Perşembe, Nisan 30, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Benimle misin, Bana karşı mı? Dostlukta Kıskançlığın Yıkıcı Etkisi

Hepimiz bir noktada ya arkadaşlarımızı kıskanmış ya da bizi kıskanan arkadaşlarımızla ilişki içerisinde olmuşuzdur. Dostlukta kıskançlık temelinde yatan kontrol edilemez duygular olsa da, kimi zaman zarar verici olabilir. “Onu çok seviyorum, ancak dostluk ilişkimiz beni zedeliyor.” dediğinizde işin içinden çıkılamayacak bir paradoksta olabilirsiniz. Dostluğun görünmez sınavı olan kıskançlık, ne yazık ki çoğu dostluk ilişkisini yıkıcılığa uğratmıştır. Hatta bu yüzden bazı dostluk ilişkileriniz bitmiş bile olabilir.

Dostluk ilişkisi denildiğinde akla ilk gelen sevgi, güven, samimiyettir. Ancak bazen dostluk ilişkilerinin içerisinde kıskançlıkların da varlığı görülebilir. Kıyaslama ihtiyacı, kıskançlık duygusunun sebeplerine örnek olarak verilebilir. Buna göre kıskançlık, kişilerin benlik değerlerini anlamlandırması adına başka kişilerle kıyaslama davranışında bulunmasıdır (Festinger, 1954). Bununla birlikte insan ilişkilerinin olduğu her yerde kıskançlık duygusunun varlığından söz etmek kaçınılmazdır. Bu sebeple insanlık olduğu müddetçe, duygular devam eder ve kıskançlık duygusu da sosyal alanlarda yaşamını sürdürür.

Kıskançlık Neden Dostluğu Zedeler?

Festinger’in (1954) Sosyal Karşılaştırma Kuramı, bireyin başarısını nitelendirmesi için başkalarıyla karşılaştırma eğiliminde olduğunun ifade etmiştir. Bu sebeple kıyaslanma dürtüsü bireylerin dostluk ilişkisini zedeleyebilir. Buna göre, daha öncesinde birçok arkadaşlık ilişkilerinin bu sebeple bittiğini görebilirsiniz.

“Sen benden daha başarılısın, daha güzelsin, daha ve dahası…” işte bu sebepler dostluğun zedelenmesine zemin oluşturur. Bu karşılaştırmaların çoğunlukla yakın olan kişilerle ilişkilerde daha fazla olduğunu da ifade edebiliriz. En yakın dediğiniz kişilerin tavırlarının bir anda değiştiğine belki de sizler de şahit olmuş olabilirsiniz.

Bununla birlikte yaşamdaki zorluklar ve bu zorluklarla baş etme sürecinde en yakınlarımızdan destek görmek yerine, rakip olduklarını düşünmek, hem dostluk ilişkisine zarar verir hem de kişilerin insanlara olan güvenini sarsabilir.

Her Kıskançlık Yıkıcı mıdır?

Her kıskançlık duygusu her zaman yıkıcı sonuçlar doğurmamaktadır. Buna göre birey sağlıklı bir şekilde bu duygusunu yönetebilirse, motive edici, kendini geliştirmeye yönelik bir duyguya dönüşebildiği ifade edilir.

Ancak kişiler bu duyguyu sağlıklı bir şekilde yönetemezse, davranışlardaki olumsuz değişikliklere, kırgınlıklara, çatışmalara ve kopuşlara neden olabildiği açıklanır (White ve Mullen, 1989). Örneğin, sınavlardaki başarı puanlarının karşılaştırılması ve bunun sonucunda “Yoksa sen benden daha mı yüksek aldın?” gibi söylemlerin olduğu bir arkadaşlık ilişkisinde kötü niyetlerden ziyade, motivasyon kaynağı olması yıkıcı olmayabilir.

Daha iyisi olmak, göz önünde olmak, övülmek istenen bireyler kendisinden daha iyi olanı istemez hatta bazen buna engel bile olabilir. Ancak bu duygular bir başkasına zarar vermiyor ve motivasyon sebebi oluşturuyorsa, her kıskançlığın dostlukta yıkıcılık etkisi olduğu açıklanmayabilir.

Kıskançlığın Temelinde Yatan Duygular Nedir?

Kıskançlık duygusunun temelinde yatan birçok faktörle birlikte psikodinamik faktörün etkisi de incelenebilmektedir. Bu bağlamda, kıskançlığın kökeninde, yaşam döngüsünün erken dönemlerindeki oral evrede ortaya çıkan bazı deneyimlerle ilişkisinin olduğu açıklanabilir.

Oral evrede bebeğin memeyle kurduğu ilk ilişki sadece biyolojik olarak değil, aynı zamanda bakım verenle ilişki bakımından çevresel ve duygusal boyutu da incelenebilir. Örneğin, annenin doğumda yaşadığı bazı zorluklar ve bu zorlukların bebeği etkileyecek boyutta olması, annenin bebekle temasının yeterli olmaması, bunun sonucunda da bebeğin çevresindeki uyaranları algılama problemi, doyumda yetersizlikler gibi olumsuzluklar bebeğin gelişimini engelleyebilir (Freud, 1905).

Bu sürecin sağlıklı bir şekilde gerçekleşebilmesi için annenin yalnızca fiziksel bakım sunmasının yanı sıra duygusal olarak da bakım sağlaması ve onunla empatik bir ilişki kurması gerekebilir. Annenin yeteri kadar duygusal doyum sağlamaması ya da tutarlı olamayan bir şekilde duygusal yanıt vermesi, bebeğin bağlanma biçimini etkileyebilir.

Buna göre bebeğin erken dönemlerinde anneden güven duygusunu almamasının sonucunda kaygılı bağlanma biçimi ortaya çıkabilir ve bu durum sonucunda yetişkin dönemlerinde birey, kaygılı bağlanma geliştirir. Eğer anneden yeteri kadar duygusal anlamda doyum sağlanırsa güvenli bağlanma ortaya çıkar ve birey hayatının ileri dönemlerinde güvenli bağlanma gelişir (Bowlby, 1969).

Yani güvenli bağlanma stilinin olmayışının sonucunda bireyde kıskançlık duygusunun daha fazla yaşandığı ifade edilebilir. Aynı zamanda oral dönemde yaşanılan bu sorunlar bireyin daha sonrasında oluşturacağı nesne ilişkilerini de etkileyebilir. Anne sevgisinin sürekliliği, devamlılığı sağlanmadığı takdirde bebek, sevgi nesnesini kaybetme korkusuyla güvensizlik yaşar ve bu güvensizlik ile korku kıskançlık duygusunu oluşturabilir (Klein, 1935).

Kıskançlığı Nasıl Yönetebiliriz?

İlk adım olarak, kıskançlık duygusunu kabul etmeli ve bu kabulün çoğunlukla duygusal farkındalık sonucu oluştuğunu bilmeliyiz. Yani hissedilen duyguları bastırmak yerine bu duygunun nedenini anlamaya çalışmalı, ilişkilerdeki sorunları çözmede yapıcı tarafta olmalıyız.

Unutulmayalım ki, birilerini kıskanmanız kötü bir insan olduğunuz anlamına gelmez. Bu duygu oldukça insani ve yaygındır. Asıl önemli olan, bu duygunun nasıl yönetildiğidir.

Kıskançlık, dostluk gibi yakınlığın gerektirdiği ilişkilerde daha zor olabilir. Ancak kıskançlıkla yüzleşmek, hem kendinize hem dostlarınıza karşı daha hassas ve sağlıklı ilişkiler kurmanızı sağlar. Bununla birlikte dostluk ilişkisi; sadece iyi günlerde beraber olmak için değil, içimizdeki karmaşık duyguları paylaşabildiğimizde, anlaşıldığımızı hissettiğimizde de güçlenir. Sanılanın aksine, kıskanma duygusu her zaman kötü sonuçlar doğuracağı anlamına gelmez ve çoğunlukla bu duyguyu dönüştürmek bizim elimizdedir.

Kaynakça

Bowlby, J. (1969). Attachment and loss: Vol. 1. Attachment.
Festinger, L. (1954). Sosyal karşılaştırma süreçleri teorisi. İnsan İlişkileri, 7(2), 117–140.
Freud, S. (1905). Three essays on the theory of sexuality.
Klein, M. (1935). Manik-depresif durumların psikogenezine bir katkı. Uluslararası Psikanaliz Dergisi, 16, 145–174.
White, G. L., & Mullen, P. E. (1989). Kıskançlık: Teori, araştırma ve klinik stratejiler. Guilford Press.

Hayrunnisa Turan
Hayrunnisa Turan
Hayrunnisa Turan, lisans eğitimini psikoloji üzerine tamamlamış, kariyerinde psikolog ve yazar olarak devam etmektedir. Kariyer hayatına lisans döneminde yazar olarak başlayan Turan, birçok çalışmalarda bulunmuştur. Buna göre Türk Psikoloji Öğrencileri Çalışma Grubu’nda (TPÖÇG) yazarlık yapmıştır. Aynı zamanda yazarlığın yanı sıra Psikoloji Gençlik Platformu Ar-Ge ekibinde bulunarak çalışmalar yapmış ve düzenlemiştir. Buna göre psikoloji ile ilgili sosyal medyada seslendirmeler yapmış, yazılar yazmış ve psikologların meslek yasasının olması adına sesini sosyal medyada duyurmuştur. Psikoloji alanında kendini geliştirmeye devam eden yazar, lisans bitimi ardından psikolojik danışmanlık alanında çocuk, ergen ve yetişkinlere danışmanlık yapmaktadır. Bununla birlikte Kızılay, Yeşilay ve Toplum Gönüllüleri Vakfı’na üyedir. Yazar olmayı, özellikle psikoloji ve felsefe alanında yazılar yazmayı seven Turan, ileri dönemlerde bu alanlarda yazılar yazmayı misyon edinmiştir. Psikolojinin her alanda ulaşılabilirliği ve sosyal alanlarla ilgisini felsefik bakış açısıyla ele alan ve bu yönde kendini ifade eden yazar, bu ve benzeri konularda yazılarını okuyucularına sunmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar