Günümüzde sosyal medya platformlarından internet forumlarına kadar her yerde karşımıza çıkan ortak bir soru var: “Doğru insanı nasıl bulurum?” Hatta bazılarımız bu arayışı o kadar içselleştiriyoruz ki, doğru kişiyi bulmak için hangi duaları edebileceğimizi araştırıyoruz. Ancak klinik psikoloji perspektifinden bakıldığında, asıl sorulması gereken soru belki de şudur: Doğru insanı mı aramalıyız, yoksa doğru insan olmaya mı odaklanmalıyız?
Kusursuzluk Arayışı ve İlişki Takıntıları
Pek çoğumuzun zihninde bir “doğru kişi” kriter listesi var. Fiziksel özelliklerden karakter yapısına kadar her kutucuğa “tik” atmaya çalışıyoruz. Ancak bu kusursuzluk arayışı, bazen psikolojik bir problem olan İlişki Takıntısı (Romantik İlişkilerde OKB) seviyesine ulaşabiliyor. Bu durumda kişi, sürekli olarak “Doğru kişiyle miyim?”, “Daha iyisini bulabilir miydim?” veya “Partnerimin burnu çok mu büyük?” gibi sorularla zihnini bir hapishaneye çeviriyor.
Buradaki temel sorun, karşıdaki kişinin kusurları değil, bizim zihnimizdeki mükemmeliyetçilik saplantısıdır. Unutmamalıyız ki ne doğru insanı bulduğumuzda ne de doğru insan olduğumuzda kusursuz olmayacağız; çünkü hata yapabilmek insan olmanın doğal bir parçasıdır.
Bulmak Bir Şans, Olmak Bir Seçimdir
İlişkiler üzerine yapılan tartışmalarda çok kritik bir ayrım vardır: Doğru insanı bulmak bir şanstır, ancak doğru insan olmak bir seçimdir. Kaderin getirdiği karşılaşmaları yönetemeyiz, ama kendi karakterimizi ve seçimlerimizi yönetme gücüne (cüzi irade) sahibiz.
Peki, “doğru insan olmak” ne anlama gelir? Bu süreci üç temel adımda inceleyebiliriz:
-
Öz Farkındalık: Kendimizi ne kadar tanıyoruz? Eğer kendi “duygusal yoksunluk şemamızı” fark etmezsek, bize ihtiyacımız olan sevgiyi vermeyecek soğuk insanları seçme eğiliminde olabiliriz. Yani, “bildiğimiz cehennemi, bilmediğimiz cennete tercih edebiliriz”.
-
Öz Yeterlilik: Kendi kendimize yetebiliyor muyuz? Kendine yetemeyen bir birey, partnerine bağımlı hale gelir ve bu da ilişkinin dengesini bozar.
-
Kendini Koruma Becerisi: Doğru insan olmak, sadece nazik olmak değildir; aynı zamanda sınır çizebilmektir. Partneriniz çok iyi biri olsa bile, eğer duygusal yapınıza saldırıyorsa veya sizi ihmal ediyorsa, kendinizi koruyabilmek de bir “doğru insan” becerisidir.
Bilimsel Gerçek: Memnuniyetin Kaynağı Sizsiniz
Almanya’da 486 aile üzerinde yapılan 9 yıllık boylamsal bir çalışma, ezber bozan bir gerçeği ortaya koyuyor: İlişkideki memnuniyetimizi belirleyen şey karşı tarafın değil, bizim kendi kişilik özelliklerimizdir. Özellikle kişinin duygusal dengesizliğinin (nevrotiklik) düşük, sorumluluk bilincinin yüksek olması ilişki tatminini doğrudan artırıyor. Karşıdaki kişinin etkisi, zannettiğimizden çok daha azdır. Bu da bize şunu söyler: Değiştiremeyeceğimiz partnerimize odaklanmak yerine, değiştirebileceğimiz tek yer olan kendimize odaklanmalıyız.
Kelebekleri Kovalamak mı, Bahçeyi Güzelleştirmek mi?
İlişki arayışını anlatan çok güzel bir metafor vardır: “Zamanını kelebekleri kovalamakla geçirirsen onlar senden kaçar. Ama güzel bir bahçe inşa edersen, kelebekler seni bulur. Kelebekler gelmese bile, en azından güzel bir bahçen olmuş olur”.
Sürekli “doğru kişi” peşinde koşmak yerine kendi iç dünyamızı, değerlerimizi ve çevremizi güzelleştirmeliyiz. Çünkü doğru insan algısı yaştan yaşa değişir; 20’li yaşlarda sevmek ve sevilmek ön plandayken, 30’lu yaşlarda anlaşılmak ve güven duymak daha önemli hale gelebilir.
Arkadaşlıktan Ebeveynliğe İlişki İnşası
Doğru insan kavramını bir “bulgu” değil, bir “inşa süreci” olarak görmeliyiz. Nasıl ki en yakın arkadaşlarımızı bir testten geçirerek seçmedik ve zamanla birbirimize dönüşerek o ilişkiyi kurduysak, romantik ilişkiler de öyledir. Sürekli partnerini test eden (“Zor günümde yanımda mı?”, “Beni yeterince dinledi mi?”) bir zihniyet, ilişkide güvensizliği doğurur.
Hatta çocuk yetiştirirken bile bu çatışmalar karşımıza çıkar. Bir ebeveyn rutini ve sınırları önemserken, diğeri şefkati ön plana çıkarabilir. Bu farklılıklar partnerimizin “yanlış kişi” olduğunu değil, sadece değer sistemlerimizin farklılaştığını gösterir. Bu noktalarda çatışmaya girmek yerine, kendi içimize dönüp “Neden bu kadar ısrarcıyım?” diye sormak, ilişkiyi kurtaran anahtardır.
Sonuç olarak; doğru insanı bulma saplantısından sıyrılıp, kendi bahçemizi güzelleştirmeye odaklanmalıyız. Biz doğru insan olma yolunda ilerledikçe, ilişkilerimiz de bu “dönüşümden” payını alacaktır. Unutmayın, en az hata yapan değil, kendi üzerinde çalışmaya gönüllü olan insan doğru indandır.


