Bazen kendimizle ilgili çok şey biliriz. Neden böyle davrandığımızı, hangi deneyimimizin bugün verdiğimiz tepkilerle ilişkili olduğunu, hangi ilişkide neden aynı döngünün içine girdiğimizi uzun uzun anlatabiliriz. Hatta zaman zaman kendimizi dışarıdan izliyormuşçasına ne yaptığımızın ve neden yaptığımızın farkında oluruz. Yine de benzer insanları seçmeye, aynı durumlarda kaygılanmaya, öfkelendiğimizde aynı şekilde tepki vermeye ya da bize iyi gelmediğini bildiğimiz davranışları sürdürmeye devam edebiliriz.
Giriş
İşte tam da burada önemli bir soru ortaya çıkar: Kendimizi anlamak, değişmek için yeterli midir?
Temel Çerçeve
İçgörü, psikolojik değişimin önemli parçalarından biridir. Kişinin kendi duygu, düşünce ve davranışları arasındaki ilişkiyi fark etmesi; bugün yaşadığı güçlüklerin geçmiş deneyimleriyle nasıl bağlantılı olabileceğini görebilmesi oldukça değerlidir. Çünkü anlamlandıramadığımız bir örüntüyü değiştirmek çoğu zaman daha güçtür. Ancak bir davranışın nedenini bilmek ile o davranıştan vazgeçebilmek aynı şey değildir.
İnsan davranışları yalnızca bilinçli tercihlerden oluşmaz. Yıllar içinde öğrendiğimiz baş etme yolları, ilişki kurma biçimlerimiz ve kendimizi korumak için geliştirdiğimiz stratejiler zamanla otomatikleşebilir. Bugün işlevsiz görünen bir davranış, geçmişte kişinin kendisini korumasına yardımcı olmuş olabilir. Bu nedenle zihin bir davranışın artık gerekli olmadığını anlasa bile duygusal sistem aynı hızda değişmeyebilir.
Değerlendirme
Örneğin bir kişi, yakın ilişkilerde terk edilme korkusunun geçmiş deneyimleriyle bağlantısını çok iyi biliyor olabilir. Partnerinden haber alamadığında neden kaygılandığını anlayabilir, verdiği yoğun tepkilerin ilişkisinde sorun yarattığını görebilir. Fakat telefonuna cevap alamadığı bir anda bedeni ve zihni yine aynı alarmı verebilir. Çünkü o anda devreye giren şey yalnızca kişinin bildikleri değil, zaman içinde öğrenilmiş duygusal tepkileridir.
Bu noktada değişim, “Artık neden böyle olduğumu biliyorum.” cümlesinden daha fazlasını gerektirir.
Gerçek değişim çoğu zaman yeni bir deneyime ihtiyaç duyar. Kişinin daha önce kaygılandığı bir durumda kaygısıyla kalabilmesi, hemen kontrol etmeye yönelmemesi, farklı bir tepki vermeyi denemesi ve bu yeni deneyimin sonucunu görmesi gerekir. Başka bir deyişle, zihin yalnızca yeni bir bilgi öğrenmez; aynı zamanda eski bildiğinin her zaman gerçekleşmediğini de deneyimler.
Bu süreç her zaman doğrusal ilerlemez. Bazen kişi fark ettiği bir davranışı yeniden tekrarlar. Eski bir ilişki örüntüsünün içine yeniden girebilir veya artık geride bıraktığını düşündüğü bir tepkiyle tekrar karşılaşabilir. Bu durum, farkındalığın işe yaramadığı anlamına gelmez. Değişim çoğu zaman eski davranışın hiç ortaya çıkmamasıyla değil, ortaya çıktığında daha erken fark edilmesi ve farklı bir seçim yapabilme ihtimalinin giderek artmasıyla gerçekleşir.
Belki de bu nedenle psikolojik değişimi yalnızca “bilmek” üzerinden değerlendirmemek gerekir. Kendimizi anlamak bize nereden geldiğimizi gösterebilir; fakat nasıl devam edeceğimizi belirleyen şey, bu farkındalıkla ne yaptığımızdır.
Bazen geçmişimizi anlamaya o kadar yoğunlaşırız ki bugünkü davranışlarımızı değiştirme sorumluluğunu fark etmeden erteleyebiliriz. “Ben böyle davranıyorum çünkü geçmişte bunları yaşadım.” cümlesi önemli bir açıklama olabilir. Ancak bu açıklama zamanla değişimin önünde duran bir gerekçeye de dönüşebilir. Geçmiş, bugünkü davranışlarımızı anlamamıza yardımcı olur; fakat onları sonsuza kadar sürdürmek zorunda olduğumuz anlamına gelmez.
İçgörü bize bir kapı açar. O kapının ardında ise denemek, yanılmak, bazen eskiye dönmek ve yeniden farklı davranmayı seçmek vardır.
Belki de değişim, kendimizle ilgili her şeyi anlamaya başladığımız anda değil; bildiğimiz şeyleri hayatın içinde başka türlü yaşamaya cesaret ettiğimiz anda başlar.


