Günlük hayatta farkında olmadan yüzlerce küçük karar veririz. Ne giyeceğimiz, ne yiyeceğimiz, hangi işe önce başlayacağımız, hangisini erteleyeceğimiz… Bu tür kararların her biri tek başına önemsiz görülebilir ancak bilişsel açıdan baktığımızda bu önemsiz kararların toplamı bize maliyeti hiç de az olmayan bir zihinsel yük yaratır.
Bilişsel psikolojide bu durum karar yorgunluğu (decision fatigue) kavramıyla açıklanır. Temel varsayımı şu şekildedir: “Karar verme sınırsız bir kaynak değildir. Dikkat, kontrol ve değerlendirme gerektirir.”
Sistem 1 Ve Sistem 2: Zihnin İşleyiş Mekanizması
Çok sevdiğim, Nobel Ekonomi Ödüllü bir psikolog olan Daniel Kahneman, düşünceyi Sistem 1 ve 2 olarak ayırmaktadır. Bilinç dışı ve hızlı bir şekilde çalışan Sistem 1 alışkanlıklarla ilerler. Gündelik kararlarda işimize yarar ama hataya daha yatkındır. Sistem 2 ise daha yavaş, bilinçli ve efor gerektiricidir. Karmaşık kararlar verirken kullanırız ve daha güvenilirdir. Ancak yine de günlük olarak yaptığımız küçük seçimlerin bir kısmı Sistem 2’yi meşgul edebilir. Sistem 2’nin uzun süre aktif olması zihinde yorgunluk, yüzeyselleşme ve kaçınma eğilimini artırır.
Özdenetim ve Bilimsel Tartışmalar
Karar yorgunluğu kavramı özellikle Baumeister’in özdenetim (willpower) çalışmalarıyla popülerleşmiştir. Bu çalışmalarda art arda seçim yapan bireylerin daha sonra özdenetim gerektiren görevlerde daha düşük performans gösterdiği belirtilmiştir (Baumeister et al., 1998). Ancak son yıllarda bu alanda ciddi anlamda bilimsel tartışmalar meydana geldi. Tekrarlı çalışmalar ve meta-analizler, etkinin her koşulda güçlü ve evrensel olmadığını gösterdi. Bu da demek oluyor ki özdenetim, tek bir enerji deposu gibi çalışmıyor olabilir. Bu duruma getirilebilecek alternatif yorum şudur: Karar yorgunluğu tek başına açıklayıcı bir mekanizma olamaz. Stres, zaman baskısı, belirsizlik, açlık, duygusal/bilişsel yük ve motivasyon gibi faktörlerle birlikte karar kalitesini etkileyen bir çerçevedir.
Küçük Kararlar Büyük Fırsatları Neden ve Nasıl Sabote Eder?
Bilinç dışı olarak aldığımız kararlar genellikle gün içinde sık sık tekrar ederler, net bir kurala ya da sisteme bağlı değildir, alternatif sayısı fazladır ve doğru seçimi yapma baskısı yaratır. Bu tür kararlar bilişsel olarak çelişki yaratır. Bireyler karar verme yorgunluğunun ardından daha yüzeysel düşünmeye, varsayılan seçeneklere yönelmeye, riskten kaçınmaya, ertelemeye daha yatkın hale geldiğini göstermektedir. Bu durum, uzun vadeli hedefler gerektiren kariyer, akademi, üretim, ilişkiler, finans gibi konularda ciddi problemler yaratabilir.
Mesela başarılı ve üretken kişilerle ilişkilendirilen tek tip kıyafet pratiği genellikle bir disiplin göstergesi olarak yorumlanır. Oysa psikolojik açıdan baktığımızda oldukça stratejik bir tasarruf hamlesidir. Bu eylemdeki amaç, günlük, düşük değerli kararları otomatikleştirerek daha yüksek zihinsel kaynaklar gerektirecek kararlar için saklamaktır. Bu yaklaşım sadece kıyafetle sınırlı değil tabii. Sabah rutinlerinin sabitlenmesi, haftalık yemek planlarının önceden belirlenmesi, çalışma saatlerinin ve mekanının standart olması gibi uygulamalar zihinsel yükü azaltır. Bu uygulamalar kapasite artırmaz ama gereksiz kullanımı azaltır.
Bilişsel Basitleştirme Ve Kontrol Alanı
Bu tarz görevlerin basitleştirilmesi kontrol alanını bilinçli olarak daraltabilmeyi sağlar. Dikkat dağınıklığı azalır, karar sonrası hissedilen pişmanlık durumu değişir, zihinsel gerginlik azalır, öznel kontrol hissi artar. Ancak önemli bir nokta da şudur: Basitleştirme katı kurallara sabit kalmak demek değildir. Rutinler esneklikle birlikte işlevsel hale gelirler. Kalıp haline geldiklerinde ise stres yaratırlar.
Tabii ki de tek tip kıyafet, sabit rutinler ya da sadeleştirilmiş bir yaşam “başarı reçetesi” değildir ancak bilişsel açıdan doğru kullanıldıklarında büyük kararların küçük kararlar tarafından bulanık hale gelmesini engeller. Zihinsel iyi oluş yani esenlik, her şeye hakim olmaktan değil, “neyin kontrol edilmeye değeceğini bilmekten” geçer.
KAYNAKÇA
Kahneman, D. (2011). Thinking, Fast and Slow. Baumeister, R. F., et al. (1998). Ego depletion. Journal of Personality and Social Psychology.


