Günümüz çağında birçok ebeveynde görülen modern anne-baba tutumu, katı ve cezalandırıcı olmaktan uzaklaşmaya çalışırken çocuğun bütün isteklerine izin verici olmaya yönelen bir yanılgıya dönüşebilmektedir. “Hayır” diyememe ve sınırsızlık giderek artmaktadır. Bu izin verici ebeveynlik tuzağına düşen ailelerde alt metinde “yaşayamadıklarımı yaşasın” başlıklı gizli bir travma belirirken, hayır demenin korkulu girdabından uzaklaşmak ve şefkatli otoriteyi yeniden kurmak için kuralsız olmanın bir özgürlük mü yoksa ebeveynin çocuğuna karşı yaptığı bir ihmal mi olduğunu daha net çizgilerle anlatmak gerekir.
Kişilerin kendi ebeveyn tutumlarından uzaklaşmak adına gelecek için önemli bir soruna sebebiyet verecek ince çizgiyi belirsizleştirmeleri, çocuğun temel ihtiyaçlarını ve sınırlı otorite bağlaçlarına olan gereksinimini görmezden gelmelerine neden olabilir. Temelde çocuğun iyiliği için başlanan bu masum ilgi, gelecek adına yıkıcı sonuçlara sebebiyet verebilir. Sınırın ihtiyaç olması kısıtlama güdüsüyle değil; aksine çocuk adına güven ve emniyet duygularının pekişmesine, belirsizlikten uzaklaşarak güvenli bir limanda olmasını sağlamak temeliyle yapılmalıdır.
Prefrontal korteksin rolü henüz tam olarak işleme girmemiş ve gelişimini tamamlamamış bir çocuk için dışsal olarak gelen düzenleyici bir figüre, yani ebeveyne ihtiyaç hayati bir dayanaktır. Çocukluğunda aşırı katı bir aile tutumuyla büyüyen ve anne-babasından izinsiz hiçbir şey yapamayan bir baba, kendi çocuğuna uyku, yemek, oyun saati ve ekran süresi gibi alanlarda hiçbir kural koymayarak dürtüsel ve duygularını yönetme becerisi gelişmemiş bir çocuk yetiştirmiş olacaktır. Burada ebeveynin nefret ettiği baskıcı tutumun tersinde davranışlar göstermesi karşıt tepki oluşturmasından kaynaklanır. Bu durum ebeveynler adına kendi duygusal ve psikolojik iyilikleri için kendilerine bir ayna tutmaları gerektiğine dair önemli sinyaller verir.
Kendi çocukları için sağlıklı bir ebeveyn olmak isteyen anne ve babalar öncelikle içlerinde olan o iyileşmemiş, temas edilmemiş çocuğa temas etmelidirler. Çocuğun yaşadığı her olumsuz deneyimi kendi geçmişleriyle bağdaştırıp büyük bir acı olarak kendilerine yansıtabilirler. Çocuğu korumaya çalıştıkları o acı duygusu, kendi geçmişlerinde var olan acılar adına bir iyileştirici güç olarak görülüp hissedilebilir. Ebeveynlerin kendi yaralarına temas etmeleri ve bunları öz farkındalık ile ele almaları, hayır diyememenin ebeveynde oluşturduğu baskıyı — örneğin çocuğun ağlamasıyla tetiklenen anıları — fark etmelerine yol açar. Bunun için öncelikle kendini fark etmek bu hususta en önemli adımlardan biridir. Çocuk ağladığında neden böyle hissettiğini, neden çaresizlik duygusuyla baş başa kaldığını çözümlemelidir.
Öte yandan modern ve dijital çağın bireyselcilik baskısı ve bireysel özel oluş tutumu da çocuk, ebeveyn ve hatta toplum ilişkisinde yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Her istediği yapılan çocuk sosyal ortamlarda uyum ve dürtü sorunlarıyla baş başa kalacaktır. Dış dünyada yaşanan her hayal kırıklığıyla karşılaşan ve daha önce hiç hayal kırıklığı yaşamamış olan çocuk, ilk engelde duygusal olarak bir çöküş yaşayabilir. Bu sınır yoksunluğuyla büyüyen çocukların hayatında, farkında olmadan farklı bir kaygı ile karşılaşmasına sebep olacak sorunlar büyüyerek artacaktır. Belirsizliğin olduğu her yerde kaygı da çocuklarla birlikte olacaktır.
Şefkatli Otorite: Sınır ve Duygunun Dengesi
Peki şefkatli otorite kavramı nedir ve bize nasıl bir yol gösterir? Ebeveynler için yumuşak bir alan sunan bu otorite biçimi, kuralları sağlıklı bir şekilde hayata geçirmeyi sağlar. Duygulara yer vererek temas etmek ve aynı zamanda istenmeyen ya da istenen davranış için bir sınır belirlemektir.
Örneğin, ekranda daha fazla zaman geçirmek için ağlayıp yakınan bir çocuk için izleme sınırına geldiğini belirtmek adına “Üzgün olmanı anlıyorum fakat ekran süremiz doldu.” şeklinde bir yaklaşım sergilemek hem duygularına olan şefkatli yaklaşımı hem de gerekli olan sınırları ve otoriteyi sağlar. Dikkat edilmesi gereken husus ise davranışlarda tutarlılığı koruyabilmektir. Belirlenen kurallar için esneklik sağlamadan ya da o an hissedilen duygular üzerinden yön vermeden sabit kalabilmek sağlıklı bir gelişim alanı açısından önemlidir.
Ebeveynliğin dijital çağ baskısıyla ve geçmiş kuşak çatışmasıyla şekillenmemesi adına iki ayrı uçta gelişen baskı ve sınırsızlığı kırmak hem ebeveyn gelişimi açısından hem de çocuk açısından kilit noktadadır. Çocukların sevildiği ortamlarda doğru sınırlarla yetişmesi, gelecekte sağlıklı bir birey olması adına kendi özgürlüğünü inşa ederek hayatta ihtiyaç duyduğu ve yaşamla başa çıkmasını sağlayacak anlamlı bir zemin oluşturacaktır.
Kendi travmalarının zincirlerini kırmayı ve onlardan ders almayı başaran her ebeveyn, bir neslin kaderi için çok önemli bir adım atar.


