Hepimiz o anı yaşamışızdır: Ne yapmamız gerektiğini biliyoruzdur. Kitaplar okumuş, eğitimler almış, kendimize “Bu sefer farklı olacak” demişizdir. Belki defalarca üzerine düşünmüşüzdür. Ancak sahne ışıkları yandığında, o kritik toplantı başladığında veya direksiyon başına geçtiğimizde, zihnimizdeki o “yeni ve gelişmiş” versiyonumuz bizi terk eder. Eski alışkanlıklar, titreyen eller veya ani öfke patlamaları geri gelir.
Son yirmi yıla damgasını vuran “Büyüme Zihniyeti” (Growth Mindset, Dweck, 2006) akımı bize hep şunu söyledi: “Yeteneklerinize değil, çabanıza odaklanın; zihniyetinizi değiştirirseniz her şeyi başarabilirsiniz.” Carol Dweck’in bu kıymetli yaklaşımı, hiç şüphesiz performansı ateşleyen harika bir kıvılcım. Bize kapıyı açar, cesaret verir ve yolun başındaki o donmuş halimizi çözer. Bununla beraber, büyüme zihniyeti her zaman sürecin tamamı ya da çözümün tek unsuru değil. Çoğunlukla zihniyet, başarı ve performansta bir ateşleyici ve perspektiftir.
Büyüme zihniyetine sahip olmak, bir yarışa katılma cesaretini göstermek gibidir. Fakat yarışı kazanmak için sadece “kazanabileceğinize” veya “öğrenebileceğinize” inanmak yeterli olmaz çoğu zaman. Sisk ve arkadaşları (2018) tarafından 365.000’den fazla katılımcıyla yapılan meta-analiz, zihniyet değişiminin başarı üzerindeki etkisinin neredeyse ihmal edilebilir düzeyde kaldığını da bize göstererek kanıtlıyor. Hatta Dweck’in kendisi de kavramların “çok hızlı bir şekilde çok uzağa yayıldığını” kabul etti (Yeager ve Dweck, 2020).
Bilmek ve Yapmak Arasındaki Nörolojik Mesafe
Peki, neden sadece zihniyet değişimi işe yaramaz? Çünkü zihniyet, beynimizin “düşünen” kısmıyla ilgilidir. Oysa yüksek performans, beynimizin “yapan, harekete geçen” kısmında gerçekleşir. Pfeffer ve Sutton (2000) ise bu durumu “Bilmek-Yapmak Uçurumu” olarak tanımlıyor. Bilgiye sahip olmakla, o bilgiyi baskı altında eyleme dökmek arasında devasa bir nörolojik mesafe var. Klinik pratikte de belki kendi hayatımızda da zaman zaman karşılaşırız “biliyorum ama yapamıyorum..” bu bir bilgi eksikliği değil, bu insan psikolojisinin yapısal bir özelliği.
Daniel Kahneman’ın (2011) belirttiği gibi, beynimiz iki vitesle çalışır: hızlı, otomatik ve duygusal olan “Sistem 1” ile yavaş, mantıklı ve planlayıcı olan “Sistem 2”. Zihniyet değişimleri genellikle Sistem 2’nin bir ürünü yani üzerinde düşündüğümüz, analiz ettiğimiz kısım. Ancak yüksek stres anında beynimizin korku merkezi olan amigdala devreye girer ve Joseph LeDoux’nun (1996) da gösterdiği üzere, tehdit uyaranı amigdalaya yaklaşık 12 milisaniyede yani henüz daha beynin mantıklı kısmı, dışarıdan gelen uyaranı işlemeye başlamadan önce ulaşır. Biz daha “Ben bu deneyimden ders çıkaracak ve olumlu bakacak bir büyüme zihniyetine sahibim” diyemeden, bedenimiz çoktan eski savunma moduna geçmiştir. Bir rallicinin virajı dönerken veya bir yöneticinin eleştiri alırken yaşadığı o “kendine engel olamama” hali tam olarak budur.
Sinir Sisteminin ve Bedenin Rolü
Bir başka önemli katman ise sinir sistemimiz. Stephen Porges’un (2011) Polivagal Teorisi’ne göre, sinir sistemimiz çevreyi sürekli tarar ve “Güvende miyim?” diye sorar. Porges bu sürece “nörosepsiyon” adını verir; yani sinir sisteminin tehdidi bilinçli farkındalıkla araması ve değerlendirmesi. Eğer sistem tehdit algılıyorsa, dünyanın en pozitif ve gelişim odaklı zihniyetine sahip olsak da bedenimiz kendisini kapatır. Pilot farkında bile olmadan fren noktalarını erkene alır; yönetici farkında olmadan omuzlarını gerer. Zihniyet aynıdır ama beden farklı bir karar vermiştir.
Bessel van der Kolk’un (2014) meşhur ifadesiyle, beden kayıt tutar. Geçmişte deneyimlenen “başarısızlık” olarak algılanan olaylar veya stres anları sinir yollarımıza kodlanmıştır ve Gelişim Zihniyetinde olsak dahi, biz fark etmeden bedenimiz ve sistemimiz tehdit moduna geçerek performansımızı hatta başarı algımızı bile farklılaştırabilir. Bu yüzden gerçek bir değişim ve yüksek performans adaptasyonu için sadece düşünceleri değil, bedenin verdiği bu otonom tepkileri de bunun bilincinde olarak performansı çalışmamız gerekir.
Uygulama Senaryoları ve Eylemi Otomatize Etmek
Peki, herkesin söylediğinin aksine “mindset (zihniyet) her şeyin anahtarı değilse, gerçek anahtar nerede? Zihniyet bize yolu açar, ancak o yolda yürümemizi sağlayan şey “Daha kararlı olacağım” demek yerine, “Eğer bu eleştiri gelirse, önce bir nefes alıp ‘teşekkür ederim’ diyeceğim” şeklinde spesifik senaryolar kurmak, altta yatan geçmişteki başarısızlık algılarını farkında olmak ve sinir sistemimizi performans anında tanıyor olmak başarı oranını artırır.
Gollwitzer ve Sheeran’ın 2006’da yaptıkları meta-analiz sonucunda, uygulama senaryolarının geleneksel hedef koymaya kıyasla orta-büyük bir etki büyüklüğü ürettiğini gösteriyor. Bu senaryolaştırılmış davranış planları, davranış kontrolünü çevresel ipuçlarını da devreye sokarak, eylemi otomatik hale getiriyor. Dolayısıyla bilinçli bir durumu gözetmek zorunda kalmayı gerektirmiyor.
Aristoteles’ten Nörobilime: Akrasia Problemi
Aslında bu durum yeni bir keşif değil. Aristoteles, Nikomakhos’a Etik’te yüzyıllar önce aynı probleme işaret eder. Ona göre insanlar çoğu zaman doğru olanı bilir, ancak buna rağmen o doğrultuda davranmaz. Bu durumu Akrasia, yani irade zayıflığı olarak tanımlıyor. Aristoteles, teoriyi pratiğin yerine koyanları doktorunu dikkatle dinleyen ama tedaviyi uygulamayan bir hastaya benzetiyor. Biz burada bile isteye o davranışı yapmamaktan bahsetmiyoruz tabii ki fakat, birçok unsur bir araya geliyor ve bir şekilde doğrusunu bildiğimiz noktalar o performans anında yapabilitemizden çıkıyor. İşte bu noktada sadece Zihniyeti değiştirmek biraz, teori boyutunda kalıyor sembolik olarak.
Bugün yani, yaklaşık 2400 yıl sonra nörobilim, Aristoteles’in bu sezgisini doğrular nitelikte karşımıza çıkıyor. Bilgi, eylemi garanti etmez.
Sonuç: Zihniyet Bir Başlangıçtır, Pratik İse Sürdürülebilirlik
Sonuç olarak zihniyet, bir motorun kontağını çeviren anahtar gibidir; süreci başlatır, vizyon sunar, harekete geçmemizi ve sürdürmemizi sağlar. Ancak aracın o yolu katetmesi için mekanik bir sağlamlığa, yakıta ve binlerce kilometrelik sürüş pratiğine ihtiyacı vardır. İster bir rally pilotu, ister bir yönetici, ister sahnedeki bir sanatçıyla çalışıyor olun durum genel olarak aynı “ustalık ve yüksek performans”, neye inandığımızdan ziyade sinir sistemimize ve bedenimize neleri alışkanlık olarak öğrettiğimizle ilgili. Zihniyeti bir ateşleyici olarak kullanmak; ama enerjimizi o ateşi sürekli kılacak pratikleri inşa etmeye odaklamak performans ve başarıda gerçek sürdürülebilirliği sağlıyor.
Kaynakça
-
Aristoteles. Nikomakhos’a Etik (M.Ö. ~340).
-
Dweck, C. S. (2006). Mindset: The New Psychology of Success. Random House.
-
Gollwitzer, P. M. ve Sheeran, P. (2006). Implementation intentions and goal achievement: A meta-analysis. Advances in Experimental Social Psychology, 38, 69-119.
-
Hayes, S. C., Luoma, J. B., Bond, F. W., Masuda, A. ve Lillis, J. (2006). Acceptance and commitment therapy: Model, processes and outcomes. Behaviour Research and Therapy, 44(1), 1-25.
-
Jacobson, N. S., Dobson, K. S., Truax, P. A., Addis, M. E., Koerner, K., Gollan, J. K., … ve Prince, S. E. (1996). A component analysis of cognitive-behavioral treatment for depression. Journal of Consulting and Clinical Psychology, 64(2), 295-304.
-
Kahneman, D. (2011). Thinking, Fast and Slow. Farrar, Straus and Giroux.
-
LeDoux, J. E. (1996). The Emotional Brain. Simon & Schuster.
-
Pfeffer, J. ve Sutton, R. I. (2000). The Knowing-Doing Gap: How Smart Companies Turn Knowledge into Action. Harvard Business School Press.
-
Porges, S. W. (2011). The Polyvagal Theory. W. W. Norton.
-
Sisk, V. F., Burgoyne, A. P., Sun, J., Butler, J. L. ve Macnamara, B. N. (2018). To what extent and under which circumstances are growth mind-sets important to academic achievement? Psychological Science, 29(4), 549-571.
-
Van der Kolk, B. (2014). The Body Keeps the Score. Viking.
-
Yeager, D. S. ve Dweck, C. S. (2020). What can be learned from growth mindset controversies? American Psychologist, 75(9), 1269-1284.


