güzel yollarından biri pekiştireçler vermektir. Bu pekiştireçleri verdiğimiz anlar ise çok önemlidir. Bir çocuk, her davranışından sonra “özgüveni düşmesin” kılıfıyla övgüyle ödüllendirilirse, bu ham hayalcilikten başka bir şeye hizmet etmez. Burada ebeveynlerin niyetleri açık olsa da sürekli “Harikasın.”, “Mükemmelsin.”, “En iyisisin.” mesajını alan çocuk bunlara duyarsızlaşır ve sabit zihin anlayışına geçer; yani gelişime kendini kapatır. Denemekten, ileri gitmekten, hatta hata yapmaktan korkar. Başarısızlıklara temas edemez; çünkü baş edemeyeceği bir problem, onu söylendiği kadar akıllı olmadığı gerçeğiyle yüzleştirebilir.
Çocuğun toz pembe dünyasının yanında dış dünya tam da bu yüzleşmelerden ve denemekten kaçamayacağı problemlerin dünyasıdır. Çocuk bu dünyada var olmaya çalışırken daha önce antrenmanlı olmadığı alanlarda koşar, düşer, bazen de mücadele eder. Ama sahip olduğu yapay özgüven zemini, mücadelesinde bir performans kaygısı oluşturabilir. Övgüyü kaybetmemek için risk almaktan kaçınabilir, zor görevlerden uzak durabilir ya da olası bir hata yapma durumunda değersizlik hissine maruz kalabilir. Tüm bu kaygılar ve devamlı övgüler zinciri, çocuğu eleştiriye karşı kırılgan hâle getirebilir. Çocuk bu durumda ya kendi içine çekilir ya da yüksek özgüveni, bu kırılgan benlik yapısını örten bir kabuğa dönüşebilir. Şişirilmiş ama kırılgan bir özgüven tablosuyla karşılaşabiliriz.
Çocuk bu “akıllıyım” kimliğine yapışabilir. Gerçek dünyada aynı geri bildirimi almadığında ise dumura uğrar. Örneğin, öğretmeni “Biraz daha çalışabilirsin.” dediğinde bunu gelişim fırsatı olarak değil, kimliğine saldırı olarak algılayabilir. Bu da hem çocuğa hem aileye hem topluma geri dönülmez hasarlar bırakabilir. Ebeveynler “Aman özgüveni düşmesin.” diye çocuk yetiştireyim derken, kendine ve topluma maliyeti ağır olan bireyler yetiştirebilirler.
Övgü Dengesinde Ebeveynin Rolü
Şunu öncelikle bilelim: İyi ebeveyn olmak, her şeyi onaylamak demek değildir. Övgüye bakarken sınırları bulanıklaştırmamak gerekir. Övgü–onay terazisinin dengeli ayarlanması oldukça önemlidir. Çocuğun performansının gideceği yönü tayin eder. Çünkü davranışlarının sonucu sadece bireyi ve aileyi etkilemez; bir domino etkisi yaratır ve başka çocuklara, onların ailelerine, sonunda içinde bulunduğumuz topluma kadar etkiler gösterebilir.
Bu durumda bakılması gereken reçete sosyal medya reçeteleri değildir. Aslolan çocuğunuzun “Çabasına sağlık.” olmasıdır. Çocuğun gösterdiği emek, problem çözme biçimi, sabrı ya da deneme cesareti görünür kılındığında benlik değeri performansa değil, gelişime bağlanır. Yani yukarıda bahsettiğimiz “sabit zihin” anlayışı yerine gelişim odaklı zihin anlayışına geçer. Denemekten korkmaz, yapıcı riskler alır ve hatayı tehdit olmaktan çıkarıp bir öğrenme fırsatına dönüştürür. Aileler bu hataları engellenmemelidir. “Bu zor geldi, anlıyorum.” gibi bir nefeslik cümlelerle empatik bir yaklaşım göstermelidir.
Son olarak ebeveynlerin kendi başarı algılarını gözden geçirmeleri önemlidir. Anne babanın aşırı övgüsü ya da yüksek beklentileri çoğu zaman kendi kaygılarının aynası olabilir. Unutmayın: Üzerine sürekli övgü etiketi yapıştırılan çocuk değil; zorlandığında, hata yaptığında da değerli hisseden çocuk gelişir.
KAYNAKÇA
Alexander, J. J., & Sandahl, I. D. (2020). Danimarkalılara özgü ebeveynlik: Dünyanın en mutlu çocukları nasıl yetişiyor. İstanbul: Koridor Yayıncılık.


