Çarşamba, Şubat 25, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Sessizliğin Müzikli Kaçışı

Herhangi bir iş yaparken elimizin istekli olarak değil de otomatik olarak müziğe gittiğinin ne kadar farkındayız? Temizlik yaparken, ders çalışırken, yürürken, hatta bazen uyurken bile bir müzik dinleme isteği içindeyiz. Genelde ne dinlediğimiz önemli değildir; hatta bazen çalan şeyin ne olduğunu bile fark etmeyiz. Amaç o sessizliğin kırılmasıdır. Çünkü sessizlik, birçok şeyi yüzümüze çarpar.

Aslında çoğu zaman çalan müziği gerçekten dinlemeyiz. O arka planda akarken biz kendi işlerimize odaklanırız. Şarkının değiştiğini, ne çaldığını ya da kimin söylediğini çoğu zaman fark etmeyiz. Çünkü burada müzik, dinlenen bir şey olmaktan çok sessizliği dolduran bir eşlikçiye dönüşür, amaç dinlemek değil; yalnızca boşluğu doldurmaktır. Zihnin konuşmasını susturmak, düşüncelerin sesini biraz olsun kısmaktır.

Sessizlik Neden Rahatsız Eder?

Günlük hayatta zaten çok fazla sessiz anımız yoktur. Telefon, ders, iş, temizlik, arkadaşlar, alışveriş derken kendimizi dinlemeye pek vaktimiz kalmaz. Ama hayata bir anlık mola verdiğimizde, kendimizle baş başa kaldığımızda o sessizlik bizi içine çekmeye başlar. İşte tam o anda devreye müzik girer. Sessizlikten ve kendimizle yüz yüze gelmek için.

Sessizlik genel olarak pek huzur vermez. Çünkü bizi sürekli düşünmeye iter. Sessizlikte bastırılmış düşünceler, duygular, itiraf edilemeyen her şey ortaya çıkar. Aslında müzik bunlardan bir kaçış yolundan ziyade sadece bir ertelemedir.

Bu erteleme bizi yanlış bir huzura sürükler. Bastırdığımız şeyler peşimizi bırakmayıp sürekli gün yüzüne çıkmak için fırsat kollar. Bu yüzden müzik artık bir alışkanlık hâline gelmeye başlar ve müzik olmadan hiçbir iş yapamamaya başlarız. Müziğin olmaması, sessizliğin yükselmesi bir tedirginlik hissi yaratmaya başlar. Aslında tedirginlik sessizlik değil, sessizliğin ortaya çıkarmasından korktuğumuz şeylerdir.

Bedenin De Bir Dili Var

Bazen müziğe sarılmamızın nedeni sadece düşünceler değildir; bedenimizin de bir dili vardır. Gün içinde fark etmediğimiz küçük yorgunluklar, birikmiş gerginlikler ve kontrol edemediğimiz duygu dalgaları, sessizlikte daha çok hissedilir. Müziği açmak, aslında bu beden sinyallerini biraz olsun susturmanın bir yoludur. Bir ritim yakaladığımızda kalbimiz daha düzenli atar, bir melodi duyduğumuzda nefesimiz yumuşar. Bu yüzden müzik bazen “kaçış” gibi görünse de, aslında kendimizi rahatlatma biçimimizdir.

Müziği açtığımızda bazen sadece “daha iyi hissetmek” isteriz. Çünkü sessizlikte, kendimize karşı dürüst olmak zor gelir. Şarkı çalarken ise bir süreliğine kendimizi kontrol edebiliriz; duygularımızı düzenleyebilir, daha az savrulmuş hissederiz.

Tabii her şey sessizliği ya da duyguları bastırmak değildir. Bazen de duygularımızla baş edemediğimiz zamanlarda müziğe başvururuz. Üzgünsek eğer hüzünlü bir müzik açarız; istediğimiz şey o hüznün bizim yarattığımız bir hüzün olmasıdır. Ya da ritmik bir müzik açar, üzerimizdeki hüznün gitmesini bekleriz. Böylece sürpriz duygular getirecek bir sessizliktense kendimizi kontrol edebileceğimiz bir müzik anını tercih ederiz.

Modern Hayatın Gürültüsü ve Sessizlik

Modern hayat bize sürekli bir ses sunar. Televizyon açık kalır, videolar ardı ardına oynar, kulaklıklar günün büyük kısmında kulağımızdadır. Sessizlik neredeyse anormal bir durum hâline gelmiştir. Bir şey yapmıyorsak bile bir şey dinliyor olmamız beklenir. Oysa sessizlik bir eksiklik değil, bir alan olabilir. Ama o alana girmek cesaret ister.

Bu, müziğin kötü olduğu anlamına gelmez. Aksine müzik insanı anlar, ona eşlik eder ve bazen gerçekten de iyileştirir. Ama her anımızda, yaptığımız her işte müzik istiyorsak, belki de kendimize sormamız gereken bir soru vardır: Sessizlikte ne oluyor da rahatsız oluyorum? Hangi düşünceyi duymaktan kaçıyorum? Hangi duygu, arka planda çalan bir şarkıyla bastırılmaya çalışılıyor?

Sessizlikle Yüzleşmek

Bazen sessiz kalmak çözüm gibi gelse de aslında hayır. Bu sadece bir kendini fark etme anıdır. Neyden kaçtığımızı, neyin yorduğunu, neyden eksik kaldığımızı fark etme anıdır. Müzik bunları sadece erteler ama çözmez. Eninde sonunda o şarkı bittiğinde gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalırız.

Aslında mesele müziği hayatımızdan çıkarmak değil. Mesele, sessizliği de kendimizi de dinleyebilmeyi öğrenmek. Arada bir kulaklığı çıkarabilmek, müzikle yaptığımız bir işi müziksiz yapmak, yürürken sözleri değil sadece adımlarımızı duymak. Zorlayıcı olabilir, hatta belki rahatsız edici. Ama insan rahatsız olmadan kendini anlayamaz.

Aslında olay, o sesi bastırmak değil, dinlemeye cesaret etmektir. Arka planda çalan müzik sustuğunda hayat durmaz. Sadece var olan bastırıcı gürültü azalır. Ve o sessizlikte, ilk başta huzursuz eden ama zamanla tanıdık gelen bir şey kalır: kendimiz.

ece kaya
ece kaya
ECE KAYA, psikoloji lisans eğitiminin ikinci yılında, eğitimini İngilizce yürüten bir programda öğrenim gören bir psikoloji öğrencisi ve yazardır. İnsan davranışlarını ve ruhsal süreçleri kuramsal ve araştırma temelli bir çerçevede ele almaktadır. Yazılarında psikolojiye ilişkin kuramsal yaklaşımları ve güncel araştırma bulgularını, psikoloji literatürüne dayalı olarak nesnel ve açık bir dille aktarmayı amaçlamaktadır. Akademik gelişimini sürdürürken psikolojik bilgiyi daha geniş kitleler için erişilebilir hale getirmeyi hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar