Perşembe, Aralık 4, 2025

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Sevmek Bilinmiyor mu Bilinemiyor mu?

Sevmenin Mario gibi olduğu bir dünya — sevdikçe sevilenin; sevildikçe sevenin kaçtığı, ikisinin asla bir araya gelemediği bir düzen…
Oysa sevmek ve sevilmek bu değildi.
Tamam, Maslow’a göre bu bir ihtiyaçtı ama sadece basit bir ihtiyaçtan ibaret bir düzenek değildi.
Yaşamda birtakım fedakârlıklar, onu daha da büyüten bir dünyaya çekiyordu.

Bu dünyanın kapıları “Açıl susam açıl.” denilen bir kapı değildi;
açmak ve kapamak sadece sevginin derecesiyle belirleniyordu.

Sevmenin Ölçüsü Nedir?

Peki sevmek neydi? Sevmenin ölçüsü neydi?
Herkes gibi “Seni seviyorum.” deyince sevmek bu mu oluyordu?
Bu kadar kolay ağızdan dökülebilen bir şey miydi bu?

Oysa sevmek, sevdiğini söyleyememekti bazen; onu mıh gibi akılda tutmaktı, onsuz uzun bekleyişlerdi;
belki de tırmandığın yokuşların sürekli artması ya da zirvenin hep sisli olması gibi…

Bazen hiçbir şey yapmak zorunda olmadan da sevgi gösterilebilirdi.
Çünkü kalp güçlü biri; sevgisizlikle küçülmez ama büyüyebilirdi.

Öğretilen Sevgi ve Gerçek Sevgi

Bize öğretilen “sevmek” diye anlamlandırılan ama yakınından bile geçmeyen, kalplerimizde olmayan bir sevgiyi alenen dillendirmekti.
Ama kalp ikna olmuyordu; sevginin olmadığı kalplerde sıkışıp kalıyordu.

Uzun bekleyişlerindeki anlamı kaybedip uzun boşluklara bakıp kayboluyordu;
çünkü sevgi, yalnız karşılıklı kalplerin attığı yerde nefes alıp atabiliyordu.
Bu ise hiç kolay bir şey değildi, hele de gerçek sevgiyle var olan kalp için.

Gerçek Sevginin Şifresi Var mı?

Peki nereden bileceğiz gerçek sevgiyi?
Bir şifresi var mı çözmek için ya da anahtarı?
Peki elimizdeki her anahtar açar mı kalplerin kapısını?
Açmak için bunlar yeter mi peki?

Haydi açtık, karşılığını verebilecek sevgiye sahip miyiz?
Yoksa yarım kalan şeyler mi bırakacağız ardımızda, hem de Tetris gibi parçalarla tamamlanmak varken?

Belki de bazen eksik de kalabilmekti sevgi;
her şeye rağmen güçlü bağlar kurmaya çalışmaktı;
bazen gücünü yitirse de onu olduğu gibi kabul etmekti.

Hayatımıza Giren İnsanların Tesadüf Olmayan Rolü

Belki de bazen bu yüzden eksiklikler yüzümüze gün gibi vuruyordu;
bu yüzden bazı insanlarla yolumuz kesişiyordu.

Karşımıza çıkan insanlar tesadüf değildi; her biri olumlu veya olumsuz bir şey katıyordu.
Bir görevi vardı.
Sanki sanal bir dünyaymış gibi, sırası gelince hayatımızdaki görevini gerçekleştirip kenara çekiliyorlardı.

Ama yine de onlardan parça kalıyordu:
Bazen bir koku, bir ses, bir fısıltı kalıyordu geride.
Bazen bir yerden geçerken bir anda aklımıza düşüyordu;
ufak bir hissediş, bazen bir ürperti…

Bellek, Anılar ve Unutmanın İşlevi

Nasıl kodladıysak öyleydi; çünkü uzun süreli bellekteki anısal bellek, duygular devreye girdiğinde daha güçlü tutuyordu anıları.
Oysaki insan unutmak istiyordu ama anılar buna izin vermiyordu.

Aslında bazen unutmak her zaman iyi değildi;
çünkü bir sonraki durumda sana yol gösterici oluyordu.
Hatalardan geçip ders almak gerekiyordu;
eğer almıyorsak bu anının hiçbir işlevi yoktu.

Bu yüzden yaşanmışlıkları da heybemize alıp ilerliyorduk yaşamda.

Sevmeye Devam Etmenin Gücü

Ve insan aslında her şeye rağmen sevmeye devam ettikçe hiçbir şey yarım kalmıyordu;
çünkü önce kendini seviyordu, sevebiliyordu…
Biliyordu sevmeyi bilmeden sevilemeyeceğini.

Sevgi; tamamlanmaya değil, sevmeye devam etme çabamıza hayrandı.
Bu çaba onu çölde bile susuz bırakmıyordu;
serap görecek kadar bile olsa su buluyordu gönüldeki sevgi bağları.

Ve bu sayede yeşeriyor, umutları yeşertiyordu.
Kış ayında bile bahar getiriyor, üşüyen yürekleri ısıtıyor,
kuraklıkta su dolup taşar derecesinde bereket veriyordu tüm çöl olmuş bağlara.

Eksikliklerle Tamamlanmak

Bu yüzden hiçbir karşılaşma alelade değildi ve hiçbir sevgi eksik sayılmazdı.
Çünkü kalp, tüm çetrefilli yollara rağmen yolunu buluyordu.

Yollar Arap saçına dönse de o karmaşıklığı çözüyordu sevgiyle.
Çünkü sevgi, izini sürüyordu tüm bilinmezliğe karşı.

Eksik de olsak, yanılsak da o hissetmediği şeyleri doğrulamıyordu, kanmıyordu.
Sevgi için net bir anahtar yoktu belki ama yapboz parçası gibi uymamazlık da etmiyordu; tamamlıyordu.

Önce kendini tamamlayan insan, daha sonra tamamlanıyordu.
Bazen eksik kalsa da aslında tamam olmadan da tamamlanmış olabildiğini biliyordu.

Eksik parçalardan da yapbozun bütününe doğru yol alabileceğini biliyordu.
Çünkü bütünsel bir Gestalt yasasıyla tamamlandığını öğrenmişti.

Her harf olmasa da ne anlamı olduğunu anlayabildiğimiz o yasalar gibi…
Yeter ki kalbimiz eksikliklere rağmen sevmeye devam etmeye çalışsın.

Sonuç: Sevgi Eksikliği Değil, Sevmeye Devam Etmek

İnsan beşerdir ve eksiktir; ama kalp onu tamamlanmış hisseder ve hissettirir.
Çünkü sevgi, tamamlanmakla değil, eksikliklere rağmen sevmekte ve sevilmekte saklıdır.

Sevgiyle kalmanız dileğiyle…

EZGİNUR KALAYCI
EZGİNUR KALAYCI
Ezginur Kalaycı, psikolojik danışman, çocuk gelişimci ve yazar olarak psikolojik danışmanlık ve akademik çalışmalar alanında geniş bir deneyime sahiptir. Çocuk gelişimi ön lisans ve psikolojik danışmanlık lisans eğitimini tamamlayan Kalaycı, şu anda psikolojik danışmanlık alanında yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Oyun terapisi, masal terapisi, aile danışmanlığı ve sanat terapisi alanlarında çeşitli eğitimler alan Kalaycı, birçok gönüllülük projesinde aktif olarak yer almaktadır. Psikolojiyi herkesin kendi ruh sağlığını keşfedip güçlendirebilmesi için daha ulaşılabilir kılmayı hedefleyen yazar, bu doğrultuda insanlara rehberlik edecek psikolojik farkındalık içerikleri üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar