Cuma, Şubat 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Tekrar Eden Kalıpların Erken Dönem Kökenleri

Şemalar, erken yaşam deneyimleriyle şekillenen ve dünyayı nasıl algıladığımızı belirleyen içsel haritalardır. Çoğu zaman farkında olmadan bugünkü ilişkilerimizi, tepkilerimizi ve seçimlerimizi yönlendirirler. Tekrar eden kalıpların ardında sıklıkla bu görünmez haritaların izi bulunur.

Şemalar hepimizde farklı oranlarda bulunan, erken dönem yaşantılarla şekillenen yapılardır. Her şema tek başına bir “sorun” anlamına gelmez; ancak belirli bir yoğunluk ve tekrar eşiği aşıldığında bireyin yaşamında zorlayıcı döngüler yaratmaya başlar ve üzerinde çalışılması gereken bir alan haline gelir.

Şemaların temeli çoğunlukla erken çocukluk dönemine, özellikle de 10 yaş öncesine dayanır. Ancak bu süreç yalnızca bu dönemle sınırlı değildir; ilerleyen yıllarda bakım verenlerle ve otorite figürleriyle kurulan ilişkilerle şekillenmeye devam eder. İlkokul döneminde öğretmenlerle yaşanan deneyimler de bu yapının önemli bir parçasıdır. Çocuğun bu kişilerle kurduğu ilişkilerde edindiği duygusal deneyimler zamanla içselleşir ve bir şema örüntüsüne dönüşmeye başlar.

Bir çocuğun yalnızca fiziksel ihtiyaçları değil, aynı zamanda duygusal ihtiyaçları da vardır. Görülme, anlaşılma, duygularının fark edilmesi ve karşılık bulması bu ihtiyaçların başında gelir. Bu ihtiyaçlar yeterince karşılanmadığında şemalar şekillenmeye başlar. Örneğin bakım verenin duygusal olarak istikrarlı ve erişilebilir olmadığı durumlarda çocukta terk edilme şeması gelişebilir. Benzer şekilde çocuğun duygularının fark edilmemesi, yansıtılmaması ya da önemsenmemesi durumunda duygusal yoksunluk şeması ortaya çıkabilir.

İyi Görünen Ama Zorlayıcı Olan Şemalar

Bazı şemalar ilk bakışta bireyin hayatında “iyi” gibi görünen, hatta kişinin kendisi tarafından sahiplenilen yapılardır. Ancak bu şemaların zorlayıcı yönleri çoğu zaman fark edilmez. Kendini feda etme şeması buna iyi bir örnektir. Bu şema, bireyin ebeveynlikte, partnerlikte ya da arkadaşlık ilişkilerinde sürekli olarak başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koymasıyla kendini gösterebilir.

Kişi bu örüntüyü çoğu zaman fedakârlık, iyilik ya da empati olarak tanımlar; ancak uzun vadede bu yapı kişinin kendi ihtiyaçlarıyla temasını zayıflatır.

Bazı şemalara tutunuruz, hatta onlardan kopmakta zorlanırız. Çünkü şemalar bir noktada işlevseldir; bizi tanıdık bir zeminde tutar. Tekrar eden döngüler tam da bu nedenle sürer. Tanıdık olan, her zaman sağlıklı olmasa bile güvenli hissettirebilir.

Şema Tetiklenmesi ve Baş Etme Biçimleri

Şema tetiklendiğinde birey genellikle üç sağlıksız baş etme yolundan birine yönelir: teslim olma, kaçınma ya da aşırı telafi.

Örneğin terk edilme şeması olan bir kişi farkında olmadan kendisini terk edecek partnerleri seçiyorsa bu şemaya teslim olmuş demektir. Terk edilmemek için yakınlıktan tamamen kaçınmak kaçınma baş etme biçimidir. İlişki içinde terk edilmemek adına tüm enerjisini, sınırlarını ve kendini ortaya koymak ise aşırı telafiye örnektir.

İlginç olan şudur ki bu üç baş etme biçiminin de sonucu çoğu zaman aynıdır: terk edilmek. Burada “kendini gerçekleştiren kehanet” olarak tanımlanan bir döngüden söz edilebilir. Şema kimyası tam olarak budur; tanıdık olanı arar ve sonunda onu buluruz.

Kendini Feda Etme ve Boyun Eğicilik

Kendini feda etme şeması, çocuğun kendi ihtiyaçlarının geri planda kaldığı; ebeveynlerin beklenti ve ihtiyaçlarının ön planda olduğu aile örüntülerinde gelişir. Bu çocuklar zamanla “ancak kendimi feda edersem değerliyim” ya da “ancak o zaman görülür ve sevilirim” inancını geliştirir.

Yetişkinlikte bu şema, kişinin kendi ihtiyaçlarını görmesini zorlaştırır; hatta kendi ihtiyaçlarına yönelmeyi bencillik olarak algılamasına neden olabilir. Bu kişiler sıklıkla kendini merkeze alan, kendi ihtiyaçlarını önceleyen bireylerle ilişkiler kurar. Ya da bunun aşırı telafisi olarak tam tersi bir uçta kontrolcü ve otoriter bir tutum geliştirebilirler.

Benzer bir örüntü boyun eğicilik şemasında da görülür. Bu kişiler ilişkilerde sürekli olarak başkalarına uyumlanır, kendi sınırlarını geri plana atar. Ancak bastırılan ihtiyaçlar ve duygular zamanla birikir. Sonuç olarak öfke doğrudan ifade edilmez; bunun yerine pasif-agresif davranışlar ortaya çıkar. Kinaye, küslük ve tavır alma gibi dolaylı tepkiler bu örüntünün sık görülen yansımalarıdır. Bu şemada temel duygu çoğu zaman öfkedir.

Onay Arayıcılık ve Değer Algısı

Onay arayıcılık şeması, bireyin değer duygusunu başkalarının bakışına bağlamasıyla karakterizedir. Statü, başarı, para ve sosyal roller bu kişiler için ön plandadır. Kabul görmek ve değerli hissetmek için yoğun bir çaba söz konusudur. Bu çaba zamanla kişinin kendi ihtiyaçlarıyla bağını zayıflatabilir ve başkalarının beklentilerine teslim olma noktasına varabilir.

Farkındalık ve Değişim Alanı

Bazen bir duyguyu düzenlemek, onu bastırmak ya da değiştirmekten çok, nereden geldiğini ayırt edebilmekle başlar. “Bu duygu gerçekten şimdiye mi ait?” sorusu, geçmişi kurcalamak için değil; bugünü daha özgürce yaşayabilmek için sorulur.

Şemalar bizi tanıdık olana çeken sessiz haritalar gibidir. Bunların farkına varmak, hemen terk etmek ya da dönüştürmek anlamına gelmez. Ama artık otomatik olanla bilinçli olan arasında bir alan açar. Ve bazen tam da bu alan, bu mesafe, değişimin mümkün olduğu yeri oluşturur.

Pınar Ayşin Celep
Pınar Ayşin Celep
Psikoloji lisans eğitimimin ardından klinik psikoloji yüksek lisansımı tamamladım ve klinik psikolog olarak yetişkinlerle çalışıyorum. Seanslarımda Bilişsel Davranışçı Terapi, Psikodinamik Terapi ve Mindfulness yaklaşımlarını bir araya getirerek danışanlarımı destekliyorum. Psikolojinin beden üzerindeki etkisi, duygusal yeme davranışları ve farkındalık temelli yaklaşımlar en çok ilgimi çeken alanlar arasında yer alıyor. Meslek hayatım boyunca çocuk ve ergenlerle de çalışma fırsatı buldum. SOYAÇ projesinde üç yıl boyunca gönüllü psikolog olarak yer aldım. İnsan zihninin derinliklerine duyduğum merak, sanat ve sporla iç içe bir yaşam sürmemi sağladı. Piyano çalmak, tenis oynamak ve kürek çekmek, benim için sadece birer hobi değil, aynı zamanda zihinsel ve bedensel farkındalığımı besleyen önemli alanlar. Yazılarımda, psikolojik kavramları zihinsel sembolleştirme yoluyla okurlara aktarmayı amaçlıyorum. Psikolojiyi sadece bir bilim dalı olarak değil, insanın kendini keşfetme sürecinde güçlü bir araç olarak görüyor ve bu anlayışı paylaşmayı değerli buluyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar