Gallup’un Global Safety Report raporuna göre, dünya genelinde birçok ülkede kadınlar gece yalnız yürürken kendilerini daha az güvende hissettiklerini belirtmektedir. Kadınların yaklaşık %67’si gece dışarıda yalnız yürürken güvende hissettiğini söylerken, erkeklerde bu oran %78 olarak ölçülmüştür. Bu fark, 144 ülkede yapılan ankette 104 ülkede benzer şekilde kadınların daha güvensiz hissettiğini ortaya koyuyor.
Gece eve dönerken anahtarını elinde tutmak, yürürken arkasını kontrol etmek, bindiğin taksinin plakasını arkadaşına yollamak ya da eve vardığında “geldim” diye mesaj atmak… Kadınlar için bunlar günlük hayatın olağan akışının bir parçasıdır. Farkında olmadan yapılan bu davranışlar, kadınların günlük yaşamlarında hissettikleri güvensizliğin bir göstergesidir. Kadınlar çevredeki, potansiyel tehlikeleri önceden tahmin etmeye çalışır; bu durum kronik kaygı ve stres yaratır. Omuzlarındaki gerilim ve zihnindeki sürekli hesaplamalar gün boyu onları takip eder. Bu durum yalnızca fiziksel bir güvenlik sorunu değil, aynı zamanda kadınların güvenlik algısını şekillendiren psikolojik bir süreçtir.
Geliştirilen bu davranışlar, bir tür risk değerlendirmesidir. Çevreyi kontrol etmek, daha güvenli yolları tercih etmek ve tercih edilen yollarda yalnız kalmamaya çalışmak bir süre sonra alışkanlık haline gelebilir. Toplumda yaşanan olaylar ve birbirine aktarılan deneyimler bu davranışların sürekliliğini tetikleyebilir. Bu durum, kadınların kamusal alanda bile kendilerini güvende hissetmemelerine sebep olurken aynı zamanda özgürlükleri de kısıtlar.
Toplumsal Kısıtlamalar: Çizilen Sınırlar
Günümüzde sokakların daha güvenli hale getirilmesindense, kadınların belirli saatlerde, belirli yerlerde ve belirli kıyafetlerde bulunmasının “daha doğru” olduğu düşünülmektedir. Bu kalıpların dışına çıkıldığında, durum doğrudan bir ‘risk’ olarak kodlanır. Oysa mekân, saat ve giyiniş fark etmeksizin, her kadının kendini güvende hissederek yaşaması temel bir haktır. “O saatte orada ne işin vardı? “veya “Neden daha uzun bir etek giymedin? “ gibi soruların yarattığı toplumsal baskı, kadınlara kendi yaşam alanlarında ve sosyal hayatlarında sürekli bir savunma mekanizması geliştirme zorunluluğu yaratır. Örneğin, gece geç saatlerde parktan geçmek zorunda kalan bir kadın, sadece fiziksel tehlikelerden değil, başkalarının bakışları ve yargılarından da etkilenir. Sonuç olarak, kadınlar yalnızca kendi güvenliklerini değil, sosyal alanlarda var olma haklarını da kısıtlamak zorunda kalır. Böylece her adım, özgürlükden ziyade hesaplanması gereken bir hamleye dönüşür.
Özgürlük Algısının Zedelenmesi
Toplumun kadınlar üzerine inşa ettiği bu kısıtlamalar ve yargılar, kadınların ruh dünyasında kalıcı bir “tetikte olma” hali yaratır; bu durum psikolojide hipervijilans olarak adlandırılır. Hipervijilans, bireyin çevresel tehditlere karşı aşırı uyanıklık geliştirmesi ve zihinsel olarak sürekli tetikte kalması durumudur. Bu durumda zihin potansiyel bir tehlikeyi önceden fark etmeye çalışırken dinlenme ve rahatlama süreçleri sekteye uğrar. Sürekli risk hesaplaması yapmak, bireyde kronik bir kaygı hali yaratabilir ve kamusal alan deneyimini psikolojik açıdan daha yorucu hale getirir. Sürekli tetikte olma hali, sadece zihni değil bedeni de yorar; uyku bozuklukları, kronik yorgunluk ve kas gerginliği gibi belirtiler ortaya çıkar.
Bu süreçte toplumsal baskı o kadar içselleştirilir ki ortaya kendini suçlama durumu çıkar. “Başıma bir şey gelirse bu benim hatam olur” çünkü toplumun algısı bu yöndedir. “O saatte orada olmamam gerekiyordu” veya “Daha dikkat çekmeyen şeyler giymeliydim.” gibi düşünceler kadının kendi içsesi haline gelmesine neden olur. Nihayetinde psikolojik tahribat ortaya çıkar ve özgürlük algısı zedelenir. Bu algı, kadınların toplumsal hayata katılımını kısıtlar, kamusal alanların kullanımını sınırlar ve toplumun tüm üyelerinin güvenlik deneyimini etkiler. Sonuç olarak toplumsal normlar ve kodlar kadınların özgürlüğünü sınırladıkça toplumun kendisi de gerçek anlamda güvenli bir ortamdan uzaklaşır.
Güvenlik Bireysel Değil Toplumsaldır
Yaşanan güvenlik problemleri çoğu zaman bireysel önlemlerle çözülebilecek durumlar gibi ele alınır. Oysa güvenlik yalnızca bireyin alabileceği tedbirlerle sağlanabilecek bir durum değildir. Bireysel önlemler geçici güvenlik sağlar. Gerçek güvenlik, kamusal alanın herkes için eşit ve güvenli hale gelmesiyle mümkündür. Bu nedenle alınması gereken önlemler yalnızca fiziksel tedbirlerle değil, toplumsal farkındalık, eğitim, kültürel dönüşüm ve empatiyi geliştirmeyle ilgilidir. Kadınların hangi saatte, nerede ya da nasıl göründüklerinden bağımsız olarak kendilerini güvende hissettikleri bir ortam yaratıldığında, toplumsal dönüşüm de görünür hale gelecektir.
Toplumsal Nedenler ve Sonuçlar
İçselleştirilmiş kültürel yargılar, medyada yer alan şiddet ve taciz olayları ile arkadaş çevresinden aktarılan hikayeler, kadınların güvenlik algılarının şekillenmesinde en etkili faktörlerden biridir. Toplum, kadınların davranışlarını sürekli olarak kodlar ve buna göre hareket etmelerini bekler. Kadınların özgür ve eşit haklara sahip olduğunu göz ardı eder. Bu kodların dışına çıkanların başına gelen olumsuz durumlar, çoğu zaman “hak ettiği” gibi yanlış bir algı yaratılır. Oysa kadınlar özgür ve güvenli bir ortamda yaşama hakkına sahiptir ve bu hak, yalnızca bireysel tedbirlerle değil toplumsal farkındalık ve eşitlik ile oluşacaktır. Eşitlik ve güvenlik sağlandığında, kadınlar iş hayatında ve sosyal yaşamda daha aktif rol alabilir, toplumsal katılım artar ve toplumsal dayanışma güçlenir. Kadınların tetikte olmadan, korku hissetmeden ve risk hesaplamadan yaşayabildiği bir toplum, gerçek anlamda güvenli ve eşit bir toplumdur.
Toplumsal Dönüşüm ve Eşitlik
Toplum, kadınların eşit haklara sahip bireyler olarak kabul ettiğinde, davranış kalıpları da yeniden şekillenir. Bu dönüşüm yalnızca kadınların özgürleşmesini sağlamakla kalmaz; aynı zamanda toplumdaki tüm bireylerin daha sağlıklı ve güvenli yaşam sürmesini mümkün kılar. Bu değişim eğitim, farkındalık ve kültürel dönüşüm yoluyla gerçekleşir. Korkunun yerini eşitlik, sürekli tetikte olmanın yerini ise güven aldığında, daha huzurlu ve yaşanılabilir bir ortam oluşur. Güvenlik, herkes için erişilebilir bir hak olmalıdır. Çünkü asıl mesele, kadınların “daha dikkatli olması” değil, onları sürekli dikkatli olmak zorunda bırakan düzenin varlığıdır. Gerçek güvenlik, kadınların gece yürürken anahtarını silah gibi tutmak zorunda kalmadığı, eşit ve güvenli bir toplumla mümkündür. Bir gün tüm kadınların eşit haklara sahip olduğu ve korkmadan güvenli ortamlarda yaşayabildiği bir dünya mümkün olmalıdır.
Kaynakça
Gallup Global Safety Report 2025


