Perşembe, Nisan 9, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Neden Sürekli Aynı İnsanlara Çekiliyoruz?

Birçok insan hayatının bir döneminde şu soruyu kendisine sorar: “Neden hep aynı tip insanlarla karşılaşıyorum?” Farklı zamanlar, farklı ortamlar ve farklı kişiler… ancak yaşanan deneyimler çoğu zaman birbirine şaşırtıcı derecede benzer görünür. İlişkiler değişir ama duygular çoğu zaman aynı kalır; hayal kırıklıkları, beklentiler ve kırılmalar sanki tekrar eden bir döngü içinde yaşanır.

Psikoloji bu durumu tesadüf olarak görmez. İnsanların kurdukları ilişkiler çoğu zaman bilinçli seçimlerden çok, geçmiş deneyimlerin ve öğrenilmiş duygusal kalıpların etkisiyle şekillenir. Başka bir ifadeyle insanlar yalnızca hoşlandıkları kişilere değil, aynı zamanda tanıdık gelen duygulara da çekilirler.

İlişki Haritaları ve Çocukluk Dönemi

İnsan ilişkilerinin temeli büyük ölçüde çocukluk döneminde atılır. Gelişim psikolojisine göre çocuk, kendisi hakkında ilk fikirlerini ve ilişkilerde nasıl davranılması gerektiğini bakım verenleriyle kurduğu ilişki üzerinden öğrenir. Bu deneyimler zamanla bireyin zihninde bir tür ilişki haritası oluşturur. Kişi büyüdüğünde farkında olmadan bu haritaya benzeyen insanlara yönelme eğilimi gösterebilir.

Örneğin çocukluk döneminde sevgi ile mesafe, ilgi ile belirsizlik ya da onay ile eleştiri iç içe yaşanmışsa, birey yetişkinlikte de benzer duygusal atmosferi tanıdık bulabilir. Bu durum bazen kişinin kendisini sürekli olarak ulaşılması zor insanlara çekilmiş halde bulmasına neden olabilir. Çünkü zihin için tanıdık olan, her zaman sağlıklı olmasa bile güvenli hissedilebilir.

Tekrarlayan İlişki Kalıpları ve Psikolojik Dinamikler

Psikolojide bu durum bazen “tekrarlayan ilişki kalıpları” olarak ele alınır. İnsan zihni geçmişte yarım kalmış duygusal deneyimleri farkında olmadan yeniden sahneye koyma eğilimi gösterebilir. Kişi, geçmişte çözülememiş bir duyguyu bu kez farklı bir ilişki içinde çözebileceğini umut eder. Ancak çoğu zaman sonuç yine benzer bir hayal kırıklığıyla sonlanabilir.

Bu döngünün bir diğer nedeni ise insanın kendisi hakkında geliştirdiği inançlardır. Eğer bir kişi erken dönem deneyimlerinde yeterince değer görmediğini hissetmişse, zamanla kendisi hakkında buna benzer bir algı geliştirebilir. Böyle bir durumda kişi bilinçli olarak istemese bile, kendisini değersiz hissettiren ilişkilere daha yatkın hale gelebilir. Çünkü zihinde oluşan bu şema yapıları, kişinin ilişki seçimlerini fark edilmeden etkileyebilir.

Farkındalık ve Değişim Süreci

Ancak bu durum değiştirilemez bir kader değildir. İnsanların ilişki seçimleri çoğu zaman farkındalık kazandıkça değişmeye başlar. Kişi kendi duygusal kalıplarını ve geçmiş deneyimlerinin bugünkü seçimlerini nasıl etkilediğini anlamaya başladığında, yeni ve daha sağlıklı ilişki biçimleri geliştirme şansı da artar.

Sonuç olarak insanların sürekli benzer ilişki deneyimleri yaşamaları çoğu zaman tesadüf değildir. İnsanlar yalnızca sevdikleri insanlara değil, aynı zamanda geçmişlerinden tanıdıkları duygulara da yönelirler. Bu nedenle bazen hayatımızda değişmesi gereken ilk şey karşımıza çıkan insanlar değil, onları seçme biçimimiz ve geliştirdiğimiz farkındalık olabilir.

Kaynakça

Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss: Vol. 1. Attachment. New York: Basic Books.

Hazan, C., & Shaver, P. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology, 52(3), 511–524.

Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema Therapy: A Practitioner’s Guide. New York: Guilford Press.

Freud, S. (1920). Beyond the Pleasure Principle. Vienna: International Psychoanalytic Press.

Hayrunnisa bingöl
Hayrunnisa bingöl
Psikoloji alanında lisans eğitimi almaktayım ve akademik ilgilerim özellikle klinik psikoloji, bağımlılık psikolojisi ve psikososyal müdahale yaklaşımları etrafında şekillenmektedir. Psikolojik sorunların yalnızca bireysel düzeyde ele alınamayacağına; biyolojik, bilişsel, duygusal ve çevresel etmenlerin karşılıklı etkileşimiyle anlaşılabileceğine inanıyorum. Bu nedenle çalışmalarımda biyopsikososyal bakış açısını merkeze almayı önemsiyorum. Lisans eğitimim süresince psikopatoloji, klinik değerlendirme ve psikolojik müdahale süreçlerine yönelik kuramsal bilgileri derinleştirmeye odaklandım. Öğrendiğim teorik çerçeveleri güncel bilimsel araştırmalarla desteklemeye, kanıta dayalı yaklaşımları takip etmeye ve farklı kuramsal perspektifleri karşılaştırmalı olarak değerlendirmeye özen gösteriyorum. Özellikle bağımlılık davranışlarının gelişimi, sürdürülmesi ve nüks süreçlerinde rol oynayan nörobiyolojik, bilişsel ve çevresel faktörler akademik ilgimin merkezinde yer almaktadır. Akademik gelişimimin önemli bir parçasını bilimsel okuma ve araştırma becerilerimi güçlendirmek oluşturmaktadır. Bu doğrultuda ulusal ve uluslararası literatürü düzenli olarak takip ediyor, araştırma yöntemleri ve istatistiksel düşünme becerilerimi geliştirmeye çalışıyorum. Bilimsel bilgiyi eleştirel bir süzgeçten geçirebilmenin, klinik uygulamalarda etik ve etkili müdahaleler geliştirebilmek açısından temel bir gereklilik olduğuna inanıyorum. Akademik yaklaşımım; sorgulayıcı, kanıta dayalı ve etik ilkelere bağlı bir çizgide ilerlemektedir. Teorik bilgi kadar sahadaki deneyimin de mesleki gelişim açısından belirleyici olduğunu düşünüyorum. Bu kapsamda Kızılay bünyesinde gönüllü çalışmalarda yer aldım ve farklı sosyodemografik özelliklere sahip bireylerle çalışma fırsatı buldum. Bu deneyimler, psikolojik desteğin yalnızca klinik ortamlarda değil, toplumsal bağlam içinde de ne kadar önemli olduğunu fark etmemi sağladı. Sahada edindiğim gözlemler, empati temelli bir yaklaşım geliştirmenin ve etik sorumluluk bilinciyle hareket etmenin mesleki kimliğimin ayrılmaz bir parçası olmasına katkı sundu. Psikoloji alanına yaklaşımımda, bireyi yalnızca semptomları üzerinden değerlendirmek yerine yaşam öyküsü, sosyal çevresi ve içinde bulunduğu koşullarla birlikte ele almayı 2 önemsiyorum. Klinik psikoloji alanında ilerlerken danışanla kurulan terapötik ilişkinin, değişim sürecindeki belirleyici rolünün farkındayım. Bu nedenle mesleki gelişimimde yalnızca teknik bilgiye değil; iletişim becerileri, etik farkındalık ve mesleki sınırlar konularında da kendimi geliştirmeyi hedefliyorum. Uzun vadede klinik psikoloji alanında uzmanlaşmayı; akademik bilgi ile uygulamayı bir araya getiren bir mesleki çizgide ilerlemeyi amaçlıyorum. Bilimsel araştırmalara katkı sunmayı, ruh sağlığı alanında kanıta dayalı uygulamaların yaygınlaşmasına destek olmayı ve psikoloji bilgisini toplumsal fayda üretecek şekilde kullanmayı hedefliyorum. Akademik yolculuğumu sürekli öğrenme, eleştirel düşünme ve etik sorumluluk ilkeleri doğrultusunda sürdürmeyi amaçlamaktayım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar