Özet
Maskelenmiş depresyon, depresif belirtilerin doğrudan ifade edilmediği, bunun yerine somatik yakınmaların ön planda olduğu bir klinik sunum biçimidir. Bu çalışmada maskelenmiş depresyon kavramı, Türkçe alanyazın temel alınarak ele alınmış; kavramın tanımı, somatik belirtilerle ilişkisi, tanısal güçlükleri ve tedavi yaklaşımları incelenmiştir. Alanyazın bulguları, somatik belirtilerle başvuran bireylerde depresyonun sıklıkla gözden kaçabildiğini ve bu durumun tanı sürecini olumsuz etkilediğini göstermektedir. Sonuç olarak, maskelenmiş depresyon kavramının güncel tanı sistemlerinde yer almamasına rağmen klinik farkındalık açısından önemini koruduğu görülmektedir.
Anahtar Kelimeler: Maskelenmiş depresyon, somatik belirtiler, somatizasyon, depresyon tanısı
Depresyon, bireyin duygu durumu, düşünce süreçleri ve işlevselliğini olumsuz yönde etkileyen yaygın bir ruhsal bozukluktur (Öztürk & Uluşahin, 2018). Depresyon çoğunlukla çökkünlük, ilgi kaybı ve isteksizlik gibi belirtilerle tanımlanmakla birlikte, bazı bireylerde bu belirtiler açık biçimde gözlenmemektedir. Bu durumlarda depresyon, fiziksel ve davranışsal yakınmalar aracılığıyla ortaya çıkabilmektedir. Alanyazında bu klinik tablo maskelenmiş depresyon kavramı ile açıklanmaktadır (Işık, 2016).
Maskelenmiş Depresyon Kavramı
Maskelenmiş depresyon, bireyin depresif duygulanımını bilinç düzeyinde fark edemediği ya da ifade edemediği durumlarda, depresyonun bedensel belirtiler aracılığıyla ortaya çıkması olarak tanımlanmaktadır (Işık, 2016). Bu bireyler sıklıkla psikiyatrik yakınmalar yerine fiziksel şikâyetlerle sağlık kurumlarına başvurmaktadır. Türk alanyazınında maskelenmiş depresyon, depresyonun örtük bir biçimi olarak değerlendirilmiş ve özellikle psikosomatik belirtilerle ilişkisi vurgulanmıştır (Öztürk & Uluşahin, 2018).
Somatik Belirtiler ve Somatizasyon
Maskelenmiş depresyon olgularında somatik belirtiler ön plandadır. Bu belirtiler arasında kronik ağrılar, uyku bozuklukları, sindirim sistemi sorunları ve yorgunluk sıkça bildirilmektedir (Ünal & Özkan, 2018). Çoğu zaman bu belirtiler tıbbi incelemelerle yeterince açıklanamamaktadır. Somatik belirtilerin ortaya çıkışı, psikolojik sıkıntıların bedensel yolla ifade edilmesi anlamına gelen somatizasyon süreciyle ilişkilidir. Sayar’a (2015) göre kültürel etkenler ve ruhsal hastalıklara yönelik damgalama, bireylerin psikolojik sorunlarını bedensel belirtiler aracılığıyla ifade etmelerine zemin hazırlamaktadır.
Tanısal Güçlükler ve Güncel Yaklaşımlar
Maskelenmiş depresyon, tanı sürecinde önemli güçlükler yaratmaktadır. Bireylerin öncelikle fiziksel belirtilerle başvurması, depresyon tanısının gecikmesine neden olabilmektedir (Ünal & Özkan, 2018). Bu durum, gereksiz tıbbi tetkiklerin yapılmasına ve uygun psikiyatrik müdahalenin ertelenmesine yol açmaktadır. DSM-5 ve ICD sınıflandırmalarında maskelenmiş depresyon bağımsız bir tanı olarak yer almamaktadır (Amerikan Psikiyatri Birliği, 2013). Bunun yerine depresyonun somatik belirtilerle seyreden görünümleri ele alınmaktadır. Ancak Türk alanyazınında, açıklanamayan somatik yakınmalarla başvuran bireylerde depresyon tanısının mutlaka değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır (Işık, 2016).
Tedavi Yaklaşımları
Maskelenmiş depresyonun tedavisinde antidepresan ilaçlar ve psikoterapi temel yaklaşımlar olarak kullanılmaktadır. Özellikle bilişsel davranışçı terapi, hem depresif belirtilerin hem de somatik yakınmaların azalmasında etkili bulunmuştur (Öztürk & Uluşahin, 2018). Alanyazın, yalnızca fiziksel belirtilere yönelik müdahalelerin uzun vadede yeterli olmadığını ortaya koymaktadır (Sayar, 2015).
Tartışma
Bu alanyazın taraması, maskelenmiş depresyonun güncel tanı sistemlerinde yer almamasına rağmen klinik açıdan önemini koruduğunu göstermektedir. Türk alanyazınındaki çalışmalar, özellikle birinci basamak sağlık hizmetlerine başvuran bireylerde somatik belirtilerin depresyonun temel göstergesi olabileceğine işaret etmektedir (Ünal & Özkan, 2018). Maskelenmiş depresyonun tanınamaması, bireyin uzun süre uygun tedaviye ulaşamamasına neden olabilmektedir. Bu durum, hem bireysel işlevsellik kaybını artırmakta hem de sağlık sistemi üzerinde ek yük oluşturmaktadır. Bu bağlamda, klinisyenlerin somatik belirtilerle başvuran bireylerde psikiyatrik değerlendirmeyi ihmal etmemesi gerektiği düşünülmektedir.
Sonuç
Sonuç olarak maskelenmiş depresyon, depresyonun heterojen doğasını anlamada önemli bir kavramsal çerçeve sunmaktadır. Somatik belirtilerle başvuran bireylerde depresyonun göz ardı edilmesi, tanı ve tedavi sürecini olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle depresyon değerlendirmelerinde biyopsikososyal yaklaşımın benimsenmesi önem taşımaktadır.
KAYNAKÇA
Amerikan Psikiyatri Birliği. (2013). DSM-5 tanı ölçütleri başvuru el kitabı (Çev. E. Köroğlu). Ankara: Hekimler Yayın Birliği.
Işık, E. (2016). Depresyon ve bipolar bozukluklar. İstanbul: Golden Print.
Öztürk, O., & Uluşahin, A. (2018). Ruh sağlığı ve bozuklukları. Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık.
Sayar, K. (2015). Ruh hastalığı yoktur. İstanbul: Timaş Yayınları.
Ünal, S., & Özkan, S. (2018). Depresyonda somatik belirtiler ve klinik yansımaları. Türkiye Psikiyatri Dergisi, 29(2), 120–128.
Çakmak, S., & Hocaoğlu, Ç. (2019). Somatik yakınmalarla başvuran hastalarda depresyon. Düşünen Adam Psikiyatri ve Nörolojik Bilimler Dergisi, 32(1), 45–53.


