Empati, kişinin diğer insanların ne hissettiğini anlama ve onların açısından bakarak durumu içselleştirip kendini o kişinin yerine koymasıdır. Empati kurma becerisi önemlidir çünkü ilişki kalitesini artırır ve kişi anlaşıldığını hisseder. Bu da iletişim kopukluklarını azaltır. Agresif tepkiler vermeyi zorlaştırır ve daha objektif olmayı sağlayabilir. Duyguları adlandırmaya yardımcı olur ve düzenlemeyi kolaylaştırır.
Öznel Gerçeklik Farklı Anlamlar Sağlar
Empati, iletişime ve kişiye sağladığı faydalara rağmen başkasını doğru anlamayı garanti edemez. Her insan zihni özneldir ve kendine özel şemaları barındırır. Farklı kültürler, yaş grupları ve deneyimler farklı bir iç dünyayı oluşturur. İnsan zihni kendi içinde yanlılıkları barındırır. Bir olayın ne kadar zor olduğu, olayın kendisinden çok kişinin o olaya yüklediği anlamla ilgilidir. Bu yüzden “herkesin derdi kendine” psikolojik olarak anlaşılır bir ifadedir.
Çok benzer olaylar bile kişilerde farklı hisler uyandırır. Birisi için başarı olarak görülen bir durum diğeri için başarısızlık olabilir. Ayrıca öğrenme faktörü tepkiyi daha güçlü veya daha zayıf yapabilir. Bağlanma örüntüsü de farklı anlamlar sağlar. Örneğin, terk edilme hassasiyeti olan biri için olay daha tehdit edici algılanabilir. Benlik ve kişisel değerler iç dünyamızı oluşturur, anlama becerimize yön verir. Kısaca olay değil, anlam duyguyu belirler.
Empatinin Bileşenleri Nedir?
Empati günlük dilde karşıdakini anlamak olarak görülse de, tek bir beceri değildir. Birbirini tamamlayan ama farklı sonuçlar doğuran birkaç süreçten oluşur. Empatik hissetmek her zaman doğru anlamak değildir; hatta kişi doğru anlayabilse bile yardım etmekte zorlanabilir. Bu yüzden empatiyi bir bütün olarak ele almamak gerekir. Empati; bilişsel empati (başkasının düşüncelerini ve zihinsel süreçlerini anlama becerisi), duygusal empati (başkasının duygularını içselleştirerek aynı duyguyu hissetmek) ve somatik empati (başkasının yaşadığı duygusal deneyimin fiziksel olarak da hissedilmesi) olarak ayrılabilir. Bununla birlikte, empatiyi yalnızca “çeşitler” üzerinden tanımlamak, onun kişilerarası ilişkilerde nasıl işlediğini ve nerede bozulabildiğini açıklamak için yeterli değildir. Empatiyi bir süreç olarak ele almak önemlidir.
İlk olarak duygusal ipuçları fark edilir. Yüz ifadesi, ses tonu, beden dili gibi ipuçları zemin hazırlar ama yanlış anlaşılma bu aşamada meydana gelebilir. İpuçları belirsiz olabilir ya da onları kendi şemalarımıza göre filtreleyebiliriz.
Sonra anlamlandırmaya ve zihinsel model kurmaya başlanır, yani bilişsel bir çıkarım yapılır. Neden sorusuna cevap üretmeye başlanır ve tahmin yapılır. Bu yüzden hata payı yüksektir ve boşlukları kendi şemalarımızla doldururuz. Egomerkezci çıkarım burada rol oynar. Başkasının iç dünyasını anlamaya çalışırken kişinin kendi deneyimini “başlangıç noktası” yapmasına egomerkezci çıkarım denir. Zihin boşlukları hızlıca doldurmak ister. Dolayısıyla yine hata yapılabilir.
Üçüncü aşama, duygusal ve somatik rezonans basamağıdır. Kişi, karşısındakinin duygusuna duygusal olarak eşlik eder; bazen bu eşlik beden düzeyinde de hissedilir. Karşı tarafta hissedilen gerilim, kişide terleme, kalp hızında artış gibi fiziksel tepkilere yol açabilir. Ancak burada da önemli bir ayrım vardır: duygusal ya da bedensel eşlik, kişinin karşı tarafı doğru anladığını göstermez; yalnızca kişinin etkilendiğini ve bağlantıda olduğunu gösterir.
Dördüncü aşama ise davranıştır. Yani artık hissetmek ve anlamak değil, ifade etmektir. Öneri sunulabilir, sarılabilir, soru sorabilir veya kaçınabilir. Doğru anlamak doğru tepkiyi oluşturmaz. Bazen alan isteyen kişiye ısrarla öneriler sunulabilir ya da küçümseyici ifadeler kullanılabilir. Empatinin işlevselliği, yalnızca niyete değil, empatik tepkinin karşı tarafın ihtiyacına bağlıdır.
Nasıl Doğru Anlam Çıkarılır?
Empatik değerlendirmeler çoğu zaman belirsizlik altında yapılan çıkarımlara dayanır; bu nedenle “anladım” duygusu, yorumun doğruluğunu kendiliğinden garanti etmez. Bu noktada epistemik alçakgönüllülük, kişinin kendi bilgisinin sınırlarını kabul etmesi ve ürettiği yorumu mutlaklaştırmaması anlamına gelir. Dolayısıyla doğru anlama, empatik yorumun iletişimsel doğrulama ile test edilmesini gerektirir. Kişi algıladığı duygu ve anlamı karşı tarafa yansıtır, ardından netleştirici sorularla kontrol eder. Örneğin, “Bunun seni üzdüğünü anlıyorum, doğru mu?” gibi bir ifade, empatiyi tek taraflı bir varsayım olmaktan çıkararak iki kişi arasında ortaklaşa kurulan bir anlam üretimine dönüştürür. Bu doğrulayıcı yaklaşım aynı zamanda egomerkezci çıkarımı azaltır; çünkü kişi “ben olsam” üzerinden kesin hüküm vermek yerine, karşı tarafın perspektifini merkeze alarak anlamı onun geri bildirimine göre yeniden düzenler.
Son olarak, empatiyi doğru ihtiyaca göre uyarlamak önemlidir. Sadece anlam değil, verilen tepki de uygun olmalıdır. Bazı durumlarda karşı taraf sadece dinlenmek ister; diğer durumlarda ise çözüm isteyebilir. İhtiyacı anlarken ve tepki oluştururken karşı tarafın perspektifi temel alınarak ve doğrulama yapılarak ilerlenmelidir. Aksi takdirde empati, anlama kapasitesi olmaktan çıkıp yanlış varsayımların ürettiği bir müdahaleye dönüşebilir ve kişi “anlaşıldım” yerine “düzeltiliyorum” hisseder. Bu yüzden empati, doğrulama ve ihtiyaca uyarlama olmadan tamamlanmış sayılmaz.


