Cumartesi, Şubat 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Neden Sürekli Bir Şey Dinleme İhtiyacı Duyarız? Sessizliğin Ardındaki Erteleme Psikolojisi

Sabah gözlerini açar açmaz telefonu arayan eller, yürüyüşte hiç çıkarmadığı kulaklıklar ve bekleme anlarında hızla açılan sosyal medya akışları… Hepimiz bu döngünün içindeyiz. Hayatımızda neredeyse hiç boşluk, hiç sessizlik kalmadı sanki. Oysa sessizlik bir zamanlar durmak, nefes almak, kendini dinlemek demekti. Şimdi ise üzerimize çöken görünmez, ağır bir baskı gibi hissettiriyor. Çoğumuzun ondan kaçmasının sebebi belki de bu durumdur.

Sessizlikten Kaçışın Kuramsal Çerçevesi

Peki, sessizlikten neden bu kadar kaçıyoruz? Telafi Edici İnternet Kullanımı Kuramı (Compensatory Internet Use Theory), bu kaçışı açıklayan güçlü bir çerçeve sunar. Kardefelt-Winther (2014) tarafından öne sürülen bu kurama göre, bireyler negatif duygusal durumlarla (kaygı, can sıkıntısı, yalnızlık veya düşük benlik saygısı) başa çıkmakta zorlandıklarında, bu duygusal sıkıntıdan kaçınmak veya bunu telafi etmek amacıyla internet ve dijital uyaranlara yönelirler.

Belki de uyaranlar sustuğunda, sessizlik bastırdığımız düşünceleri ve unutulmuş duyguları gün yüzüne çıkarıyor. Zihnimiz hemen “Yeterince iyi miyim? Gelecek ne olacak? Başaramazsam ne olur?” gibi kritik sorularla meşgul olmaya başlıyor. Bu sorulardan kaçmak için yaptığımız tek şey ise dikkatimizi hızla dışarıya yöneltmek oluyor: TikTok, Instagram, videolar, akışlar, bildirimler…

Bu kaçış, kısa vadede bir huzur sağlıyor gibi görünse de, aslında yalnızca bir erteleme olarak düşünülebilir. Bastırdığımız her düşünce birikiyor, yoğunlaşıyor ve çok daha büyük bir rahatsızlık olarak geri dönüyor. Öz kontrolü zayıf olan bireylerin genel erteleme davranışları gösterme eğiliminde olduğu ve bu bireylerde sosyal medya bağımlılığının da geliştiği saptanmıştır (Ekşi, Turgut ve Sevim, 2019).

Dijital çağın bitmek bilmeyen gürültüsü, zihnimizi sürekli olarak küçük ödüllerle besliyor: Kısa videolar, gelen anlık beğeniler, kesintisiz akış… Akıllı cihazlar sayesinde bu platform ve uygulamalar, insan bedeninin bir tamamlayıcısı gibi işlev görmektedir (Akar, 2022). Bu durum, sürekli yeni uygulamaların hayatımıza girmesiyle aynı anda birçok şeye odaklanma durumunu kalıcı hale getiriyor. Zihnimiz “hemen tatmin olma” döngüsüne alışıyor. Dikkat aralıklarımız kısaldıkça, sürekli yeni bir uyarana yönelmek bir alışkanlık haline geliyor ve içsel sessizlik birdenbire tahammül edilemez bir duruma geliyor.

Bu durumun bedeli ağır olabilir. Dikkat dağınıklığı, artan kaygı, ruhsal yorgunluk ve kişinin kendini unutma hissi giderek yaygınlaşıyor. Nitekim yapılan meta-analiz çalışmaları, daha düşük bilinçli farkındalık düzeyinin daha sorunlu sosyal medya kullanımıyla güçlü bir şekilde ilişkili olduğunu göstermektedir (Meynadier vd., 2024). Sorunlu sosyal medya kullanımı, bireyin önemli görevleri tamamlayamama gibi işlevlerini bozması anlamına gelir. Ayrıca, sosyal medya bağımlılığı ile yaşam doyumu ve psikolojik sağlamlık arasında negatif yönlü anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir (Yılmaz vd., 2024).

Sessizlik: Tehdit mi, Yoksa Kaçırdığımız Bir Fırsat mı?

Oysa sessizlik, sandığımız gibi bir tehdit değil, aksine büyük bir fırsat olabilir. Sessizlik, zihnin kendine döndüğü, farkındalığın şeffaflaştığı bir alan yaratır. Bu anlarda geliştirilen bilinçli farkındalık (mindfulness), duyguları, düşünceleri ve bedensel duyumları yargılayıcı ve tepkisel olmayan bir şekilde içine alan bir farkındalık biçimidir (Zümbül, 2021).

İşte bu farkındalık, CIU kuramının işaret ettiği negatif duygusal durumlarla (kaygı ve kaçınma) yüzleşmeyi ve onları telafi etme dürtüsünü kırmayı sağlayarak iyileştirici bir etki sunar. Sessiz kaldığımız anlarda zihnimiz berraklaşır, kaygı azalır, düşünce ve duygular netleşir, karar verme kapasitemiz toparlanır. Bilinçli farkındalık temelli müdahaleler, depresif ve anksiyete semptomları gibi çeşitli psikolojik sorunlar üzerinde faydalı sonuçlar göstermiştir (Zümbül, 2021).

Sessizlik bir çeşit “zihinsel nefes”tir; bedenimiz gibi, zihin de sürekli koşamaz, ara verme alanına ihtiyaç duyar.

Bu zihinsel alanı yaratmak için dev meditasyon seanslarına ya da uzun inzivalara ihtiyacımız yok. Sessizlik, günlük hayatta kolayca erişebileceğimiz küçük adımlarla başlar. Duşa müziksiz girmek, yürüyüşte kulaklığı bırakıp etrafı dinlemek, beklerken telefona değil kendi nefesine odaklanmak veya uyumadan önce kısa bir ekransız zaman geçirmek bile yeterlidir.

Bu küçük duraklamalar, zihne “sessizlik tehlikeli değil, sadece bir dinlenme” mesajını verir ve kısa sürede zihnin eski, daha sakin ritmi geri gelir.

Sessizlikle Buluşmak: Kendinle Tanışmanın Anahtarı

Unutmayalım ki bu, sessizlikten kaçmak değil; onunla temas kurmak demektir. Sessizlik bir sığınak olarak değil; kendinle, düşüncelerinle ve duygularınla buluştuğun bir buluşma noktası olarak düşünebilirsin. Sessizlikte fark ettiğin her duygu ve düşünce, seni sakinleştirebilir ve sana daha net düşünecek alan açabilir.

Bugün kaçtığın her küçük sessizlik anı, yarın çok daha büyük bir kaygı dalgası olarak geri gelebilir. Bu, ertelediğin ödenmemiş bir faturadır. Belki bugün bastırdığın sorularla yüzleşirsin; belki de soruları bırakır sadece “nefes alıyorum” dersin. Her iki durumda da bu, iyileşmenin ve farkındalığın güçlü bir yolu olabilir.

Dünya gürültülü, karmaşık ve anlaşılmaz olabilir, ama bu gürültünün içinde kaybolmak zorunda değilsin. Sessizlik, iç sesini duyabileceğin ve kendini hissedebileceğin bir kapıdır.

Bugün üç dakikalığına durup farkı gör. Yarın bu süreyi beşe çıkar… Zamanla sessizlik sana yabancı gelmemeye başlar; aksine, seni besleyen ve güçlendiren bir alana dönüşür.

Sessizlikten kaçmayı bırak; kendine dön. Belki en çok ihtiyacın olan şey, yalnızca birkaç dakikalık bir duraktır ve o durak, hayatını değiştirebilecek kadar güçlüdür.

Kaynakça

Akar, D. (2022). Sonsuz dikkat dağınıklığı: Gündelik yaşamda sosyal medyaya odaklanmak. IMGE Kültür ve İletişim, 25(2), 545-554.

Ekşi, H., Turgut, T. ve Sevim, E. (2019). Üniversite öğrencilerinde öz kontrol ve sosyal medya bağımlılığı ilişkisinde genel erteleme davranışlarının aracı rolü. Addicta: The Turkish Journal on Addictions, 6, 715-743.

Kardefelt-Winther, D. (2014). A conceptual and methodological critique of internet addiction research: Towards a model of compensatory internet use. Computers in Human Behavior, 31, 351–354.

Meynadier, J., Malouff, J. M., Loi, N. M., & Schutte, N. S. (2024). Lower mindfulness is associated with problematic social media use: A meta-analysis. Current Psychology, 43, 3395–3404.

Yılmaz, M., Üner, M., Akal, A. D. ve Tatlısu, F. (2024). Üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığı yaşam doyumu ve psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkiler. Uluslararası Sosyal Bilimler Akademik Araştırmalar Dergisi, 9(16), 1-12.

Zümbül, S. (2021). Bilinçli farkındalık temelli bilişsel terapi: Bir inceleme çalışması. İstanbul Aydın Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 13(1), 155-194.

Hakime Zehra ŞENTÜRK
Hakime Zehra ŞENTÜRK
Hakime Zehra Şentürk, 4. sınıf psikoloji öğrencisi olarak akademik ve uygulamalı psikoloji alanlarında deneyim kazanmaktadır. Pozitif psikoloji, çocuk ve ergen psikolojisi ile kriz müdahalesi konularına özel ilgi göstermektedir. Erasmus programı kapsamında uluslararası deneyim edinmiş ve devlet hastanesinde staj yaparak klinik süreçler hakkında pratik bilgi sahibi olmuştur. Hem İngilizce hem Türkçe akademik makale yazabilen Şentürk, psikolojiye dair içerikleri erişilebilir ve anlaşılır biçimde sunmayı amaçlamaktadır. Hatay’daki depremzede gençlerin iyi oluşunu artırmayı hedefleyen müdahale programlarında fasilitatör olarak görev almıştır. Misyonu, bireylerin ruh sağlığını güçlendirecek bilgi ve projeleri yaygınlaştırmaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar