Cumartesi, Şubat 21, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

“Mindfulness” Amacından Saptı! Peki Şimdi Ne Olacak?

İşin özüne indiğimizde, nereye gidersen git, oradasın.
Ne yapıyorsan, sonunda yapmış olduğun şey odur.
Şu anda ne düşünüyorsan, zihninde olan şey tam da odur.
Başına ne geldiyse, o zaten gelmiş durumdadır.
Önemli soru şudur: Sen bunu nasıl ele alacaksın?
Başka bir deyişle: “Peki şimdi ne olacak?”

Jon Kabat-Zinn, 1994

Popüler psikoloji söylemlerinden olan “anda kalmak” neredeyse büyülü bir iksir gibi dile getirilmektedir. “Mindfulness” olarak da tanıdığımız bu kavram, sosyal medyada veya popüler psikoloji kitaplarında stres azaltmanın ya da kontrol etmenin yolu olarak sunulmaktadır. Aynı zamanda mutluluğa ulaşmanın seçeneklerinden biri, zihnin arındırılmasının önemli yöntemlerinden biri olarak da anlatılmaktadır. Oysa bu kavramın psikoloji literatüründeki kökenlerine bakıldığında, “mindfulness” neredeyse hiçbir zaman kendini iyi hissetme tekniği olarak tanımlanmamıştır.

Kabat-Zinn (1994), anda kalmayı tanımlarken “yargısız bir farkındalık ile şu ana dikkat vermek” ifadesini kullanmış; yaşanan deneyimlerin değiştirilmeden, müdahale edilmeden olduğu gibi ele alınmasını vurgulamıştır. İlginçtir ki günümüzdeki “mindfulness” uygulamalarında çoğu zaman rahatlama, duyguları kontrol etme veya duygulardan kaçış ön plana geçmekte ve uygulama kendi özünden uzaklaşmaktadır.

Günümüzde pek çok kişi “anda kalmak” ifadesini duyduğunda zihnini tümüyle boşaltması gerektiğini, özellikle olumsuz duyguları ortadan kaldırması ya da bu pratiği yaparken sürekli huzurlu hissetmesi gerektiğini düşünebilmektedir. Oysa farkındalık pratiğinin özü, duygularla ve düşüncelerle bir tür anlaşma hâlidir; onları ortadan kaldırmak değil, onlara alan açmaktır (Hayes, Strosahl & Wilson, 2012). Bu noktada özellikle olumsuz duygu ve düşüncelere yer açabilmek, onlara müdahale etmeden zihinde belirmelerini izlemek, herhangi bir duyguyu diğerinden öne geçirmeden sadece fark etmek pratiğin temelini oluşturur.

Yetişkinlikte Anda Kalmanın Zorlukları

Küçük bir çocuğu oyun oynarken hayal etmeye çalışın. Sanki kendisini oyunun içinde kaybeder, oynadığı karaktere bürünür ve zaman kavramını yitirir. Düşüncelerini, duygularını ve davranışlarını oyuna göre kurgular; ancak bunun için özel bir emek harcamaz. Çocuklar anda kalmak için çaba göstermez; zaten doğal gelişimsel yapıları gereği burada ve şu andadır.

Yetişkin birey için anda kalmak, çocuklarla kıyaslandığında çok daha zor ve çetrefilli olabilir. Yetişkin zihni, hem geçmiş yaşantıları hem de geleceğe dair varsayımları aynı anda taşır. Çocuklar oynadıkları oyunlarla bütünleşirken, yetişkinler dikkatlerini ve farkındalıklarını uğraştıkları işe verebilmek için özel bir çaba harcar. Günümüz dünyasında verimli olma gerekliliğinin dayatılması, mutlu ve kaliteli hayatlar sürmenin koşullandırılması ve dolayısıyla sürekli tetikte olma hâli, insan zihnini doğal hâlinden uzaklaştırır. Bu nedenle mindfulness, yetişkinler için bir pratik, çocuklar için ise bir varsayılan ayardır.

Ne var ki popüler kültürdeki “anda kalmak” söylemleri bu farklılığı çoğu zaman göz ardı ederek, yetişkinin karmaşık iç dünyasının tek tip öğretiler ve tekniklerle düzenlenebileceğini iddia edebilmektedir. Oysa psikoloji biliminin temel ilkelerinden biri, her bireyin kişisel farklılıklarının göz önünde bulundurulması ve insanın “tek ve biricik” oluşunun tanı ve tedavinin önemli bir parçası olması gerektiğidir.

Örneğin travma geçmişi olan bireylerde mindfulness uygulamaları her zaman rahatlatıcı olmayabilir; hatta var olan kaygıyı artırabilir (Treleaven, 2018). Mindfulness uygulamaları, doğru şekilde ele alındığında, olumsuz duyguları ortadan kaldırmaya odaklanmadığı için kişinin içsel yaşantısında olumsuz deneyimlerini daha belirgin biçimde hissetmesine yol açabilir.

Mindfulness’ın Popüler Kültürdeki Sapmaları

Klinik uygulamalar mindfulness’ı kabul, farkındalık ve bilişsel süreçlerin incelenmesi bağlamında ele alırken, popüler kültürde bu pratik çoğu zaman şu söylemlere indirgenmiştir:

  • Zihni boşaltmak

  • Olumsuz duyguları yok etmek

  • Hep mutlu hissetmek

  • Kendini sürekli sakin tutmak

  • Hayata pozitif bakmak

Bu ifadeler, meditasyon veya “anda kalmak” önerileri sunan sosyal medya paylaşımlarında sıkça karşımıza çıkar. Ancak bu motivasyonlarla yapılan uygulamalar, kişinin olumsuz duygu ve düşüncelerini bastırmasına ve zamanla kendisine yabancılaşmasına neden olabilir.

Patronuna öfkelenen, eşinin sözleriyle kırılan ya da yaşadığı olumsuz deneyimler sonrası umutsuzluğa kapılan bir kişi; “anda kalmak” adına nefesine odaklanarak öfkelenmemeye, düşünmemeye veya sadece hayatın iyi taraflarını görmeye çalışıyorsa, uygulama amacından sapmış sayılabilir. Mindfulness’ın hedefi duyguları değiştirmek değil, duygularla temas kurmaktır. Kabat-Zinn (2005), farkındalık pratiğinin temel amacının “yaşamla daha doğrudan ilişki kurmak” olduğunu vurgular. Bu bağlamda mindfulness, bir iyi hissetme tekniği değil; bir farkındalık pratiğidir.

Özetle…

Gelişimsel psikoloji perspektifinden bakıldığında çocuklar şu açık mesajı verir: Zihin, dışsal bir müdahale olmaksızın da anda olabilir. Ancak yetişkinlikte bu beceri, toplumsal koşullar, bilişsel yükler, duygusal baskılar ve öğrenilmiş kalıplar nedeniyle zayıflayabilir. Mindfulness, çocukluğun getirdiği bütünsel farkındalığın yetişkin yaşamına yeniden uyarlanmış, bilinçli bir formudur.

Bu nedenle anda kalmayı keşfetmek, bir yeniden öğrenme sürecidir. Duyguları bastırmadan kabul etmeyi, beden sinyallerini önemsemeyi, dikkatin doğal akışını izlemeyi ve deneyimi kontrol etme çabasından vazgeçmeyi içerir.

“Anda kalmak” kavramı günümüzde yaygın biçimde kullanılsa da amacından uzaklaştığında yalnızca yüzeysel bir rahatlama tekniğine dönüşebilir ya da kişinin kendisine daha fazla yabancılaşmasına yol açabilir. Mindfulness, kişinin kendi deneyimlerine yumuşak bir merakla yaklaşmasını hedefleyen psikolojik bir süreçtir; mutluluk talimatı değildir. Bu nedenle kavramı yeniden doğru bağlamına yerleştirmek, hem bireysel ruh sağlığı hem de psikoloji biliminin bütünlüğü açısından önem taşımaktadır.

Kaynaklar

Hayes, S. C., Strosahl, K. D., & Wilson, K. G. (2012). Acceptance and commitment therapy: The process and practice of mindful change (2. baskı). The Guilford Press.

Kabat-Zinn, J. (1994). Wherever you go, there you are: Mindfulness meditation in everyday life. Hyperion.

Kabat-Zinn, J. (2005). Full catastrophe living: Using the wisdom of your body and mind to face stress, pain, and illness (15. yıl baskısı). Delta Trade Paperback/Bantam Dell.

Treleaven, D. A. (2018). Trauma-sensitive mindfulness: Practices for safe and transformative healing. W. W. Norton.

Selin Damla Çakır
Selin Damla Çakır
Selin Damla Çakır, klinik psikolog olarak çalışmaktadır ve çocuk, ergen, genç yetişkin, aile ve çift terapisi alanında uzmanlaşmıştır. Psikoloji alanında lisans eğitimi, devamında çocuk ve ergen alanında bir yüksek lisansı, yetişkin alanında da bir klinik yüksek lisansı bulunmaktadır. Kapsayıcı bir bakış açısına sahip olmaya çalışan yazar, çocuk ve ergenlerin ebeveynlerine süreç yönetimi konusunda destek olmak için çeşitli seminerler düzenlemiş, psikolojiyi günlük yaşantıda kullanılabilir hale getirmek için çalışmalar yapmıştır. Temel hedefi “ulaşılabilir, uygulanabilir ve doğru psikolojik bilgi” sunmak olan yazar, bu alanda üretmeye devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar