Pazar, Nisan 26, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Toplumsal Travmalar ve Kolektif Yas: Psikoloji Gerçekten Apolitik mi?

Toplum olarak yaşadığımız büyük sarsıntılar — depremler, savaşlar, ekonomik krizler, kitlesel kayıplar, şiddet olayları — yalnızca bireylerin değil, kolektif ruh halimizin de yaralanmasına neden olur. Travma dediğimiz şey, tek tek insanların yaşadığı bir deneyim olmanın ötesine geçer; toplumsal hafızaya kazınır, kuşaklar boyunca aktarılır ve gündelik yaşamın dokusuna siner. İşte bu noktada karşımıza “kolektif yas” kavramı çıkar.

Kolektif yas, bir toplumun birlikte kaybettiği bir şeyin ardından yaşadığı ortak duygusal süreçtir. Bu bir insan kaybı olabilir, bir güven duygusu olabilir, geleceğe dair umut olabilir. Yasın bireysel boyutunda inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme gibi evrelerden söz ederiz. Ancak toplumsal yas çoğu zaman bu evreleri düzenli ve sağlıklı biçimde yaşayamaz. Çünkü yas tutmanın kendisi de politik bir zeminde gerçekleşir. Psikoloji genellikle bireysel alanla sınırlandırılır. “İç dünyamız”, “kişisel dayanıklılığımız”, “bireysel baş etme becerilerimiz” konuşulur. Oysa insan, sosyal bir varlıktır ve ruh sağlığı, yaşadığı politik, ekonomik ve kültürel bağlamdan bağımsız değildir. Güvende hissetmek, geleceğe dair umut taşıyabilmek, adalet algısına sahip olmak… Bunların hepsi psikolojik iyilik halinin temel bileşenleridir. Ve bunlar doğrudan toplumsal koşullarla ilişkilidir. Bir toplumda adalet duygusu zedelenmişse, insanlar yalnızca öfkeli olmaz; aynı zamanda çaresiz, kaygılı ve güvensiz hisseder. Sürekli belirsizlik içinde yaşamak, sinir sistemini kronik alarm haline sokar.

Travmanın Kolektif Boyutu ve Güvenlik Algısı

Travma literatüründe bildiğimiz bir gerçek vardır: Travma, yalnızca yaşanan olay değildir; o olay karşısında kişinin kendini ne kadar güvende hissettiğidir. Eğer sistematik olarak güvensizlik üreten bir ortam varsa, travmatik etki bireysel sınırları aşar ve kolektif bir hal alır. Bu nedenle “psikoloji apolitiktir” iddiası, eksik bir önermedir. Psikoloji, insan davranışını ve duygusunu inceliyorsa; insanın yaşadığı politik gerçekliği de görmezden gelemez. Politik olanı yalnızca parti siyasetinden ibaret düşünmemek gerekir. Politik olan; güç ilişkileridir, kaynakların dağılımıdır, kimin sesinin duyulduğu ve kimin sessiz bırakıldığıdır. Bunların hepsi ruh sağlığı doğrudan etkiler.

Kolektif Yasın Üç Temel Unsuru: Tanınma, Anlamlandırma ve Dayanışma

Kolektif yasın sağlıklı biçimde yaşanabilmesi için üç temel unsurdan söz edebiliriz: tanınma, anlamlandırma ve dayanışma. Öncelikle kaybın tanınması gerekir. “Abartıyorsunuz”, “geçti artık”, “güçlü olmalıyız” gibi söylemler yasın bastırılmasına yol açar. Bastırılan yas ise kaybolmaz; donmuş bir travma olarak toplumsal bellekte kalır ve farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkar. İkinci olarak anlamlandırma önemlidir. İnsan zihni, yaşadığı sarsıntıyı bir çerçeveye oturtmak ister. “Bu neden oldu?”, “Bundan sonra ne olacak?” sorularına makul ve güven verici yanıtlar bulamadığında kaygı artar. Belirsizlik uzadıkça travma derinleşir. Üçüncü unsur dayanışmadır. Travmanın en güçlü panzehirlerinden biri, güvenli bağdır. Yalnız olmadığını hissetmek, başkalarının da benzer duygular yaşadığını görmek sinir sistemini regüle eder. Toplumsal düzeyde bu, şeffaf iletişim, ortak anma alanları, kolektif ritüeller ve adalet arayışının görünür olmasıyla mümkün olur.

Bireysel ve Yapısal Faktörler Arasındaki Denge

Psikoloji burada iki uçtan kaçınmalıdır. Bir yanda her şeyi bireysel dayanıklılığa indirgemek; “sen güçlenirsen sorun kalmaz” demek. Diğer yanda ise bireyin öznel deneyimini yok sayıp yalnızca yapısal faktörlere odaklanmak. Gerçek şu ki, ruh sağlığı hem bireysel hem toplumsal bir meseledir. Dinamik açıdan kolektif yasın en önemli işlevi, ham acıyı anlamlı bir anlatıya dönüştürmektir. Söz, sembol ve tanıklık; toplumsal travma ruhsal olarak işlenmesini sağlar. Aksi halde bastırılan her şey başka bir yerde, başka bir biçimde geri döner. Psikoloji tam da burada devreye girer: Sadece bireyin iç dünyasını değil, toplumun bilinçdışı süreçlerini de görmeye davet eder.

İyileşme Sürecinde Psikoloğun Rolü

Toplumsal travmalar karşısında psikoloğun rolü yalnızca terapi odasıyla sınırlı değildir. Tanıklık etmek, duyguları meşrulaştırmak, yasın doğal olduğunu hatırlatmak ve iyileşmenin kolektif bir süreç olduğunu vurgulamak da bu rolün parçasıdır. Çünkü iyileşme, sadece “güçlü olmakla” değil; görülmek, duyulmak ve birlikte yas tutabilmekle mümkündür. Belki de asıl soru şudur: Bir toplum yasını gerçekten tutabiliyor mu? Eğer tutamıyorsa hangi duygular bastırılıyor ve bunun bedelini kim ödüyor? Psikolojiyi politik bağlamından kopardığımızda bu soruları sorma cesaretini de kaybederiz. Oysa iyileşme süreci, tam da bu sorularla başlar.

İlayda Esen
İlayda Esen
Psk. İlayda Esen, lisans eğitimini onur öğrencisi olarak tamamlamış, psikodinamik yönelimli bir bakış açısıyla bireyin iç dünyasını ve duygusal süreçlerini anlamaya odaklanan bir psikologdur. Ergen ve yetişkinlerle yürüttüğü terapi süreçlerinde duygusal yeme, bağlanma örüntüleri, kimlik gelişimi, depresyon, anksiyete, travma ve yas temalarıyla çalışmaktadır. Bu alanlarda yürüttüğü çalışmalara ek olarak Psikodinamik Psikoterapi, Bilişsel Davranışçı Terapi, Oyun Terapisi ve Travma Psikoterapisi gibi çeşitli eğitimleri tamamlamıştır. Psychology Times’ta yayımladığı yazılarında ise psikolojiyi herkesin içgörü ve farkındalık geliştirebileceği bir dille aktarmayı amaçlamaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar