Perşembe, Haziran 11, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Toplumsal Yargıların İki yüzlülüğü

Toplumsal yargının iki tip tanımından bahsederek başlayacağım. Biri sosyolojik tanımı diğeri psikolojik. Sosyolojik açıdan toplumsal yargı, toplumun sürekliliğini sağlamak için geliştirdiği normatif denetim mekanizmalarından biridir. Toplum kendi içinde doğru-yanlış, normal-anormal ayrımlarını üretir. Bu ayrımlar bireylere davranış sınırlarını öğretir. Toplumsal yargı; ahlak, gelenek, örf, adet, hukuk, medya ve eğitim yoluyla şekillenir. Bu bağlamda toplumsal yargı sadece ortak akıl değil, aynı zamanda iktidarın görünmez dilidir.

Psikolojik açıdan toplumsal yargı; bireyin dış dünyayı hızlı ve güvenli biçimde anlamlandırmak için geliştirdiği bilişsel ve duygusal değerlendirme mekanizmasıdır. İnsan yaratılış itibariyle belirsizliği sevmez bu yüzden etiketlere ve toplumsal düzeyde kabul edilene ihtiyaç duyar. Yargı çoğu zaman bilinçdışı korkular, öğrenilmiş inançlar ve içselleştirilmiş toplumsal sesler üzerinden oluşur. Psikolojik olarak kabul görmeye, dışlanmamaya, güvende hissetmeye ihtiyacı olduğu için birey bu toplumsal yargılara uymak zorunda hisseder. Psikolojik olarak toplumsal yargılamayı ele aldığımızda, sıkça yansıtma mekanizmasıyla çalıştığını görürüz.

Yargı; çoğu zaman anlamadığımız şeyi kontrol etme çabasıdır. Toplumsal yargı; dışarıdan normlar ve kurumlar yoluyla, içeriden vicdan, suçluluk ve utanç duygusuyla işler. Yani birey, zamanla toplumun yargısını kendi iç sesi haline getirir. Toplum susar, bireyin içindeki yargıç (süperego) konuşmaya devam eder.

Cinsiyet Rolleri ve Toplumsal Yargı

Bu toplumsal yargının cinsiyetsel ayrımı da oldukça belirgindir. Aynı kabul görülmeyecek davranış eril figürler tarafından yapıldığında ve dişil figürler tarafından yapıldığında yargı tamamen dişile kayar. Örneğin aldatılan kadın aldatıldığı kadından hesap sorarken toplumda da aynı şekilde sadece kadını kusurlu bulur. Çünkü adil olmayan bir yargı vardır. Halbuki yapılan, yaşanan durum iki kişi arasında yaşanmıştır. İki taraf da aynı şekilde hatayı barındırmasına rağmen kadın toplumsal olarak daha kusurlu bulunur. Yargılar genel olarak ağır ve aşağılayıcıdır.

Kadınlar, ne kadar reform yapılsa da ne kadar çağsal değişim yaşansa da bir şekilde toplumsal yargıların hep daha acımasız tarafına maruz kalmıştır. Bu durum maalesef bu çağda da değişmedi. Özellikle kültürel anlamda elit ve üst düzey görünen fakat toplumsal bilinçaltını taşıyan kişilerin yargılamaları daha ağırdır. Çünkü hem medya yoluyla hem elindeki imkanlardan ötürü kişiyi daha fazla yargıya maruz bırakabiliyorlar. Dışlanma, ayrıştırma, ötekileştirme gibi psikolojik şiddetlere ve toplumsal yargılara mahkum edilir. Günümüzde medyanın işlevi büyük ve birçok sistemden daha hızlı, daha keskindir.

Toplumdaki kadının daha kolay ötekileştirilip, daha fazla linçe maruz kalmasındaki sebeplerden en önemlisi ataerkil oluşumdur. Bu bağlamda elbette değişiklik gösteren bu yapıdan ayrışmış az da olsa bir kitle mevcuttur. Fakat yeterli düzeyde olmadığını sosyal medyadan net olarak görebilmekteyiz.

Sınıfsal Adaletsizlik ve Güç İlişkileri

Toplumsal yargının sınıfsal adaletsizliğine değinecek olursak; sosyo-ekonomik düzeyi yüksek kişilerin ve sosyo-ekonomik düzeyi düşük kişilere oranla bu yargılanmaya daha az maruz kalırlar. Çokça gündeme gelen evlilik dışı çocukların, ilişkilerin ekonomik düzeyi yüksek kesimde normalleştirilirken diğer tarafta baskı hissettirilir. Yanlış olduğu ve bunun ahlaki olmadığına kanaat getirilir. Bu sadece ekonomik sınıfsal ayrımdan ufak bir örnekti. Ve bunun gibi daha nice örnekleri sayılabilir. Toplum ekonomik güce ve statüye hep daha toleranslı yaklaşmıştır.

Toplumsal yargının bu seçici ve ikiyüzlü yapısı, adalet duygusunu zedelerken aynı zamanda eşitsizlikleri de yeniden üretir. Ekonomik güç ve statü, bireyi yalnızca maddi olarak değil, ahlaki yargılardan da koruyan bir zırh işlevi görür. Toplum; güce yakın olanı sorgulamaktan da kaçınır; çünkü bu sorgulama mevcut düzenin meşruiyetini tehdit eder. Bu nedenle yargı, çoğu zaman güçsüz olana yöneltilir ve onun üzerinden rahatlatıcı bir ‘ahlaki üstünlük’ duygusu inşa eder. Bu durum, toplumsal yargının evrensel bir etik ilkeye değil koşullara bağlı olarak işlediğini açıkça göstermektedir.

Aynı davranışın farklı bireylerde farklı anlamlar kazanması, yargının nesnel olmadığını aksine sınıf, cinsiyet ve statü gibi değişkenlere göre biçimlendiğini ortaya koyar. Toplum, kendi iç çelişkilerini çözmek yerine, bu çelişkileri bireyler üzerinden bastırmayı tercih eder.

Sonuç ve Toplumsal Farkındalık

Sonuç olarak toplumsal yargının ikiyüzlülüğü; ataerkil yapı, sınıfsal eşitsizlik ve güç ilişkileriyle iç içe geçmiş çok katmanlı bir sorundur. Bu yargılar yalnızca bireyleri değil, toplumsal vicdanı da yaralar. Yargının sorgulanmadığı bir toplumda adalet, eşitlik ve özgürlük söylemleri yalnızca birer retorik olarak kalır. Gerçek dönüşüm, yargılayan bakışın yönünü başkalarından kendisine çevirebilen bir toplumsal farkındalıkla mümkündür.

Hafize Alhan
Hafize Alhan
Ben Hafize Alhan, lisansım sosyoloji olup daha sonra psikoloji temelli bir çok eğitim alarak öncelikle aile danışmanlığı, çift terapisi, boşanma danışmanlığı alanlarında danışmanlık verdim. Daha sonra klinik psikoloji yüksek lisansı yapmaya karar vererek bireysel danışmanlıklar yaptım. Bu alandaki en büyük hedefim sağlıklı bireylerden sağlıklı topluma evrilebilineceğini göstermek oldu. Toplumsal her sorunun çözümü ailede başlar diyerek yazmaya başladım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar