İnsan yürümekte olduğu yolda çoğu zaman yolunu kaybettiğinden değil, yönünü bilmediği için yorulur. Bu sebepledir ki karar almak, niyet etmek kişiyi varmak istediği noktaya ulaştırmaz, çoğu zaman birkaç adım sonra durduğunu fark eder. Çünkü ortada bir rotadan ziyade geçici hevesler vardır. Karar almanın reçetesinde netlik eksik kaldığında karışım tutmaz, ya yarı yolda bırakır ya da kişi kendiliğinden vazgeçer. Peki nedir bu netlik?
Netlik, sert veya katı kurallara sahip olmak değildir. Sanılanın aksine, yürünecek yolun yönünü bulduran ve ihtiyaç anında gösteren bir hatırlatıcıdır. Tıpkı bir pusula gibi. Yol hala aynı yoldur; taşı, yokuşu, rüzgarı gibi engelleyici faktörler ortadan kalkmaz ama kişi hangi yöne yürümesi gerektiğini bilir. Pusula olmazsa kişi için her ses bir işarete dönüşür. Gelen her duygu ise bir yön daha yaratır. Bu yönler çoğaldıkça kişi karmaşaya sürüklenir ve zihin yapması gerekeni yaparak güvenliği sürdürülebilirliğe tercih eder. Sonuç olarak vazgeçiş kaçınılmazdır.
Bu yazıda, kararların sürdürülebilir olamayışının ardındaki psikolojik dinamikler; netliğin, doğru karar alma ve bu kararlara sadakati nasıl mümkün kıldığı ele alınmaktadır.
Yüzeysel Kararlar mı İçselleştirilmiş Kararlar mı?
Her karar aynı kaynaktan ortaya çıkmaz. Bazı kararlar bir anda belirir, coşkulu bir niyet ve süslü cümleler ile kişide “işte benim yolum bu!” düşüncesini oluşturur. Fakat bu coşkulu karar çoğu zaman fikirde kalır. Yüzeysel kararlar, kişide anlık duygusal rahatlama sağlamaktadır. Verilen büyük kararlar, sözlü ifadeler ve yapılan planlar beyinde haz oluşturan bir kısa devre gibidir. Nitekim tüm bunlar dil tatmini ile sonlanmaktadır. Yani verilen karar konuşulurken beyin öyle dopamin üretir ki eyleme enerji kalmaz.
Yüzeysel kararlara karşın içselleştirilmiş kararlar çok daha sessizdir, acele ettirmez, telaşlandırmaz ve hatta ilk başlarda sancılı olabilir. Yine kişiler bu kararı verirken yalnızca iyi hissettirmesine değil, değerleri ile ne kadar temas ettiğine odaklanmaktadır. Bu süreç uzun sürebilir; düşünmeyi, değerlendirmeyi, yolun bedelini gerçeklikle görebilmeyi içerir. Yani verilecek olan karar, demlenerek verilmektedir. Bu aşamalarda duygu pasifleşmekte, bilinç düzeyi yükselmekte ve sebepler görünür hale gelmektedir. Tüm bunlardan yola çıkarak diyebiliriz ki içselleştirilmiş bir karar daha az konuşulur ancak eyleme yansıması çok daha fazladır.
Bunların yanı sıra yüzeysel kararlar kaçınma temellidir. Bu kaçınma birden fazla etkenden oluşabilir: acıdan kaçınmak, boşluğu doldurmak veya belirsizliği susturmak, seçenekler arasında gösterilmektedir. Bu kararlar yüksek motivasyonla başlar ve hızla söner. Öte yandan içselleştirilmiş kararlar yön temellidir. Nereye ait olduğunu, kendisi için neyin anlamlı olduğunu ve değerlerini bilmeyi içermektedir. Bu nedenle bu tip bir karar anlamla başlar ve yavaş ilerlemesiyle kalıcı olur. Bu fark, bazı kararların sürekli ertelenmesinin, bazılarının ise zor şartlarda dahi sürdürülebilmesinin nedenini açıklamaktadır.
Kararı Kim Veriyor: Prefrontal Korteks – Amigdala Dengesi
Yüzeysel ve içselleştirilmiş kararlar arasındaki fark, sadece düşünme süresinden ibaret değildir. Karar anlarında beynin hangi sisteminin işlediği oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Karar anında beyin iki farklı şekilde çalışmaktadır. Amigdala, yani duygu alanlarının yönetildiği beyin bölgesi, ödül ve tehditleri saniyeler içinde algılar. Haz veren, kaygıyı azaltan veya kişiyi rahatlatan seçenek her ne ise onu önceler. Bu sistem hayatta kalma merkezinde olduğundan oldukça hızlıdır. Yüzeysel kararlar da bu hat üzerinde oluşmaktadır. Kişiler genellikle; “şu an iyi hissettirsin, bu rahatsızlık bitsin” düşüncelerinden yola çıkarak karar almaktadır.
Prefrontal korteks, yani karar vermede doğrudan etkili olan beyin bölgesi, amigdalaya oranla çok daha yavaş çalışmaktadır. Çünkü sistem bir karar alırken; geçmiş deneyimleri, değerleri ve uzun vadeli sonuçları hesaplamaktadır. Bu bölgenin aktivasyonuyla alınan bir karar duygusal rahatlamanın yanında anlam, yön ve tutarlılık taşımaktadır. Kişi burada duygularını bastırmaz ancak duyguları karar almanın tek belirleyicisi olmaktan çıkarır. Netlik arttıkça prefrontal korteks amigdala alarmını düzenler. Yani rota, değerler çerçevesinde oluşmaktadır. Bu denge kurulduğunda ise karar söylemler ile tüketilmez, eyleme geçiren bir yapıya dönüşür.
Kararlara Sadakat Nasıl Artırılır?
Bir kararın kalıcı, dengeli ve süreç odaklı olabilmesi için hangi süreçlerden geçmesi gerektiği irdelendikten sonra artık rota, bunun nasıl yapılabileceğine çevrilmelidir. Bir kararın sürdürülebilir olmasının 4 temel anahtarı vardır:
-
Dengede düşünmek Kişi bir karar alacağı zaman, bunun üzerine elbette detaylıca düşünmelidir ancak bu süreyi sündürmek eyleme geçişi uzatır. Hatta çoğu zaman harekete geçilmeden fikir bulutu olarak zihne yerleşmektedir. Eyleme dönüşmeyen her karar zamanla yön değil, yük olur.
-
İhtiyaç odaklı filtreleme Karar alma sürecinde kişinin eksikliklerini bilmesi ve bu doğrultuda araştırma yapması temel gerekliliklerden biridir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta; bilgi okyanusuna atlamamaktır. Yani kişi, alacağı karar doğrultusunda bilmesi gerekenleri filtreleyerek ihtiyaç odaklı bilgi toplamalıdır. Bu sayede hedef sınırlarının içinde kalarak istikrarı artırabilir.
-
Mükemmellik algısından sıyrılmak Kusursuz olana kitlenen bir beyin, hareket edemez. Bu sebeple mükemmellik algısına yakalanmak kararın ömrünü kısaltır. Sürdürülebilir bir karar, pürüzleri olsa da ayakları yere basmaktadır ve duruma göre esnetilebilir. Mükemmeli beklemek ise ertelemeyi doğurur, yeterince iyiyi kabul etmek ise devamlılığı sağlar. Bir kararı ayakta tutan ve devamlılık sağlayan, hata payına rağmen yolda kalabilme cesaretidir.
-
Dönüşüme hazır olmak Kişi verdiği karar doğrultusundaki hedef için öncelikle var olan kaynaklarını sorgulamalıdır. Bu sorgulamayı yaparken; ilk olarak neyi bilmesi gerektiğini, bu hedefe giderken hangi bağlantıları kurması ve kimlerle ilişkili olması gerektiğini analiz etmelidir. Ardından karar yolculuğuna yapması gerekenleri adım adım izleyerek devam etmeli ve sahip olduğu kaynakları koruyarak yeni kaynaklarına ulaşması gerekmektedir. Bu analiz kısmının ardından, artık kişi nereye gideceğini ve nasıl gideceğini bilerek hareket eder. Unutulmamalıdır ki hedefe giden yol, bir miktar dönüşümü beraberinde getirir. Tüm bunlar da kişilerde kararlara bağlılığı artırmaktadır.
Sonuç
İnsan beyni, sürdürülebilir bir karar alma aşamasında sakinlik bekler. Bu da konfor alanına işarettir. Ancak karara giden yol büyüme alanına davet eder. Bu noktada kişiler konfor alanında düşünmekle çok meşgul olduklarında, zihin bulanıklaşmaya başlar ve bu da hareketsizliği beraberinde getirir. Yeteri kadar düşünüp durmayı öğrenmek, netliğin başladığı yerdir. Sonuç olarak karar vermek, ertelenmiş düşüncelerin yükünden kurtulmanın tek yoludur.


