İRADE ISLAHI Emre YILDIRIM Neredeyse bütün başarısızlıklarımızın altında tek bir neden yatıyor, o da irademizin zayıf olması ve çaba gösterme, özellikle de sürekli çaba gösterme düşüncesi karşısında dehşete kapılıyor olmamız. Madde için yerçekimi ne ise, insan doğası için de aynı etkiye sahip dirençsizlik, boş vermişlik, sefahat gibi sözcükler, evrensel tembelliğin özüne işaret ediyor. Bir çocuğu düzenli çalışmaya alıştırmak nasıl da zaman alır, bilmeyen var mı?
Alışıla gelmişten veya çevresinde uygulanandan daha iyisini yapmaya hevesli bir köylü yahut işçiye ne kadar ender rastlanır, öyle değil mi? Avukat, yargıç, doktor, profesör… Hepsi mesleklerini, yerinde sayan veya son derece yavaş yükselen bir temel üzerinde icra ederler.
Sarf edilen güç yıldan yıla düştükçe, sahip olunan zekânın yüksek niteliklerini değerlendirme olasılıkları da tükenir. Gidip gelmekten yolda oluşan derin teker izleri gibi zekâ da parlaklığını yitirir. Onunla birlikte dikkatini toplama, çözümleme ve düşünce üretme yetenekleri de zayıflar.
Kişi, kariyerinin yanında aklını çalıştıracak başka türden uğraşlar edinmezse enerjisinin giderek körelmesi kaçınılmazdır. Her şeye rağmen, yaşantımızın özü ile ilgili tüm öğelerin üç başlık altında kolayca toplanabildiği görülüyor; fikirlerimiz, duygusal durumlarımız ve eylemlerimiz. Buradaki fikir sözcüğü ise içinde birbirinden farklı birçok öğeyi barındırmaktadır.
Akıl ile irade bağlantısını araştıran psikologların, düşüncelerimiz arasında saptayabildiği en belirgin ayrım, merkezcil ile merkezkaç düşünceler arasındadır. Fikirlerin büyük çoğunluğu bize dışarıdan gelir ve Montaigne’in deyişi ile eleğe takılıp öylece beklerler. Hiçbir içselleştirme çalışmasına tabi tutulmazlar ve belleğimiz, onlar için sadece bir depo işlevi görür.
Birbirleriyle çelişenler bile orada yan yana durur. Böylece hepimiz kafalarımızın içinde, okuduklarımızdan, tartışmalarımızdan, hatta rüyada gördüklerimizden artakalan fikirler taşırız. Bunlar, zihnimizin tembelliğinden yararlanarak oraya sızmayı başarmış ve aslında bir yazarın veya öğretmenin etkisi altında edinilmiştir.
Sonuç, karakterimizi yeniden biçimlendirebileceğimiz, kendi irademizi terbiye edebileceğimiz, zaman ile ve doğamızın kanunlarını öğrendikçe de kendimizin en üst seviyede efendisi olabileceğimizdir. Kısacası, irade ıslahı, bencil duyarlılığın acımasız gücüne karşı, aklın egemenliğinin bakış açısını oluşturur. Hayatımıza dokunacak birkaç söz daha; Zamanı nasıl iyi kullanacağını bilenlerde zamanın asla tükenmediğini söylemekte haklı değil miyiz?
Yapmaları gereken işleri yapmak için en az zamana sahip oldukları hâlde, bu insanlarda da bunların olması gerçeği ne kadar adildir? Çünkü çalışmak için zamanın olmamasından şikâyet etmek, çalışıp çabalamaktan korkulduğunu ve nefret edildiğini kabul etmektir. Zamanı iyi yöneten insanlara baktığımızda aslında bizlerde olan yirmi dört saatin aynısı onlarda da vardır – Betelgeuse’ta veya Andromeda’da yaşamıyorlarsa tabi 🙂 – sadece farklı olarak yapacaklarının listesini çıkarmaktadırlar.
Bu listede yaptıklarına tik koyarak ilerlemektedirler. Çünkü beyin bir şeyleri başarma edasından hoşlanır. Her tik koyulduğunda beyne bu işi layıkıyla yaptın ve tamamladın denir.
Üstüne üstlük bir de iş bitimi örneğin kısa mola, içecek seansı yapılırsa beyin artık onu iş olarak görmeyecek oyunlaştırıldığı için onu yapboz gibi tamamlayarak puzzle’ı tamamlamaya çaba gösterecektir. Tamamlanmış işlerinizin çoğalması ümidiyle, Okuduğunuz için teşekkür ederim, Umay Ana hepinizi korusun ve kollasın! Sonraki yazılarda görüşmek üzre…
Kaynakça
- birçok eserden ve kişisel tecrübelerden yararlanılmıştır


