Pazartesi, Temmuz 20, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Güçlü görünmenin ardında

Nasılsın? Evet. Bugün bu yazıyı okuyan sevgili okuyucularıma soruyorum. Bugün nasılsın? Ama gerçekten nasıl olduğunu merak ediyorum. Öylesine sözde sormuyorum. Siz de öylesine sözde “İyiyim” cevabıyla geçiştirmeyin :). Çünkü biliyorum, biliyoruz. Hepimiz bu soruyu birbirimize sorarız da çoğumuz “İyiyim” cevabını verir, köşemize çekiliriz. Gerçekten nasıl olduğumuzu, ne hissettiğimizi söyleyemeyiz. Çünkü çoğumuz güçlü görünmeye çalışıp gerçekten hissettiklerimizi saklarız. Oysa sakladığımız hislerimiz, anlatmak istediklerimiz bir gün bizim hiç de ummadığımız bir anda ortaya çıkar. Ve işte o an durumu kontrol altına alamayabiliriz. İçimizde yaşadığımız ve anlatılmaya ihtiyacı olan her his, durum anlatılmadıkça, yaşanmadıkça bedenimizde kendini göstermeye başlar. Bedenimiz bize sinyaller göndermeye, bize durumu fark ettirmeye çalışır. Biz bu sinyalleri her görmezden, duymazdan geldiğimizde ise durum daha da ciddi bir hal almaya başlar. Sözlere dökülmeyen her his, duygu, durum bedenimizde sözsüz şekilde görünür olup stres, tükenmişlik, öfke, kaygı olarak ortaya çıkar. Ve sanmayalım ki yaşadığımız her şeye rağmen “iyiyim” cevabını vermezsek güçsüz oluruz. Hayır. Aksine her birimiz o kadar güçlüyüz ki. Sadece kırmamız gereken bir “güçlü görünmeliyim” duvarı var önümüzde. Onu kırdığımızda özgürleşecek, hissettiklerimizi, düşüncelerimizi anlatabileceğiz. Peki bu nasıl olacak?

Öncelikle her zaman iyi hissetmek zorunda olmadığımızı, bazen bize farklı hissettiren olaylarla, durumlarla karşılaşabileceğimizi unutmamalı, bunu kendimize hatırlatmalıyız. Hayatın içinde bizi zorlayan, üzen ve yoran olaylarla karşılaşabiliriz. Bunlar yaşamın doğal bir parçasıdır. Kendimize bunu hatırlatmak, hissettiklerimizi bastırmak yerine anlatmaya çalışmak zaten iyileşmenin ilk adımlarından biridir. Ve bu doğrultuda kendimize inanmaya, güvenmeye başlarız. Bu durum ise hiçbir zaman düşmeyeceğimize, tökezlemeyeceğimize inanmak değildir; düştüğümüzde yeniden ayağa kalkabilecek güce sahip olduğumuzu bilmektir. Çünkü gerçek güç; her zaman güçlü görünmekte değil, gerektiğinde kırılganlığımızı da kabul edebilmektir. Peki neden, çoğumuz güçlü görünmeye bu kadar ihtiyaç duyarız? Belki de bunun en önemli nedenlerinden biri, çocukluğumuzdan itibaren “ağlama”, “güçlü ol”, “bunu da atlatırsın”, “kimseye belli etme” gibi iyi niyetle söylenen sözler zamanla duygularımızı göstermenin yanlış olduğu düşüncesini oluşturabilir. Böylece hissettiklerimizi paylaşmak yerine içimize atmayı öğreniriz.

Oysa duyguların doğru ya da yanlış olanı yoktur. Hissettiğimiz her duygu bize kendimizle ilgili bir şey anlatır. Üzüntü kaybettiğimiz bir şeyin değerini, öfke sınırlarımızın ihlal edildiğini, kaygı ise belirsizlik karşısındaki ihtiyaçlarımızı gösterebilir. Bu nedenle önemli olan duygularımızı yok saymak değil, onların bize vermek istediği mesajı anlamaya çalışmaktır. Bazen ise çevremizdeki insanların bizi hep güçlü biri olarak görmesine alışırız. Bu rolü sürdürmek için yorulduğumuzu, kırıldığımızı ya da desteğe ihtiyaç duyduğumuzu söylemekten çekinebiliriz. Çünkü kırılganlığımızı gösterdiğimizde değerimizin azalacağını düşünebiliriz. Oysa insanı güçlü yapan, hiç zorlanmaması değil; zorlandığını kabul edip bununla sağlıklı bir şekilde başa çıkabilmesidir.

Belki de kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: “Ben gerçekten güçlü mü olmaya çalışıyorum, yoksa sadece güçlü görünmeye mi?”. Bu iki soru birbirine çok benzese de aslında tamamen farklıdır. Güçlü görünmek, duyguları gizlemeyi gerektirirken; gerçekten güçlü olmak, gerektiğinde onları kabul edebilmeyi de içerir. Ve insan bazen “İyi değilim.” diyebildiği için hafifler. Çünkü iyileşme çoğu zaman her şey yolundaymış gibi davranmakla değil; yaşadıklarımızı fark edip kendimize karşı dürüst olabilmekle başlar.

Sözlerimi sonlandırırken sevgili Nil Karaibrahimgil’in şu sözlerini de eklemek isterim: “Karanlıkta yanabilirim, boşlukta durabilirim, düşmem ben, kanatlarım var ruhumda.” Kimi zaman karanlıkta kaldığımızı hissedebiliriz, boşlukta olduğumuzu, hiçbir yere tutunamadığımızı düşünebiliriz. Ancak insanın en büyük gücü, hiç düşmemesinde değil; düştüğünde yeniden ayağa kalkabilecek durumda olabilmesidir. O durumlar bazen içimizdedir, bazen de bize uzanan bir dost elinde, bir aile üyesinin desteğinde ya da bir uzmanın rehberliğinde saklıdır. Kendimize izin verdiğimizde, kırılganlığımızı kabul ettiğimizde ve yardım istemekten çekinmediğimizde o görünmez kanatlar bizi yeniden taşıyabilir.

Yazının sonuna gelmişken bir kez daha soruyorum: Nasılsın? 😊

Kübra Yolcu
Kübra Yolcu
Psikolojik danışman olarak Bartın Üniversitesinden mezun olduktan sonra Kübra Yolcu, üniversitede iken almaya başladığı keman dersleri, çıktığı keman konserleri ve solo ve koro performansları sayesinde müzik ve psikolojiyi kariyerine yansıtmaya karar vermiştir. Bu alanda yetkin olabilmek için öncelikle sanat terapisi eğitimi almış, bir yandan da müzik eğitimine devam etmiştir. Şu anda aynı üniversitede Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik alanında yüksek lisansınız yapan Psikolojik Danışman Kübra Yolcu, sanatın, müziğin insan psikolojisi üzerindeki iyileştirici gücü için araştırmalar yapmakta ve bu alanda çalışmalar yapmayı hedeflemektedir. Şu anda hem psikoloji hem de müzik alanındaki becerilerini geliştirmeye devam etmekte alanında yüksek lisansını yaparken keman derslerine devam etmekte ve bunun yanında gitar, piyano dersleri de almaktadır. Bu platformda yazacağı yazıların da hem psikolojinin içinden hem de bu alanlarda olmasını düşünmekte, psikolojiye karşı farklı bir bakış açısı kazandırmayı hedeflemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar