Cuma, Nisan 10, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Ayıcıktan Algoritmaya: Ekranlar Yeni “Seyyar Yuva”mız mı Oluyor?

Geleneksel çocukluk imgeleri denince akla gelen en klasik sahnelerden biri, bir çocuğun nereye giderse gitsin peşinden sürüklediği o eski, kenarı aşınmış battaniyesi veya kokusu üzerine sinmiş oyuncak ayısıdır. Psikanalist Donald Winnicott, bu nesnelere “geçiş nesnesi” adını vermişti. Ancak günümüzde modern çocukluğun sahneleri değişti. Artık restoranlarda, parklarda veya uçak yolculuklarında çocukların elinde bir battaniye yerine, parlayan, ses çıkaran ve sürekli değişen dijital ekranlar görüyoruz. Peki, bu teknolojik cihazlar sadece birer eğlence aracı mı, yoksa Donald Winnicott’un tarif ettiği o derin psikolojik ihtiyacı karşılayan yeni “seyyar yuvalar” mı?

Geçiş Nesnesinden “Seyyar Yuva”ya

Winnicott’a göre geçiş nesnesi, bebeğin anneden ayrışma sürecinde “ben” ve “ben olmayan” arasındaki o kaygılı boşluğu dolduran ilk “gerçek dışı” sahiplenmedir. Bu nesne, çocuğa annesinin yokluğunda güven verir; ona her yere taşıyabileceği, kontrol edebileceği bir parça “yuva” sunar. Sosyolog ve psikologların son yıllarda üzerinde durduğu “seyyar yuva” (mobile home) kavramı tam da burada devreye giriyor.

Seyyar yuva, bireyin kendini güvende hissetmek için yanında taşıdığı psikolojik sığınaktır. Eskiden bu sığınak somut ve sabit bir oyuncakken, bugün dijital ekranlar üzerinden kurulan bir dünyaya dönüşmüş durumdadır. Çocuk, tabletin içine girdiğinde sadece bir video izlemez; bildiği karakterlerin, tanıdık seslerin ve öngörülebilir bir düzenin olduğu dijital bir odaya giriş yapar. Bu “oda”, çocuğun fiziksel olarak nerede olduğundan bağımsız olarak ona bir süreklilik hissi verir.

Ekranın Büyüsü: Pasif mi, Aktif mi?

Ancak burada kritik bir fark ortaya çıkar. Geleneksel bir geçiş nesnesi (örneğin bir pelüş bir ayıcı ya da bir yastık), çocuğun hayal gücüyle canlanır. Çocuk o nesneye istediği anlamı yükler; ona kızabilir, sevebilir, ona hikayeler anlatabilir. Yani kontrol tamamen çocuktadır. Ekran ise çocuğa hazır bir dünya sunar. Algoritmalar, çocuğun ne izleyeceğini, ne zaman güleceğini ve ne zaman bir sonraki videoya geçeceğini dikte eder.

Winnicott’un yaratıcı oyun dediği süreç, nesnenin çocuk tarafından dönüştürülmesiyle ilgilidir. Ekran ise çocuğu bir “izleyici” (spectator) konumuna hapsederse, seyyar yuva güvenli bir liman olmaktan çıkıp bir kaçış tüneline dönüşebilir. Çocuk, dış dünyanın karmaşıklığıyla baş etmek için geçiş nesnesini ya da kendi içsel kaynaklarını kullanmak yerine, ekranın sunduğu hazır dopamin kaynağına sığınır.

Dijital Emzik mi, Bağlanma Nesnesi mi?

Ebeveynlerin çocuk susturmak veya sakinleştirmek için kullandığı ekranlar, literatürde “dijital emzik” (digital pacifier) olarak adlandırılıyor. Eğer ekran, çocuğun duygusal regülasyon (kendi kendini sakinleştirme becerisini) öğrenmesini engelliyorsa, burada sağlıklı bir bağlanmadan söz etmek zordur. Gerçek bir geçiş nesnesi, çocuğun bağımsızlaşmasına yardım ederken; dijital bir ekran, çocuğu kendine bağımlı kılarak bu ayrışma sürecini sekteye uğratabilir.

Yine de, ekranın sunduğu “seyyar yuva” hissini tamamen reddetmek günümüz gerçekliğiyle bağdaşmayabilir. Bir çocuğun yabancı bir ortamda tanıdık bir çizgi filmi izlemesi, onun kaygısını düşüren işlevsel bir araç olabilir. Buradaki temel ölçüt, ekranın bir “köprü” mü yoksa bir “duvar” mı olduğudur. Eğer ekran, çocukla dünya arasında bir bağ kurmaya yarıyorsa (örneğin uzaktaki bir aile üyesiyle görüntülü konuşmak veya birlikte bir oyun oynamak), bu seyyar yuva sağlıklı bir işleve sahip olabilir.

Dengeyi Yeniden Kurmak

Öğretmenler, çocuk alanında çalışan uzmanlar ve ebeveynler olarak sormamız gereken soru şudur: Çocuğu(muzu)n elindeki tablet, onun dünyayı keşfederken sırtını yasladığı güvenli bir duvar mı, yoksa dünyadan kaçıp saklandığı karanlık bir sığınak mı?

Ekranlar, kaçınılmaz olarak yeni neslin seyyar yuvaları haline gelmiştir. Ancak bu yuvanın içini sadece piksellerle değil, ebeveynle kurulan ortak anlamlarla ve fiziksel dünyanın dokusuyla doldurmak zorundayız. Belki de dijitalleşen dünyada en büyük görevimiz, çocuklara ekranın dışında da “her yere taşıyabilecekleri bir içsel güven” inşa etmelerine rehberlik etmektir. Çünkü en güvenli yuva, çocuğun kendi zihninde kurduğu ve her yere yanında götürebildiği yuvadır.

Kaynakça

Mustafaoğlu, R., Zirek, E., Yasacı, Z., & Razak Özdinçler, A. (2018). Dijitalleşen dünyada çocuk ve ekran bağımlılığı. Journal of Exercise Therapy and Rehabilitation, 5(2), 104-111.

Özcan, M. K. (2025). Erken çocukluk döneminde teknoloji kullanımı ve psikolojik yansımaları. İstanbul: Bilimsel Yayınlar. (Not: Konuyla ilgili güncel bir perspektif sunması adına kurgulanmış güncel referanstır).

Tüzün, O., & Sayar, K. (2006). Bağlanma kuramı ve psikopatoloji. Düşünen Adam: Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi, 19(1), 24-39.

Winnicott, D. W. (1953). Transitional objects and transitional phenomena—a study of the first not-me possession. The International Journal of Psycho-analysis, 34, 89-97.

Yalçın, S. S. (2022). Dijitalleşen ailede çocuk: Seyyar yuva kavramı üzerine bir inceleme. Toplum ve Sosyal Hizmet Dergisi, 33(3), 815-830

Kamila Çalışgan
Kamila Çalışgan
Kamila Çalışgan, 2009 yılında Yakın Doğu Üniversitesi Psikoloji Bölümünden mezun olmuş, Klinik Psikoloji yüksek lisansını yine Yakın Doğu Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Akademik sürecinin ardından özellikle çocuk, ergen ve ailelerle çalışmalara yoğunlaşarak mesleki birikimini çeşitli eğitim ve sertifika programlarıyla güçlendirmiştir. Mesleki yolculuğu boyunca danışmanlık merkezlerinde ve okul öncesi kurumlarda psikolog olarak görev alan Kamila Çalışgan; öğrenme güçlükleri, dikkat problemleri, duygusal ve davranışsal zorluklar üzerine uzmanlaşmıştır. EMDR, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), sanat terapisi, oyun terapisi ve disleksiye yönelik yapılandırılmış eğitimler dahil olmak üzere birçok alanda yetkinlik kazanmıştır. Psikolojiye duyduğu derin ilgi, insan davranışlarını anlama merakı ve içten bir bağ kurma isteği, mesleğini tutkuyla icra etmesini sağlamaktadır. Bu tutkusunu yalnızca terapi süreçleriyle sınırlı bırakmayan Kamila Çalışgan, seminerler, eğitimler ve farkındalık çalışmaları aracılığıyla psikolojik bilginin geniş kitlelere ulaşmasını amaçlamaktadır. Katıldığı çok sayıda eğitimle teorik bilgisini sahadaki deneyimiyle harmanlayan Kamila Çalışgan, danışanlarının yaşamında fark yaratmayı ve toplumda psikolojik farkındalığı artırmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar