Hepimiz gün içinde kendimizi elimizde olmayan bir şekilde farklı konular üzerine düşünürken buluruz. Bazen bu düşünce yoğunluğu o kadar artar ki bizi içinde bulunduğumuz zamandan ve ortamdan soyutlar. Herhangi bir randevuya çıktığımızda, arkadaşlarımızla samimi bir sohbet içindeyken veya çok meşgul olduğumuz anlarda bile bu düşünce yoğunluğu bizi yakalayabilir. Bu noktada aşırı düşünme, overthinking ve zihinsel yorgunluk kavramları günümüz insanının deneyimini anlamak açısından önemli bir çerçeve sunar.
Düşünmenin İşlevi ve Sınırları
Düşünebilmek; organize etme, anlamlandırma, kendimizi geliştirme gibi pek çok konuda bize katkı sağlayan ve bizi diğer canlılardan ayıran başlıca yetilerden biridir. Ancak bize bahşedilen bu beceriyi kontrol edemediğimiz durumlarda bize dönüşü olumsuz şekillerde olabilir. Bu duruma aşırı düşünme, yani günümüzde kullanılan adıyla “overthinking” denir.
Aşırı düşünme, bir durumu, olayı ya da ihtimali sürekli analiz etme, tekrar tekrar zihinde döndürme halidir ve çağımızın en yorucu sorunlarından biri haline gelmiştir. Overthinking çoğu zaman bir konuyu tüm detaylarıyla düşünmek sanılsa da sağlıklı düşünme ile aşırı düşünme arasında önemli bir fark vardır: bir konu üzerine sağlıklı bir şekilde düşünürsek bu bize katkı sağlar, o konu üzerine aşırı düşünmek ise bizi daha da geri bir noktaya iter.
Belirsizlik ve Kontrol Yanılsaması
İnsan zihni belirsizliğe tahammül etmek istemez, her zaman netlik arayışı içindedir. Aşırı düşünme döngüsünün temelinde de tam olarak bu mekanizma yatar. Bu nedenle kontrol edemediğimiz durumlar üzerine uzun süre düşünürsek sonucunun bizim elimizde olacağı yanılgısına düşeriz. Her ihtimale hazırlıklı olma inancı aşırı düşünmeyi doğurur. Ne yazık ki tüm bunları düşünürken tek bir şeyi gözden kaçırırız: hayattaki çoğu şey bizim kontrolümüzde değildir ve her şeyi kontrol altında tutmaya çalışmak bizi rahatlatmak yerine daha fazla kaygı duymamıza sebep olur. Çünkü düşündüklerimiz bizi daha fazla belirsizlik içinde bırakır.
Çözüm bulmaya çalıştıkça düşünceler bizi bir örümcek ağı gibi sarar ve içinden çıkılamaz bir duruma getirir.
Geçmiş ve Gelecek Arasında Sıkışmak
Aşırı düşünme döngüsü geçmişe takılı kalma sebebiyle oluşabilir. Geçmişte yaptığımız bir hata, kaçırdığımız bir fırsat gibi konular bizim için adeta bir kabusa dönüşebilir. Pişmanlık duygusu defalarca hissedilebilir, bununla bağlantılı cümleler zihnimizde tekrarlanabilir fakat bu tekrarlar genellikle geleceğimize bir müdahalede bulunamaz. Sadece duygusal yükümüzü artırır.
Bunun tersi olarak, geleceğe yönelik kaygı da aşırı düşünmenin bir diğer sebebidir. “Yapamazsam, başaramazsam” gibi ihtimallere dayalı ifadeler senaryolara dayalı bir kaygı üretir. Bu kaygı çok büyüdüğünde kişinin kendini geri çekmesine, potansiyelini gerçekleştirme yolunda birçok engele sebep olabilir.
Modern Yaşamın Etkisi
Modern yaşam koşulları da aşırı düşünmeye etki eden bir faktördür. Yeni bilgiler öğrenmek, sosyal medya üzerinden insanların hayatlarının yansıtmak istedikleri taraflarına şahit olmak ve her zaman doğru olanı yapma baskısı zihni sürekli aktif tutar. Bunun sonucu olarak derin bir zihinsel yorgunluk hissederiz. Her ne kadar fiziksel olarak dinlensek de yorgun hissetmemizin, sürekli uykuya ihtiyaç duymamızın bir sebebi de bu durumdur çünkü fiziksel olarak stabil olsak da zihnimiz arka planda sürekli tetiktedir.
Görünmeyen Bir Mücadele
Aşırı düşünme çoğu zaman dışarıdan fark edilmez. Yabancı bir göz olarak bakıldığında görünen tek şey kişinin sessizliği ve sakinliğidir. Oysa iç dünyasında genellikle yoğun olumsuz duygular hakimdir. Birey her ne kadar bu düşüncelerden kurtulmaya çalışsa da daha büyük bir döngünün içinde kendini bulur. Peki bu döngüyü kırmak nasıl mümkün olur?
Döngüyü Kırmak Mümkün mü?
Her düşüncenin gerçeği yansıtmadığını kabul etmek ilk adımdır. Zihnimiz bize türlü senaryolar kurabilir fakat bu senaryoların büyük bir kısmı gerçeği yansıtmaz. Düşüncelerimizi sorgulamayı ve onlarla aramıza mesafe koymayı öğrenmeliyiz.
Diğer bir adım ise bizim kontrolümüzde olan şeyleri belirlemektir. Kontrol edebildiğimiz şeyler odağımız, tepkilerimiz ve seçimlerimizle sınırlıdır. Yaşanabilecek senaryolara odaklanmak yerine elimizde olan şeyleri gözden geçirmek zihnimizi dengelemek için yardımcı olur.
Fiziksel olarak aktif olmak da bize faydalı diğer bir unsurdur. Çeşitli aktivitelerle zihnimizin yoğunluğunu azaltabilmek mümkündür. Beden ve zihin her zaman bağlantılıdır; beden sakinleştiğinde zihin de sakinleşecektir.
Tüm bunlara ek olarak, bu düşüncelere bir son vermeye çalışmak yerine düşünmenin normal olduğunu kabullenmek de önemli bir yaklaşımdır. Bir düşünceyi ne kadar yok etmeye çalışırsak o düşünceyi daha fazla güçlendirdiğimizi bilmeliyiz. Bu yüzden düşünceyi yok etmek veya görmezden gelmek yerine sakince düşüncenin gelip geçmesine izin vermek en doğrusu olacaktır.
Sonuç
Sonuç olarak aşırı düşünmenin hayatımıza büyük ölçüde zararları olsa da bu döngüyü kırabilmek bizim elimizdedir. Bunu gerçekleştirebilmek ise zihnimizi susturmaya çalışarak değil, onu daha iyi tanıyıp daha iyi yönetebilme becerisiyle mümkündür. Öncelikle her düşüncemizin işlevsel olmadığını ve gerçeği yansıtmadığını bilmemiz gerekir. Hayatın her alanında belirsizlik normaldir ve her şeye aynı anda, aynı oranda hakim olabilmemiz de mümkün değildir. Bu farkındalıkları iç dünyamızda önemli bir alana koyduğumuzda daha sakin bir sinir sistemi ve daha dengeli bir ruh hali de kendiliğinden gelecektir.


