Çarşamba, Şubat 11, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Yedinci Mühür: Yaşamı Sorgularken Ölüme Davet

Ölümle satranç oynayan Şövalye Antonius, aklını kurcalayan tüm soru işaretleri, korkular ve anlam arayışıyla yüzleşmektedir. Film, ölümü düşünmekten kendini alıkoyamayan insanın hayata niye bu kadar tutunmuş olduğunu da sorgulatan bir yapıda. Ortaçağda veba ile burun buruna olan binlerce insanın yanı sıra hem kolektif kaygı hem bireysel belli başlı korkular başrolün açmazlarını anlamamıza yardım eder.

1. Apokalips: Veba Tehdidi ve Psikolojik Yaşam Savaşı

Yedinci Mühür’ün distopyası olup biten bir felaketten daha farklı görünür; her dakika gerçekleşme olasılığı barındıran bir tehdit gibi hayatın içine sızmış durumdadır. Ortaçağ vebasının oluşturduğu kara bulutlar fiziksel bir ölüm korkusunun yanı sıra sürekli tetikte olma halini de beraberinde getirir. Kimse ne zaman öleceğini bilmez ama çevrelerinde ölüme çokça tanık olurlar ve bunun kendilerine de yakın olduğunu hissederler. Bu belirsizlik hali de günlük hayatlarının tamamını kaplayan psikolojik bir baskıya dönüşür. Şövalye Antonius “bedenim korkuyor ama ben değil” sözüyle aslında tam da bu noktada önemli bir ayrıma gitmektedir. Bedensel olarak güdülen korku kaçınılmazdır ve otomatik gerçekleşir; fakat bilinç düzeyinde kişi bu korkuda söz sahibidir. Filmde de korkunun bastırılması gereken bir zayıflıktan ziyade insan olmanın tabii bir parçası olduğu ifade edilir. Esas düşünülmesi gereken de şudur, korkuya rağmen hayatla bağ kurabilmek. Şövalyenin sahip olduğu tutum, korkudan arındırılmış bir cesaret gösterisi değildir; korkunun beraberinde taşıdığı düşünmeye devam etme gayesidir. Bu durum da apokaliptik ortamda bile insanın anlam arayışını sürdürebileceğini gösterir.

2. Ölüm ve Anlam Sorunu

Şövalye Antonius’un asıl problemi ölmek değil; ölümün karşısında hayatın ne ifade ettiğidir. “Ben inanç değil, bilgi istiyorum” repliği, onun teselli arayışında bir inanan değil, belirsizliğe katlanamayan bir şüpheci olduğunu göstermektedir. İnanç olayı sorularını çoğaltmakta; bilgi edinmek de aklındaki belirsizliği sonlandıracak tek çıkar yol gibi görünmektedir. Fakat film ilerledikçe mevzubahis bilginin tam olarak elde edilemeyeceği anlaşılır. Yalom’un varoluşçu yaklaşımına benzer şekilde burada da ölüm kaygısı çoğu zaman yok olmaktan değil yaşamın boşa geçmiş olabileceği düşüncesine dayanır. Antonius’u saran huzursuzluk da buradan beslenir. Hayatının, tüm yaşantılarının ne manaya geldiğini bilmeden ölmek istemez ve bu konuda direnç gösterir. Tanrı’ya yönelik tiradları inançtan ziyade cevap arayışıdır. Bundan dolayı onun yaşadığı kriz dinsel şüpheden çok varoluşsal dilemmadır. Bu anlamda film izleyicisine de şu soruyu yöneltmiş olur: Ölüm kaçınılmaz son ise, hayatı ne anlamlı kılar?

3. Ölümle Satranç: Kontrol Arzusu ve Kaçınılmaz Son

Ölümle yapılan satranç maçı, insanın kaderi üzerine kontrol sahibi olma isteğini temsil eder. Şövalye yıllarca bu oyundan kaçmış ama sonunda Ölümü kendi oyuna davet etmiştir. Günah çıkarmaya gittiği sahnede papaz olduğunu düşünerek konuştuğu kişiye oyunda kullanacağı stratejiyi anlatır ama orada olanın ölüm olduğundan habersizdir. Oyuna geçtiklerinde ise bu fark ediş sert bir yüzleşmeyle sonuçlanır. Oyun sonlarına doğru Şövalye’nin kaybedeceğini anladığında taşları bir hışımla dağıtıp yerlerini bozması da insanın ölüm karşısında umarsızca yaptığı savunmaya benzer. Ernest Becker’in belirttiği gibi, kaçınılmazlık fark edildiğinde insan kuralları çarpıtmaya yönelir. Ama Ölüm taşların yerini düzeltir ve rakibine bir sonraki hamlede mat olacağını söyler. Bu da kontrol illüzyonunun tamamen dağıldığı bir kırılma noktasıdır. Alt metinde kaybetmek değil, bunun bilincine rağmen oyunu devam ettirmek yer alır.

4. Günümüze Tutulan Ayna: Korkuyla Başa Çıkma

Yedinci Mühür, belirsizlik ve şüpheler zincirinde insanın korkusuna anlam verme çabasını açıkça sergiler. Bir sahnede Şövalyenin söylediği “korkunun putunu yapıp ona Tanrı demek” düşüncesini ele alırsak şu mesaja ulaşabiliriz: İnsanlar kontrolünde olmayan kaygılar karşısında mutlak bir dayanak yaratma ihtiyacı güder. Bu dayanak ideoloji, din ve adını her ne koyarsanız başka bir kuvvet olabilir. Günümüzde de bu geçerliliğini korur. İnsanların büyük krizler, hastalık, ölüm vb durumlarda benzer savunmalara gittiği görülür. Belirsizlikle yaşamakta zorlanan insan korkusuna bir isim verir ve ona tutunur. Film bu tutunmaya karşı olumsuz bir yargıda bulunmaz, bunu sadece görünür hale getirir. Bu yönüyle modernize edilmiş insan kaygılarına ta Ortaçağ karanlığından bile göz kırpması bazı şeylerin değişmediğini, sadece dönüştüğünü gösterir diyebiliriz.

5. Sonuç: Korkuya Rağmen Yaşamak

Antonius Block, tüm şüpheleri ve ifade ettiği şekliyle “Tanrı’nın sessizliği” ne rağmen yaşamaktan vazgeçmez. Ölümle oynadığı satranç, kazanma olasılığından ziyade hayatı biraz daha sürdürme isteğinin bir tasviridir. Film içinden çıkılamaz sorguların ve ölüm korkusunun eşliğinde bile yaşamın cazip olduğuna dair esintiler barındırır. Kabulleniş ise burada teslimiyeti değil, insanın korkularıyla beraber var olabileceğini ifade eder.

KAYNAKÇA

Becker, E. (1973). Ölümün İnkârı www.hdfilmcehennemi.nl/the-seventh-seal/ Yalom, I. D. (1980). Varoluşçu Psikoterapi

ebru özelçi
ebru özelçi
Ebru Özelçi psikoloji lisans eğitimini tamamlamış ve bilişsel davranışçı terapi ekolü ile çalışan bir psikologtur. Kendi mesleki gelişimi ve yazarlık üzerine devamlı araştırmalarına devam ederken bir yandan da toplumsal farkındalık ve bireysel fayda oluşturması açısından sosyal medyayı aktif olarak içerik üretmek üzere kullanmaktadır ve bu anlamda şunu yapar: Güncel hayatta ve tarihsel süreçte insanların soru işaretlerine ve içinde bulunduğu çıkmaz durumlara açıklama getirebilmek açısından spesifik konulara değinmek, psikoloji bilimini yararlı olacak biçimde sözel olarak sunmak. Multidisipliner okuma yapmayı değerli bulan yazar, alanında yetkin olmak ve insanların ruh sağlığını kuvvetlendirmek için çalışmalarını sürdürmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar