Perşembe, Aralık 4, 2025

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

ISSIZ ADAM FİLM ANALİZİ IŞIĞINDA BAĞLANMA KORKUSUNU (DİSORGANİZE BAĞLANMA) ANLAMAK: ”ALPER İÇİN BAŞKA TÜRLÜSÜ MÜMKÜN OLABİLİR MİYDİ?”

Alper yalnız, nevi şahsına münhasır zevkleri olan bir adam. İşinde çok başarılı ancak tek gecelik ilişkilere bağımlı. Yani her gece cinsel doyum yaşamadan uyuyamıyor. Sevişirken bağ kurmuyor ve hızla orgazm olurken partnerine karşı sadistik bir cinsellik sergiliyor. Seks işçisi kadınlara verdiği parayı da evine temizliğe gelen kadının parasını da daha iş başlamadan veriyor.

Yaşı ilerliyor ve yukarıda bahsettiğim bağlanmaktan kaçma savunmaları git gide zayıflıyor. Böylece bir gün kitapçıda gördüğü bir kıza aşık oluyor. Kahramanımız, sevgilisi olacak bu kızla ilk defa tek gecelik olmayan gerçek bir ilişki deneyimi yaşıyor.

Adaya (sevgilisi) deli gibi aşık oluyor fakat aynı zamanda ona bağlanmaktan deli gibi korkuyor. Bir yandan sevgilisi ile kaynaşıp bir bütün olmayı arzularken, diğer taraftan ondan uzaklaşmak ve kaçmak istiyor. Ayrılacağını söyleyeceği gün ona defalarca sımsıkı sarılıp öpüyor ve üç dakika sonra “ben ayrılmak istiyorum” diyor.

Peki tüm bu çelişkili, karmaşık ve akılalmaz ikilemler neden oluyor? Alper’in sorunlarının temelinde neler yatıyor?

Erken Dönem Deneyimlerin Bağlanma Üzerindeki Etkisi

Alper’in annesi Ada’ya “çocukken de böyle içine kapanıktı” diyor. Bu bize Alper’in durumunun bir kişilik yapılanmasından kaynaklandığını gösteriyor. Fakat Müzeyyen’in (anne) dediği gibi, huy ya da mizaç kaynaklı olmayan bir patolojinin ayak izleri görünüyor. Müzeyyen film boyunca özverili ve müşfik bir anne profiline sahip. Ancak Alper’in kadınlarla ilişkisindeki çarpıklığın kaynağında yüksek ihtimalle erken dönem anne yaraları yatıyor.

Filmi geriye doğru sarmaya başlayabiliriz; ta ki hayatının başlangıç yıllarına… Alper’in bu hayattaki ilk deneyimlerinin, defalarca tekrar etmesi sonucu oluşturduğu temel inanç şöyle okunabilir: “İhtiyaçlarımı kimse karşılamaz, hayatta yapayalnızım ve bu dünya zorluklarla dolu bir yer.”

Filmde bir sahnede “çok zor anne, çok zor anne” diye defalarca tekrar ediyor. Yani erken bebeklik evrelerinde mütemadiyen ya da zaman zaman ama tekrar eder biçimde temel ihtiyaçları karşılanmamış; karnı acıktığında meme bir türlü gelmemiş, altı kirlendiğinde zamanında temizlenmemiş.

Fakat bir yandan da gündüz “cefakar bir ana” olarak bebeğin neye ihtiyacının olduğunu göremeyen, belki de buna hiç bir fırsatı olmayan anne; oğlunu geceleri koynuna alıp yatırmış, onu emzirmiş, ona sarılmış, onunla kaynaşmış. Bu ikili deneyimler hem doyum hem de terkedilme duygusunu aynı anda yaşamasına yol açmıştır.

Psikanalitik Bakış Açısı ile Alper’in İlişki Biçimi

Alper her gece parasını önden verdiği bir kadınla sadistik ve alelacele bir biçimde ilişkiye girerken annesinin onu kendi istediği zamanlarda alelacele doyurmasını tekrar ediyor. Cinsel doyuma bağımlı olmasına rağmen kimseyle uyuyamıyor çünkü bilinçdışında bu kadınları annesinin temsilcisi yapıyor. Bu yüzden ya annesinin onu terk etme deneyimini tekrar ediyor, ya da bilinçdışında ensestiyöz algılanan bu ilişkilerden kaçarak suçluluğunu bastırıyor.

Bir diğer açıdan anne kendi ruhsal doyum ihtiyacını bebek üzerinden karşıladığı için (bebeğin ihtiyaçlarının görülmemesi) Alper cinsellik deneyimlerinde sadece kendi orgazm ihtiyacını karşılıyor. Restoranı olan ve binlerce kişinin karnını doyuran bir şef olarak, annesinin ocak başında güzel yemekler yapan fakat ruhsal olarak kendisini doyuramayan ilişki biçimini de yine başka insanlarla tekrar ediyor.

Psikanalizde bu yorumlar, danışana sorarak doğrulanabilir ya da yanlışlanabilir birer hipotezdir.

Bağlanma Korkusu ve Dizorganize Bağlanma

İhtiyaçları mütemadiyen yerinde ve zamanında karşılanmayan, uyuması için yalnızlığa terkedilen bebekler; bağlanma nesnesi olan anneye hem aç kalır hem de onu aç bıraktığı için anneye büyük bir öfke duyar. Hem sahip olamadığı o doyuran anneyi bulup bağlanmak ister hem de hüsrana uğramaktan bir o kadar korkar. Çünkü hayattaki ilk deneyimler defalarca bu şekilde tekrar etmiş ve beyninde ilişkilere dair bu taslağı oluşturmuştur.

Böyle bir alt yapı ile bir gün gerçekten birini sevse ve onu seven birini bulsa bile bu ilişki Alper’i korkutacaktır. Sanki birini severse onu yok edecekmiş ya da biri onu severse kendisi yok olacakmış gibi deneyimler (yutma-yutulma korkusu; Klein, M., 1946). İlişkiye hem büyük bir arzu hem de büyük bir korku duyulan bu durum dizorganize bağlanmanın tipik bir belirtisidir. Kaygılı ve kaçıngan bağlanma stillerinden farklı olarak bu insanlar ikili duygusal ilişkilere hem çok muhtaç hissedip hem de çok korkarlar. Ve de hayallerinde yarattıkları platonik bir aşka tutunup gerçek ilişkilerden kaçarlar; tıpkı Alper’in gerçek ilişkiyi bitirip iç dünyasında yaşattığı ilişkiyi hiç bitirememesi gibi.

Psikodinamik Terapi ile Alper’in Potansiyel Değişimi

Peki, Alper bu versiyonunda psikolojik destek almaya karar verse neler değişirdi?

  • Alper oldukça fazla psikodinamik temaları olan bir danışan. Her gece sevişmek zorunda hissetmesi, sadistik tutumları, bağ kurmaya dirençli oluşu gibi tekrarlayan temalar analitik olarak çözümlenir.

  • Bilinçdışında gömülü acı verici duygu ve deneyimler bilince getirilerek bugünkü ilişki çıkmazları ile bağlantıları fark ettirilir. Gerekirse travma müdahale teknikleri kullanılır.

  • Danışan erken dönem bağlanma travmasını dış dünyada; tam kaynaşma ile sürgün bir uzaklık arasında sürekli yeniden sahnelerken, terapistle güvenli bir ortamda sağlıklı bir yakınlık ve uzaklık ilişkisi içerisinde yeniden yapılandırır.

  • Alper’in terapi ile elde ettiği bu yeni ve sağlıklı deneyimler aracılığıyla zamanla kendisini, ötekileri ve dünyayı anlamlandırma biçimi değişir. Yakın ilişki kurma kapasitesi artar, bebeksi ihtiyaçlarını fark eder ve temini için kimseyi incitmeyecek yollar bulabileceği bir kapasite yavaş yavaş gelişir. Ve bu versiyonda kahramanımız adadan ayrılmaz; sevip sevilmekten korkmadan, ona muhtaç da hissetmeden sağlıklı bir ilişki kurabilir.

Sonuç

Özetle Alper’in dizorganize bağlanması, erken çocukluk deneyimlerinden kaynaklanan karmaşık bir korku ve arzu dengesizliğiyle açıklanabilir. Bağlanma korkusu, bireyin hem yakınlığa hem de uzaklaşmaya olan ihtiyacını aynı anda deneyimlemesine yol açar. Psikodinamik terapi ve terapötik müdahale, bu döngüyü kırmasına ve sağlıklı bir ilişki kurmasına olanak tanır.

Öznur Yomralı
Öznur Yomralı
Öznur Yomralı, lisans eğitimini psikolojik danışmanlık alanında tamamlamıştır. Özellikle dinamik, aktarım odaklı ve gelişim odaklı psikoterapiler üzerine eğitimler almış olup, hem bu alanlarda çalışmalar yapmakta hem de danışan görmektedir. İnsanların bilinç alanında olmayan ama hayatlarını zorlaştıran durumları fark etmelerine yardımcı olmak amacıyla, bilinçdışının gizli dilini anlatan yazılar kaleme almaktadır. Misyonu, terapi görmeyen bireylerin de kendi psikolojileri üzerinde daha derin bir etkide bulunabilmeleri ve böylece toplum ruh sağlığına katkıda bulunabilmektir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar