Travma, bireyin maruz kaldığı olumsuz ve yoğun stres içeren deneyimlerin, kişinin duygu duyumunda, bilişsel süreçlerinde ve davranışlarında uzun süreli bir etki bırakarak bozulmasıdır. Bu bozulmalar, yalnızca psikolojik olmamakla birlikte bazı fiziksel belirtiler ile de ortaya çıkabilir ve kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürebilir. Bu makale, somatik belirtilere açıklık getirerek, alandaki mevcut bilgi birikimine katkı sağlamayı ve gelecekteki çalışmalara yön kazandıracak bir bakış açısı sunarak çalışmaları desteklemeyi hedeflemektedir.
Yoğun stres dolu deneyimlerden sonra somatik semptomlar oldukça sık görülmektedir. Bu semptomlardan bazıları mide bulantısı, karın ağrısı, uykusuzluk ve baş dönmesidir. Dahası, yoğun travma sonrası kaygı düzeyi de doğru orantılı bir şekilde artarak bedensel uyarılmayı artırır. Buna “hyperarousal” denmektedir. Bu aşırı uyarılma hali, bireylerde sindirim sistemini de etkilemektedir. Travma sonrası beyin “tehlike var” sinyalini sürekli olarak vermeye devam eder. Böylece sempatik sinir sistemi aktifleşir ve bireyler mide bulantısı, iştahsızlık, karın ağrısı gibi fiziksel semptomları deneyimlemeye başlar. Beden, “savaş ya da kaç” modunda takılı kaldığı için kişinin semptomları uzun süre devam edebilir. Bu noktada problem bireyin sindirim sisteminde değil, beynin tehdit alarmındaki halindedir (Özgen & Aydın, 1999).
Bedensel Tepkilerin Travmayla İlişkisi
Şiddetli travmalardan sonra sempatik sinir sistemi yalnızca uyarılmış halde kalmaz, aynı zamanda çevresel uyaranlara karşı da aşırı hassas hale gelir. Özellikle stres anlarında bedende hissedilen “kasılma” hissi, sempatik sinir sisteminin aktifliğinden kaynaklı ortaya çıkmaktadır. Dahası, travma sonrası aşırı hassaslaşan sempatik sinir sistemi, kalp atım hızını artırarak nefes darlığı gibi farklı belirtileri de tetikleyebilmektedir (Özgen & Aydın, 1999).
Bireyin bedensel semptomları, travma ile ilgili çevresel ipuçları karşısında da yeniden tetiklenebilmektedir. Geceleri yalnız kalınca, travmayı çağrıştıran koku ve seslere maruz kalınca, travmayla ilgili herhangi bir detayı hatırlatacak bir ortama girildiğinde kişi, yeniden tetiklenebilir. Bu durumun sebebi, beynin önceki deneyimlere dayanarak herhangi bir detayı travma ile eşleştirmesidir. Böylelikle kişi, “o durum tehlikeliydi, tekrar olabilir” diye düşünerek stres sistemini tekrardan aktif hale getirebilir (Özgen & Aydın, 1999).
Travma ve yoğun stres yaşayan bireylerde beyin, olası bir tehlikenin devam ettiği yanılgısı ile tehlike modunda sürekli olarak takılı kalır. Bu durum, savunma tepkisini yöneten sempatik sinir sisteminin kronik olarak aktif halde kalmasına sebep olur. Bu sistem sürekli aktif kaldığı zaman, vücut kendi kaynaklarını hayatta kalmaya odaklar ve bu doğrultuda çalışmaya başlar. Bu durumda ortaya çıkan fizyolojik değişiklikler, travma sonrası sık görülen semptomlar karşısında aşırı hassasiyetin de temelini oluşturur (Özgen & Aydın, 1999).
Travma Sonrası Düzenleyici Müdahaleler
Travma sonrasında ortaya çıkan fiziksel belirtilerin azaltılmasına yönelik birçok kanıta dayalı müdahaleler bulunmaktadır. Özellikle bilişsel davranışçı terapi (BDT) ile birey, travma sonrası ortaya çıkan felaketleştirme eğilimini azaltarak bireyin fiziksel semptomlarını yanlış ve tehdit içerikli yorumlama eğilimini büyük ölçüde azaltmaktadır. BDT ile kişi, deneyimlediği semptomları daha gerçekçi bir şekilde değerlendirerek fizyolojik tepkilerin sıklığını ve şiddetini azaltmış olur (Çetin & Varma, 2021).
Davranışçı maruz bırakma ile kişi, travmaya bağlı kaçınma döngüsünü kırmada temel bir yöntemdir. Birey, güvenli bir ortamda kaçındığı travmatik deneyime ve uyaranlara aşamalı bir şekilde maruz bırakılır. Böylelikle travmaya yüklenen yanlış duygu ve düşünceler azalarak kişinin tehdit algısı yeniden düzenlenmiş olur (Çetin & Varma, 2021).
Mindfulness ve beden farkındalığı temelli yaklaşımlar da travma sonrası belirtileri yeniden düzenlemede oldukça etkilidir. Bu yöntemler ile bireye, travma semptomlarına karşı ortaya çıkan bedensel duyumları panikle karşılaması yerine nötr bir şekilde karşılaması öğretilir. Böylece travma semptomlarıyla savaşarak süreci kronikleştirmek yerine kabul becerisi geliştirilir ve bu da bedensel hassasiyet azaltır (Çetin & Varma, 2021).
Travma ve yoğun stres sonucunda bireyin sempatik sinir sistemi üzerinde mide bulantısı ve iştahsızlık gibi belirgin somatik tepkiler ortaya çıkmaktadır. Bu tepkiler, vücudun strese verdiği doğal olarak kabul edilen bir yanıt türüdür. Travma sonrası gelişen kaçınma ve felaketleştirme gibi bilişsel davranışsal süreçler, süreci daha da pekiştirerek kronik hale getirmektedir. Bu nedenle, travmanın bedensel belirtilerini bütüncül bir zihin-beden tepkisi olarak ele almak gelecekteki çalışmalar adına daha işlevsel olabilir.
Kaynakça
-
Çetin, Ş., & Varma, G. S. (2021). Somatik belirti bozukluğu: tarihsel süreç ve biyopsikososyal yaklaşım. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, 13(4), 790-804.
-
Özgen, F., & Aydın, H. (1999). Travma sonrası stres bozukluğu. Klinik Psikiyatri, 1(34-41).


