Olmayan kişileri ve olayları görmek, var olmayan sesler duymak, gerçekliğin ne olduğundan emin olamamak… Halüsinasyonlar belki de psikolojinin en çarpıcı semptomlarından biri olarak kabul edilebilir. Halüsinasyonlar dış dünyada var olmayan uyaranların gerçek olarak algılanmasına denir. İlk olarak Jean-Étienne Esquirol (1832) tarafından klinik bir terim olarak tanımlanmıştır. Psikolojik literatürde pek çok kuramcı tarafından incelenen ve tartışılan bu kavramı bu yazıda daha çok psikanaliz çerçevesinde inceleyeceğiz. Sigmund Freud ve Jacques Lacan’ın bu terim hakkında kendi kuramlarında nasıl bahsettiklerini inceleyeceğiz. Çevremizdeki kırılgan gerçekliği sorgulamamıza sebep olan bu fenomen sanat alanında da kullanımıyla anlatımı güçlendirerek, seyirciyi veya okuyucunun karakteri katmanlarıyla görmesini sağlamıştır. Psikanalitik çerçevede bu terimi anlarken çeşitli sanat yapıtlarından da örneklere başvuracağız. Aynı zamanda halüsinasyonların sanat için işlevlerini inceleyeceğiz.
Freud Halüsinasyonlar Hakkında Ne Dedi?
Freud’a göre halüsinasyonlar gerçekliğin askıya alınıp haz ilkesinin baskın olduğu bir durumu temsil eder. Rüyaların bir benzeri olarak tanımlanan halüsinasyonlar bastırılan arzuların geri dönüşü şeklinde yorumlanır. Bilinçdışı mekanizmalar tarafından bastırılan arzuların halüsinasyonlar şeklinde özneye geri dönüşünü veya doyum sağlamayı amaçlar.
Freud’un tanımladığı halüsinasyonlar, sanat eserlerinde de yerini bulmuştur. Birçok eserde karakterin gizli, unutulmuş, bastırılmış arzularının halüsinasyonlar ile tasvirlendiği görülmektedir. Bu anlatımla birlikte karakter gerçeklikten ayrılarak haz ilkesinin egemen olduğu dünyasını seyirciye açmış olur. Halüsinasyonlar aynı zamanda travmaların temsili olarak da kullanılabilir. Bu da karakterin geçmişi hakkında bize daha estetik bir bilgi vermiş olur.
Şimdi bu teoriyi daha iyi anlamak için Dostoyevski’nin Ecinniler (Demons) kitabına bakalım. Bu kitabın ana karakteri olan Stavrogin halüsinatif içeriğin tam olarak Freudyen bir açıklamasının örneği olarak görülebilir. Stavrogin’in halüsinasyonları hem işitsel hem de görsel olarak işlenir ve bu halüsinasyonlar konu itibariyle Stavrogin’in işlediği suçlar ile ilgilidir.
Burada durup biraz suç kavramını irdelemek iyi olacaktır. Suç diye tanımladığımız en basit şekliyle toplumsal ortaklaşa kabul edilen kurallara karşı gelinmesi şeklinde söylenebilir. Bu toplumsal kararlar gerçekliğin egemenliğinde bulunur ve özne olarak bu kurallara uymak için insanlar zevklerinde fedakârlıklarda bulunur. Bu fedakârlık karşılıksız yapılmış bir şey değildir, zevkten feragat etmenin ikincil kazançları vardır. Tabii ki bu konular bilinçdışı düzeyimizde dönen meselelerdir, ancak her öznenin neticesinde ikirciklik yaşadığı bir mesele olabilir.
Stavrogin gerçeklik ve haz ilkesi arasında kalmıştır. Çoğu yerde bastırdığı arzuları yani haz ilkesinin egemenliği hayatını ele geçirmiş ve bu suç işlemeyi seçmiştir. Bu ikircikli yapı suçluluğu doğurmuştur. Halüsinasyonlar, bilinçdışı bu süreçlerin değişerek Stavrogin’in hayatına geri dönüşünü gösterir.
Lacan Halüsinasyonlar Hakkında Ne Der?
Lacan halüsinasyonları sadece bastırılanın geri dönüşü olarak değil, aynı zamanda Gerçek’in simgeselin çatlaklarından içeriye sızarak kendini gösterdiği zamanlar olarak da tanımlar. Peki bu ne demektir?
Lacan kendi kuramında bize üç deneyim alanından bahseder. Bunlara düzlem (registers) da denir. Bu üç düzlem simgesel, imgesel ve gerçek’tir. Bu düzlemler öznenin deneyimini yapılandıran katmanlardır. Simgesel düzlem dilin hâkim olduğu katmandır. Yasa, toplum ve kültür burada bulunur. Arzular burada yapılanır, özne saf içgüdüsel bir zevkle değil, dilin ve toplumsal ilişkilerin varlığı ile tanımlanır. İmgesel öznenin ego ve tamlıklı benlik algısını oluşturduğu katmandır. Ancak tamlık bir yanılsamadır, fakat egonun oluşumu için bu yanılsama gereklidir. Özdeşleşme, sanat imge, ego ideali gibi kavramlar buraya aittir. Gerçek ise dilin ve imgenin ötesinde kalıp tasvirlenemeyen bir düzlemi kasteder. Lacan buraya öznenin deneyiminde “fazla olan” diye bahseder; simgeleştirilemez, imgeleştirilemez ve bu nedenle tam olarak anlaşılamaz. Bu yüzden travmalar, halüsinasyonlar gerçeğin yansımaları olarak tasvirlenir. Özetle, özne bir deneyimi simgeleştiremediğinde ya da imgeleştiremediğinde dışardan gelen işitsel (simgesel) ya da görsel (imgesel) uyaranlar olarak gelir.
Samuel Beckett’in Molloy romanı Lacan’ın halüsinasyonlarla ilgili kuramında bahsettiği birçok temayı anlayabilmemiz için güzel bir eserdir.
Kitabın baş karakteri Molloy yaşlı, hastalıklı ve giderek daha hareketsiz hale gelen biridir. Annesinin evinde bir odada (ya da kendi zihninin içinde) kendi hayat yolculuğunu anlatan bir yazı yazmaya çalışmaktadır. Şehirden kırsala taşınmasından, fiziksel güçsüzlüklerinden, toplumla olan uyumsuzluklarından ve düşüncelerinin giderek daha da dağınıklaşmasından bahseder bu yazıda.
Molloy aslında bir karakter ve romandan çok, öznenin çözümlenmesini anlatan bir figürdür: Yer yer kendi bedenini tanımakta zorlanan, işitsel halüsinasyonlar yaşayan ve gerçeklikten kopmaya başlamış… Molloy roman boyunca anlatısını tekrarlar, sapmalar ve mantıksız sıçramalarla ilerler. Lacan’ın simgeselinde dil hüküm sürer, dildeki bu kopuşlar bize simgeselin kurulamayışını gösterir. Aynı zamanda kendi bedeninden de uzaklaşan karakter kendini tanıyamamaktan ve parçalı hissetmekten bahseder. Bu da imgeselde yaşanan problemlere dikkat çeker. Bu sayede Molloy karakterinin deneyimlerini simgeleştirmediğini ya da imgeleştiremediğini anlamış oluruz. Bu karakterin doğal ilerleyişinde halüsinasyonlara rastlanması bu noktada şaşırtıcı gelmemektedir. Molloy’un Gerçek düzleminden anlamlandıramadığı deneyimlerinin ona halüsinasyon şeklinde, dıştan gelen uyaranlarla gelmesi sayesinde ortaya çıkması Lacanyen kuramda halüsinasyon kavramını kapsamlı bir şekilde açıklar.
Referanslar
Freud, S. (1900/1953). The Interpretation of Dreams. Standard Edition, Vol. 4–5.
Lacan, J. (1955–56). The Seminar of Jacques Lacan, Book III: The Psychoses. Ed. J.-A. Miller.
Fink, B. (1997). A Clinical Introduction to Lacanian Psychoanalysis: Theory and Technique. Harvard University Press.


