Hayatımız boyunca bir şeylere inanma ihtiyacı hissederiz. Bir şeylere, birilerine, bir yerlere ve en önemlisi de kendimize… İnandığımız şeyler kişiden kişiye çokça değişse de temelindeki ihtiyaç belirsizlik ve belirsizlikle gelen bizim dışımızda olan şeyler üzerindeki kontrol kaybı hissini büyük ölçüde azaltmaktır. Mesela belirsizlik yaşadığımız durumlarda fal baktırabilir, burç yorumları okuyabiliriz. Belirsiz olanı biraz daha belirlemek amacıyla yıldızlara ya da soyut varlıklara inanmayı seçebiliriz. Ya da bizim dışımızda gelişen olaylar üstünde kontrolümüzü kaybettiğimiz hissi paniğe, “kontrol etmeliyim” düşüncesine ve rahatlamak için devamında bizi Tanrı inancına itebilir. Hepimiz farklı şeylere tutunuruz, sevinçlerimizi ve üzüntülerimizi inancımızla açıklamaya çalışır ve sebebi kendimiz ve inandığımız şey/kişiyle paylaşırız. Dine, insanlara, yıldızlara, bir şehre, bir nesneye, evrene inanmayı seçer ve bu sayede belirsizlikte sıkışmayı reddederek psikolojimizi koruruz esasında. Belirsizlik karşısında zihnin bu kadar hızlı anlam üretmeye çalışması aslında bir zayıflık değil, aksine uyum sağlama çabamızın doğal bir sonucudur.
Bilişsel Kapatma İhtiyacı ve Kontrol Mekanizması
Psikolojik bir kavram olan “Need For Closure” bireyin belirsizlik ve karmaşıklık karşısında kesinlik arayarak bilgiyi yapılandırma ve basitleştirme eğilimini ifade ederek bireye bilişsel-motivasyonel destek sağlar (Kruglanski & Webster, 1996). Bireyin kesinlik arayışıysa inandığı şey her neyse orada son bulur. Eğer bu inanç Tanrı’ysa dua edebilir ya da dini ritüellerle kendi hayatının kontrolünü tekrar eline almaya çalışır. İnanılan şey evrense birey kendi enerjisiyle belirsizliği yok etmek için evrenle anlaşmaya çalışabilir. Başımıza gelen tüm olaylarda aslında sorumluluğu kendimiz ve inandığımız şeyle/kişiyle aramızda paylaştırırız. Böylece hayatımızın direksiyonu bizde olsa bile yanımızdakine de haber vererek, sorarak veya isteklerde bulunarak herhangi bir kaza ihtimalinde hatayı paylaşmış oluruz. Ayrıca başımıza gelecek güzel şeylere sebepler bulur ve bir dahakine aynı ritüele devam ederek güzel şeyler için çabalamış sayarız kendimizi. Buna ihtiyacımız vardır çünkü bir şeylere inanmadığımız noktada başımıza gelen tüm güzel şeyler kadar hatalar da bize ait olur, bu da kontrol edemeyeceğimiz bir suçluluk ve sorumluluk yükler sırtımıza.
İnancın Getirdiği Umut ve Gerçeklik Dengesi
İnanç bizim dışımızda olan ve olacak şeylere ihtiyacımız olduğunun bir kanıtı aslında. Kısacası bazen suçlayacak ve bizi telafi isteğinden kurtaracak birilerini, bir şeyleri ararız ya da başarı ve sevinçlerimizi bize bizden başka verebilecek bir şeyleri/birilerini kollarız. Bu da tamamen kafamızda olan ve bizim kontrolümüzde olan inancımızdır. İnanacak şeyi/kişiyi seçtikten sonrasını o inanca bırakarak günah çıkartırız bir nevi ve belirsizlikle beraber çektiğimiz acıya son veririz. İnanç beraberinde umudu getirir hayatlarımıza. İnandığımız sürece güzel şeylerin bizim dışımızda da olabileceğine olan bir umut geliştiririz. Ve işin insana kolay gelen yanı bunu sadece inanarak yapabilecek gücümüz olmasıdır. Bizi dünyanın en pesimist durumundan çekip çıkarır ve belirsizlikle aramıza bir set çeker.
Ölçülü İnanç ve Geleceğe Bakış
Hayatımızı inancımız ve onun doğurduğu umutla paylaşımlı yaşamak bizi normalde yükleneceğimiz yüklerden kurtarabilir. Ancak kontrol hissini yeniden kazanmak için geliştirdiğimiz bu yollar, kısa vadede rahatlatıcı olsa da uzun vadede sorgulanmayı da gerektirir. Ölçülü ve yerinde inanç kişiyi dinlendirebilir ama her şeyde olduğu gibi dozajı önemlidir. Yersiz inanç ve umut kişiyi de gerçeklikten uzaklaştırarak hayal dünyasında yaşamaya itebilir. Kısacası inanın; birine, bir şeye, bir yere ya da mesela gökyüzüne bile ama gerçeklik algınızla oynamaya başladığında zor da olsa kendinize inanacak daha sağlam şeyler seçin.
Kaynakça
Kruglanski, A. W., & Webster, D. M. (1996). Motivated closing of the mind: “Seizing” and “freezing.” Psychological Review, 103(2), 263–283.


