Bazen rutinlerin, gürültülerin, döngülerin, zor zamanların, mutlu anların arasında saklı ufak bir sessizlik fark ederiz. Ne kadar tükenmiş, yorulmuş, canlı veya zinde olsak da içimizde doldurulamamış bir boşluktan açığa çıkan bir sessizlik… Kimi zaman sükûnetini devam ettirirken kimi zaman da fısıldar kulağımıza: “Ben ne yapıyorum burada?”.
Bu soru, basit gibi görünse de insan zihninin en temel eğilimlerinden biri olan Anlam Arayışının işaretidir. Psikolojide purpose-seeking olarak adlandırılan bu eğilim, nörobilimde beynin “default mode network” (varsayılan ağ) denen bölgesinin aktifleşmesiyle ilişkilidir (Raichle, 2015). Yani insan durup kendine soru sorduğunda yalnızca düşünsel değil; biyolojik olarak da varoluşunu sorgulamaya başlar.
Bu içsel sorgulama, yaşamın anlamsız gibi görünen anlarını dahi kişinin gelişimi açısından değerli kılar. Çünkü bilinçli Farkındalık, boşluk hissini bile bir deneyim ve öğrenme fırsatına dönüştürür. Tam da bu noktada Frankl’ın sözü anlam kazanır:
“Varlığın, varoluşun ve yaşamın anlamsızlığına yönelik düşünceler içerisinde olmak dahi ayrı bir anlam taşımaktadır.” (Frankl, 2007, s. 23)
Bu bakış açısı; sessizliğin, boşluğun ve anlamsızlık hissinin bile bizi yönlendiren bir rehber olduğunu hatırlatır. Yani “Ben ne yapıyorum burada?” sorusu bir krizden çok, içsel bir Anlam Arayışı yolculuğunun başladığı eşiği temsil eder.
Hayatın Öğretileri: Potansiyeli Keşfetmek ve Sınanmak
Her insan dünyaya belirli bir potansiyele sahip olarak gelir. Kimi buna ruh amacı, kimi kişisel misyon, kimi ise öz benlik eğilimi der. Carl Rogers’a göre her birey, tıpkı bir tohumun güneşe yönelmesi gibi, kendi doğasına uygun yöne doğru büyümeye içsel olarak programlanmıştır (Rogers, 1961). Bu potansiyel yüksek sesle konuşmaz; çoğu zaman yalnızca fısıldar. Bu yüzden onu duyabilmek için dış dünyanın gürültüsünden sıyrılıp iç sese yaklaşmak gerekir.
Potansiyelin keşfi yalnızca içsel bir farkındalıkla değil, aynı zamanda yaşamın bize sunduğu deneyimlerle de şekillenir. İlişkiler, başarılar, kayıplar, tükenmişlikler, yanlış seçimler ve yeniden başlamalar… Hepsi bizi yoğuran birer öğretidir. Jung’un “İnsan ancak zorlanarak derinliğine iner” (Jung, 1953) sözünde de vurguladığı gibi, zorluklar yalnızca bir çöküş değil; dönüşümün birer başlangıcıdır.
Bu nedenle tükenmişlik bile bir kırılma değildir, içsel bir yol değişiminin başlangıç sinyalidir. Yaşamın sunduğu süreçler yalnızca bizi yıpratmaz; aynı zamanda olgunlaştırır, öğretir ve potansiyelimizin şekillenmesine hizmet eder. Böylece insan, sadece dışarıdan belirlenen bir yoldan ziyade kendi iç eğiliminin, deneyimlerinin ve farkındalığının birleştiği yerde yön bulmaya başlar.
Yönü ve Yolu Belirlemek: Adım Adım Farkındalığa
Peki insan kendi yönünü, yolunu nasıl bulur? Bunun kesin bir formülü yoktur; lakin “bana ne iyi geliyor, hangi konular beni doğal olarak çekiyor, yorulsam bile vazgeçemediğim şeyler neler, deneyimlerim beni nereye doğru itiyor, bu hayatta gerçekten ne yöne doğru ilerlemek istiyorum” gibi bazı sorular bize uygun yönü ve yolu görünür kılabilir.
Bu sorular zihnimizin öz farkındalık ve kimlik işleme bölgelerini harekete geçirir. İçsel yol, bir kader dayatması değil; içimizde hafifçe hissettiğimiz bir çekimdir. Bu çekim, kimi zaman yaşamın bizi sürüklediği rastlantısal bir yol gibi gözükse de, kulak verilirse, bizim seçtiğimiz bir yol hâline gelebilir.
Irvin Yalom’un varoluşçu psikoterapisinde vurguladığı gibi, insan yaşamının pasif bir seyircisi değil; aktif bir tasarlayıcısıdır (Yalom, 1980). Bu nedenle yolculuğumuz yalnızca başımıza gelenlerden ibaret değildir; seçimlerimizle, farkındalığımızla ve değerlerimizle şekillenir.
Bu noktada Frankl’ın yaklaşımı bir kez daha devreye girer: Anlamsızlık bile anlam arayışının bir parçasıdır. Boşluk, yönsüzlük veya belirsizlik hisleri; aslında içsel yön bulma sürecinin doğal basamaklarıdır. Bunlar insanı durduran değil, harekete geçiren işaretlerdir.
“Ben Ne Yapıyorum Burada?” Sorusu Bir Kapıdır
Sonuç olarak, “Ben ne yapıyorum burada?” sorusu bir krizden ziyade hayattaki Anlam Arayışımıza yönelik bir kapıdır. Anlamsızlık, boşluk ve sessizlik bile bu kapının tokmağını oluşturur.
Dünyaya geliş sebebimiz (potansiyelimiz), hayatın bize sunduğu süreç (öğrenişimiz) ve sonunda seçtiğimiz yön (bilinçli tercihimiz) bir bütünün zaman içerisinde parçalara ayrılmış hâlidir. Bu parçaları geri birleştirebilmemiz için atılması gereken en önemli adımlardan biri ise sorgulamalarımızdan doğan Farkındalığa, bilinç kapımızı aralamaktır.
Bu aralık, sorulardan kaçmak yerine direkt cevap bulmayı beklemeden yüzleşip içe dönmeyi sağlar bizlere. İçimize dönmek ise bu bütünlüğü fark etmenin ilk adımıdır. İnsan sadece dışarıdan değil, içeriden de büyür ve ancak bu farkındalıkla yaşanan bir yaşam, yalnızca sürdürülen bir süreç olmaktan çıkıp anlamla dolu bir yolculuğa dönüşür…
Kaynakça
Frankl, V. E. (2007). Duyulmayan anlam çığlığı (Çev. Selçuk Budak). Öteki Yayınları.
Raichle, M. E. (2015). The brain’s default mode network. Annual Review of Neuroscience.
Rogers, C. (1961). On becoming a person. Houghton Mifflin.
Jung, C. G. (1953). The undiscovered self. Princeton University Press.
Yalom, I. (1980). Existential Psychotherapy. Basic Books.


