Cumartesi, Şubat 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Yalnızlık Üzerine

Yalnızlık Neden Korkutur?

Yalnızlık neden korkutur insanı? Bilince ulaşan bir korkudan bahsetmiyorum. İliklerimize işleyen, patolojik boyutlara bile gidebilecek o halden bahsediyorum. Neden bazen “yalnızlığı çok seviyorum”, “yalnızlık güzeldir.” dememize rağmen eylemlerimiz hep yalnızlıktan kaçmaya dairdir? Neden bize zarar veren o ilişkiden çıkamayız? Neden ait hissetmediğimiz o arkadaş grubunun bir buluşmasını kaçırdığımızda dışlanmış varsayımına kapılıp mutsuz oluruz?

Bu noktada iki kavramı açıklamak gerektiğini düşünüyorum: yalnız kalmak ve yalnız olmak.

Yalnız Kalmak ve Yalnız Olmak Arasındaki Fark

Yalnız kalmak bir duygudan, içsel bir muhakemeden ziyade günlük hayata tesir eden bir durumdur. Bedenen tek başına kalmaktır. Örneğin herhangi zorlu bir durumda yalnız kalınmıştır; sevgili yoktur, en yakın arkadaş arkadan vurmuştur, ailen uzaklarda yaşıyordur ya da tüm gün dışarıda gezdikten sonra artık eve gelip yalnız kalmışsındır.

Tekrar ediyorum, kalmışsındır. Öncesi ve sonrası vardır. Kalmaktan önce yalnız değildin. Kalayazdın, kaldın ve artık kalmayacağın bir gelecek mümkündür.

Ancak yalnız olmak bir oluş biçimidir. Başı veya sonu yoktur ya da bilmiyorsundur. Yalnız kalmak evrendeki bir gezegen olarak tabir edilebilirken, yalnız olursan evren yalnızlığın olur. Kaçacak yerin yoktur. Yalnızlığının içinde yaşarsın.

İçte Taşınan Yalnızlık

Hiç yalnız oldunuz mu? Yalnız kalmadığınızda bile yalnız olduğunuz o durumdan bahsediyorum. İçinizdeki bir parça öyle diri diri durur, bedende hissedilir. O parçayı çözmek kolay olduğu kadar da zordur.

Çözüme geçmeden önce biraz daha tasvir edelim bu hali. Yalnız olduğunun kanıtı olan o parça en derinlerde bir yerdedir. Kimse ulaşamaz oraya. Siz anlayamamışsınız; başkaları nasıl ulaşsın? Siz sadece hissetmişsiniz, yok sayamamışsınız.

Tabii dışarıdan (eş, sevgili, dost, aile) ile beraber onu gidermeye çalışmışsınız ama hiçbir işe yaramamış. Neden var o parça? Sızlayan, iyileşmeyen, kabuk bağlayıp tekrar kanayan o yara.

Bir de şöyle soralım: Neden olmasın o parça?

Bu iki soru beraberinde öncesini de getirir. Bu yalnız olma durumu ızdırap veriyorsa çözümlenmemiş demektir. Ancak onun varlığı sizi canlı hissettiriyorsa, dışarıyla olan sınırlarınızı çiziyorsa, size ait bir alan ve aidiyet hissi veriyorsa, sizi ortaya koyan yaratıcı yanınızsa; o artık sizi size anlatıyor demektir.

Izdırabı Besine Çevirmek

Peki, nasıl ulaşacağız o yaraya? Izdırabı nasıl besine çevireceğiz?

Çözüm hem çok kolay hem de çok zor. Bunu çözebilecek kişi de, çözümü engelleyebilecek en önemli kişi de — maalesef ve iyi ki — aynı kişi: sizsiniz.

O parça sızladığında bastırdığınız düşünce ve duygularda… Sizden bağımsız, sadece öyle olması gerektiği için öğrendiğiniz davranışların altında, aslında o an duyulmayı bekleyen o seste.

Çözüm, o sızı geldiğinde şunu diyebilmektedir:
“Şu an ben ne düşündüm, ne hissettim de bunu yaşıyorum?”

Ama bastırmak ne kadar kolay, değil mi? Bu iç bunaltısı geldiğinde bir bölüm daha izlemek, arkadaşı arayıp kahveye çağırmak ya da alkol almak…

Bir volkan patlamak üzeredir. İçindeki lavları püskürtmesi gerekir. Lavların gün yüzüne çıkıp doğasıyla buluşması, rahatlaması ve görülmesi gerekir. Zirveden bastırılan, patlamayan ve içe doğru geri dönen lavlar, zamanla dağın kendisine zarar verir.

Şimdi lütfen lav örneğini duygu ve düşünceleriniz olarak düşünün. Bastırılmış, anlaşılmamış her duygu ve düşünce içe akacak ve çözülmesi daha da zor hale gelecektir. Bu yüzden o lavın zamanı geldiğinde akmasına izin vermek gerekir.

Dinleyin o sesi. Dinleyin ki lavlar birden çıkıp yıkıcı etkiler bırakmadan, sızıntı halinde çevresini bereketlendirsin. Evet, yanardağ çevresindeki topraklar çok bereketlidir.

Yalnız Kalmadan Yalnızlık Anlaşılamaz

Yalnız olma halinin anlaşılabilmesi için yalnız kalmanız gerekir. Her an oyalanacak bir faaliyetten yoksun olarak, kendinizle öylece durmanız gerekir.

Yalnız olmamak için yalnız kalmanız gerekir. Ne kadar ironik, değil mi?

İnsanın hep bir meşguliyeti olursa nasıl kendisiyle kalabilir? Kendisiyle kalmazsa kendini nasıl bulabilir? Kendini bulamazsa içsel süreçlerini nasıl anlamlandırabilir? İçsel süreçlerini anlamlandıramazsa kendini nasıl sevebilir?

İnsan kendini sevemezse, yalnız olma halinden nasıl çıkıp kendisiyle var olabilir?

Yalnızlığın Keşfi adlı eserinde Paul Auster şöyle der:
“İnsanın tüm umutsuzluğu yalnızca tek bir şeyden kaynaklanır: odasında sessizce kalmayı başaramamasından.” (Auster, 1997, s.94)

Öylece oturmak neden zordur?
İçimizdeki bilinmezlikle baş başa kalmak, yüzleşmek… Çünkü bilinmezlik korkutur. Ta ki o bilinmezliğe, benliğimize giden bu yolu aydınlatmaya cesaret edene kadar.

Zuhal Olcay’ın dediği gibi:
“Yalnızlığım, yaşamak zorunda olduğum beraberliğimsin.”

Zorundaysak, o zaman onu keşfe çıkmaya ne dersiniz?

Referanslar

  • Auster, P. (1997). Yalnızlığın keşfi (İ. Özdemir, Çev.). Can Yayınları. (Orijinal eser 1982’de yayımlanmıştır.)

  • Fiantis, D., Ginting, F. I., Gusnidar, M. N., & Minasny, B. (2019). Volkanik kül: İnsanlar için bir tehdit, ancak gelecek için verimli toprakların güvencesi. Sustainability, 11(11), 3072.

Beste Şire
Beste Şire
Beste Şire, psikoloji lisans eğitimini onur derecesi ile tamamladıktan sonra mezuniyetinin ardından aktif olarak alanda çalışmaya başlamış, çeşitli kuruluşlarıa danışmanlık hizmeti vermiştir. Birçok terapi ekolünde eğitim alarak kapsamlı bir bakış açısı geliştiren Şire, özellikle Bilişsel Davranışçı Terapi alanında uzmanlaşmış ve süpervizyon sürecini tamamlayarak yetkinlik kazanmıştır. İnsana dair derin merakıyla, psikolojinin evrensel bilgisini klinik psikoloji ve nörobilim perspektifleriyle ele almaktadır.Ruh sağlığını bilimsel temelde ve herkes için ulaşılabilir kılmayı amaçlayan Şire, dergilerde ve dijital platformlarda yayımladığı makalelerle bu misyonunu sürdürmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar