Çarşamba, Mayıs 13, 2026

Haftanın En Çok Okunanları

Son Yazılar

Gidenin Ardında Kalan: Yasın Görünmez Coğrafyasında Yol Almak

Yas, insanın en derin kırılma deneyimlerinden biridir. Sevdiğimiz birini kaybettiğimizde ruhumuzun verdiği en doğal, en insani ama bir o kadar da sarsıcı tepkidir. Bu süreç sadece bir “üzüntü” hali değil; zihnin, kalbin ve hatta bedenin yeni bir gerçekliğe, o kişinin olmadığı bir dünyaya uyum sağlama çabasıdır. Bu yazıda, yasın kitaplarda yazan kurallarını değil, o sessiz koridorlarda yürürken neler hissettiğimizi ve bu yolculuğun bizi nasıl dönüştürdüğünü inceleyeceğiz.

Zaman Her Şeyin İlacı mı?

Toplumda genel bir kanı vardır: “Zaman her şeyin ilacıdır.” Oysa yas sürecinde zaman, acıyı kendiliğinden yok etmez; sadece bize o acıyla yaşamayı öğretecek alanı açar. Yas, bitirilmesi gereken bir ödev ya da bir an önce kurtulunması gereken bir hastalık değildir. Aksine, kopan bir bağın ardından ruhun kendini yeniden inşa etme çabasıdır. Bu süreçte hissedilen öfke, derin boşluk hissi ya da bazen o tuhaf hissizlik, aslında zihnimizin o büyük kaybı tek seferde sindirememesi yüzünden kurduğu bir savunma hattıdır.

Gitmek ve Kalmak Arasındaki Salınım

Yas tutarken kendinizi bir gün hayata bağlanmış, ertesi gün ise yataktan çıkamayacak kadar bitkin hissedebilirsiniz. Psikoloji dünyası bunu bir “denge arayışı” olarak görür. Bir yanımız kayba odaklanır; fotoğraflara bakmak, ağlamak ve özlemek ister. Diğer yanımız ise hayata tutunmak; işe gitmek, faturaları ödemek ve yeniden gülümsemek zorundadır.

Bu iki uç arasında gidip gelmek bir kararsızlık değil, iyileşmenin ta kendisidir. Acıya tamamen hapsolmak bizi tüketebilir, ancak acıdan kaçmak da ruhsal tıkanıklığa yol açar. Sağlıklı bir iyileşme, bazen ağlayıp bazen de hayatın rutinlerine tutunarak, bu iki dünya arasında köprü kurabilmektir.

Kintsugi: Kırıklardan Sızan Yeni Bir Benlik

Japonların Kintsugi sanatı, yas sürecini anlamak için muazzam bir örnektir. Kırılan bir seramiği atmak yerine, kırık yerlerini altınla birleştirerek onu eskisinden daha değerli ve hikayesi olan bir objeye dönüştürürler. Yas da bizi kırar, parçalara ayırır. İyileşmek “hiç kırılmamış gibi” eski halimize dönmek demek değildir; bu mümkün de değildir.

Gerçek iyileşme, o kırıkları anılarla, sabırla ve yeni anlamlarla doldurmaktır. Yaralar tamamen kapanmaz, altın çizgiler gibi her zaman orada kalır; ancak o çizgiler artık birer zayıflık değil, ne kadar büyük bir fırtınadan sağ çıktığımızın ve ne kadar derinden sevebildiğimizin birer nişanıdır.

Yaralarla Birlikte Büyümek

Yasın nihai amacı gideni unutmak değil, onunla olan ilişkimizi fiziksel bir varlıktan manevi bir bağa dönüştürmektir. Her kayıp, bir parçayı eksiltirken; aynı zamanda yeni bir anlam kurma ihtiyacını da beraberinde getirir. O kişi artık yanımızda değildir ama bıraktığı izler ve sevgisi içimizde yaşamaya devam eder.

Yasın bir takvimi veya “doğru” bir yolu yoktur. Acınız, sevginizin bir yansımasıdır. İyileşmek acının yok olması değil, acıyla birlikte yürümeyi öğrenmektir. Bu nedenle yas, yalnızca kaybın değil, yeniden doğuşun da hikayesidir.

mina kılıç
mina kılıç
Mina Kılıç, Atlas Üniversitesi Psikoloji bölümü 3. sınıf ve Istanbul Üniversitesi Sosyal Hizmetler 1. sınıf öğrencisidir. Aktif olarak Balat Akademi kurumunda staj yapıp Atlas Üniversitesi bünyesinde tamamladığı akran danışmanlığı eğitimi üzerine danışmanlık yapmaktadır. Aile Danışmanlığı eğitimini tamamlamıştır. Klinik psikoloji, travma, kayıp ve yas alanlarına ilgi duymaktadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Popüler Yazılar