Pazartesi, Nisan 27, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Aşk Nedir? Şemaların Gölgesinde Bir Yakınlık Hikâyesi

“Aşk” çoğu zaman yüceltilir; saf, iyileştirici ve neredeyse kusursuz olağanüstü bir duygu olarak anlatılır. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında aşk, her zaman “sağlıklı” bir yerden filizlenmez. Hatta çoğu zaman, en derin yaralarımızın izini taşır aşk. Geçmişte oluşan düşünce kalıplarımızın, şemalarımızın tetiklenmesiyle ortaya çıkar. İlk görüşte aşk dediğimiz o yoğun çekim hali, romantik bir mucizeden ziyade, zihnin geçmişteki duygulara verdiği otomatik bir yanıttır: “bu duyguyu biliyorum”

Hepimizin çocukluğunda oluşan bazı temel duygusal ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlar farklı farklı sebeplerden ötürü bazen karşılanamaz ve duygusal gelişimde aksaklıklar olur; bu ihtiyaçların karşılanmaması sonucunda belirli şemalar gelişir. Terk edilme, kusurluluk, duygusal yoksunluk ya da yüksek standartlar gibi şemalar, bireyin kendisi ve ilişkiler hakkında oluşturduğu derin kalıplardır. Bu kalıplar yalnızca düşüncelerimizi değil, duygusal olarak ilgi duyduğumuz, çekildiğimiz insanları da belirler. Çünkü en basit haliyle; bilinçdışı her anıyı, duyguyu, yorumu kaydeder ve zihin geçmişten tanıdık geleni daha güvenli sanma eğilimindedir. Bu tanıdık duygu acı verici olsa bile zihin bu duyguyu (bilinmeyen yeni bir duyguya göre) daha güvenli görür.

Bu yüzden bazı insanlara farkında olmadan “aniden” yoğun bir çekim duyarız. Aslında o çekim, karşı tarafın bize iyi geleceğinin bir işareti değildir; aksine, çoğu zaman eski bir yaraya dokunduğunun göstergesidir. Örneğin, duygusal yoksunluk şemasına sahip biri, duygularını kolay ifade etmeyen, mesafeli birine aşık olabilir: veya boyun eğicilik şemasına sahip biri dominant karakterli, agresif birine aşık olabilir. Çünkü bu his, tanıdık bir histir. Bilinçdışında içsel bir “tamamlama” arzusu devreye girer: Bu sefer farklı olacak, bu sefer ihtiyaçlarım karşılanacak beklentisi çıkar.

Ancak gerçeklik çoğu zaman bu beklentiyi karşılamaz. Çünkü şemalar yalnızca çekimi değil, ilişki dinamiklerini de şekillendirir. Kişi, farkında olmadan aynı döngüyü yeniden kurar. Bu nedenle her çekim duyduğumuz kişiyle kurulan ilişki bize iyi gelmez. Hatta bazı ilişkiler, şemaları daha da derinleştirir, bize daha çok acı verir.

Yine de buradan “Aşk tamamen zararlıdır.” gibi bir sonuç çıkaramayız. Asıl mesele, şemaların farkında olup olmadığımızdır. Bir ilişki, şemalarımızı tetiklese bile eğer bu tetiklenmeleri tolere edebiliyorsak, duygusal olarak çoğunlukla dengede hissediyorsak ve mantıklı yanımız da bu ilişkiyi destekliyorsa, o ilişki besleyici olabilir. Hatta geçmişten gelen şemalarımızı bile iyileştirebilir… Çünkü sağlıklı ilişkiler, yalnızca tutku değil, aynı zamanda düzenleme kapasitesi gerektirir. Yani hem duyguların hem de aklın içinde yer bulduğu bir denge varsa ilişki sağlıklı boyutta ilerliyordur.

Sağlıklı bir ilişkide kişi, yalnızca “çekildiği” için değil, aynı zamanda “çoğunlukla iyi hissettiği” için de kalır. Partnerinin yanında kendini değersiz değil, görülmüş hisseder. Kaygı ve belirsizlik yerine, çoğunlukla bir istikrar deneyimler. Bu, şemaların tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez; ancak bu şemalar ilişkinin kaderini belirleyecek kadar güçlü değildir. İlişki, bir savaş alanı olmaktan çıkıp bir gelişim alanına dönüşür. Çünkü hiçbir ilişki mükemmel değildir, tolere edebildiğimiz zorluklar her ilişkide vardır.

Aşkın bu yönü, onu romantik bir masaldan çok, psikolojik bir süreç haline getirir. Kimi zaman zorlayıcı, kimi zaman öğretici… Ama her zaman bize kendimizi gösteren bir ayna gibi…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar