Göç Nedir?
Göç, bireylerin yaşamlarının bir kısmını ya da tamamını geçirmek amacıyla geçici veya sürekli olmak üzere yer değiştirmesi şeklinde tanımlanabilir. Göç kişinin kendi isteği ile olabileceği gibi zorunlu şekilde yapılan göçler de vardır. Göç eden kişiler için yaygın olarak “göçmen” terimi kullanılmaktadır. Mülteci ise kendi ülkesinde dini, siyasi düşünce, sosyal konum, etnik kimlik gibi nedenlerden ötürü kişinin kendini baskı altında hissetmesi, kendi ülkesinde adaletsizliğe uğraması ve bu gibi nedenlerden dolayı ülkesine olan güvenini yitirerek başka bir ülkeye sığınma talebinde bulunması ve o ülke tarafından ilticasının kabul edilmesi durumunda kullanılan terimdir.
Başka bir ülkeye göç etmek dış göç olarak adlandırılırken kişinin yaşadığı ülke içinde yer değiştirmesi iç göç olarak adlandırılmaktadır. İç göç kendi içinde mevsimlik göç ve kalıcı göç olarak ikiye ayrılmaktadır.
Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 2024 yılında yayınladığı rapora göre, Dünya’da 132 milyonunu zorla yerinden göç ettirilen kişilerin oluşturduğu toplamda 304 milyon kişinin mülteci veya sığınmacı olduğu bilgisi yer almaktadır. 2021 Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerine göre dünyada en fazla göç alan ülke Amerika, Avrupa’da ise Almanya’dır.
Türkiye’de ise 1960’larda sanayileşme ile başlayan kırdan kente hızlı bir göç dalgası olmakla birlikte 1980-1990 yıllarında Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşanan siyasi ve toplumsal olaylar, bölgede yaşayan kişilerin zorunlu olarak göç etmesine neden olmuştur.
Ülkemizde ve Dünya’da yaşanan bu göç hareketleri sağlık sisteminin yetersiz kalması, sosyal güvenlik sorunu ve ruhsal sorunlar (Travma Sonrası Stres Bozukluğu, Depresyon vb.) gibi çok yönlü sorunlara neden olmaktadır.
Travma Nedir?
Travma kavramı, köken olarak Persçe, Yunanca ve Sanskritçe’de yara anlamına gelen “tere” sözcüğü ile ilişkili olup tarihçesi M.Ö 1500 yılları kadar eskilere dayanmaktadır. Amerikan Psikoloji Derneği (APA), travmayı kaza, tecavüz, doğal afet gibi korkunç olaylara verilen duygusal yanıt olarak tanımlar.
Travma alanında önde gelen isimlerden Judith Herman ise travmayı kişinin gerçek bir ölüm veya ölüm tehdidiyle karşılaşması sonucu oluşan düşünsel, davranışsal ve duygusal bütünlüğün bozulması olarak tanımlar.
Travmanın en belirgin özellikleri beklenmedik oluşu ve bireylerin hayatında kalıcı değişiklikler meydana getirmesidir. Bu kalıcı değişiklikler kişide korku, ümitsizlik, çaresizlik gibi zihinsel sorunlara, yaşamsal faaliyetlerden uzaklaşma ve yetememe gibi davranışsal bozukluklara neden olmaktadır.
Bu bozukluklar travmaya neden olan olayın kendisi ile ilişkili olabileceği gibi bu olaydan sonra meydana gelen değişikliklere uyum sağlayamamadan dolayı da olabilmektedir.
Travma ve Göç
Asimilasyon, kültürleşme, sosyo-kültürel değişim, modernleşme, adaptasyon ve stres ekseninde yapılan çalışmalar gösteriyor ki göç ve travma arasında dikkate değer bir bağlantı vardır.
Göçün ekonomik, siyasi baskı, dini ayrımcılık veya bilimsel çalışmalarda bulunmak gibi birbirinden farklı birçok nedeni olsa da bunların çoğunu yaşanılan yerdeki olumsuz yaşam şartları başlığı altına toplamak mümkündür. Göç olgusuna bakıldığında göç etmenin en önemli nedeni olarak da daha iyi yaşam standardı ve ayrımcılığın olmaması karşımıza çıkmaktadır.
Göç bireyin yaşantısında büyük değişimler getirmekte ve bu değişimler de daha önce var olan şartların kaybı anlamına gelmektedir. Bir kayıp ve bizim bu kayba verdiğimiz duygusal, bilişsel ve davranışsal tepkiler olarak adlandırabileceğimiz travma da göçteki kaybı ve yeni şartlara uyum sağlayan bireyi daha iyi anlamamızı ve bu konuda nasıl daha profesyonel olarak göç etmiş bireylere destek verebileceğimizi göstermektedir.
Göç etmiş bir bireyin içine dahil olduğu toplumdaki dil farklılığı, inanç farklılığı ve kültürel farklılıklar bu bireyin o topluma uyum sağlamasını zorlaştıracak ve kaybını anlamlandırmasını zorlaştıracaktır.
Kendi ülkesine dönmenin imkânsız olduğu durumlarda kendi kültüne ve toplumuna olan özlemi artacak ve bu sebepler onun göç ettiği ülkeye uyum sağlamasını zorlaştıracaktır.
Travma, Göç ve Psikoterapi
Dünya Sağlık Örgütü ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü verileri incelendiğinde dünyada 300 milyondan daha fazla birey zorunlu veya bireysel nedenlerle göç etmiştir. Göç eden kişilerden 132 milyonu zorunlu olarak göç etmiştir.
Göç etmenin travmatik bir olgu olduğu göz önünde bulundurulduğunda, zorunlu göç etmenin daha büyük travmalara neden olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
Göç etmenin birey üzerindeki olumsuz etkileri incelenirken ruh sağlığı uzmanları göç eden bireyin ekonomik, sosyal, siyasi veya dini gerekçelerini dikkate alarak en temelde bu bireyin göç etmek zorunda kaldığını göz ardı etmemelidirler.
Göç eden bireyin içinde yaşadığı toplumu, sosyal çevresini ve ailesini bırakmak zorunda kalması bu travmatik olgunun belki de en önemli noktalarıdır.
Göçmenlere destek olacak ruh sağlığı profesyonellerinin kendi kültürlerinden önce karşılarındaki kişinin kültürü ve yaşayış biçimi hakkında bilgi sahibi olması işlerini daha iyi yapmalarına yardımcı olacaktır.
Toplumsal ve kültürel farklılıkları göz önünde bulundurarak göçmenlere yaklaşmak, göçmenlerin de yaşadıkları travmayı anlamlandırmaları ve içinde bulundukları topluma uyum sağlamaları kolaylaştıracak ve o toplumun bir bireyi olmalarını sağlayacaktır.


